90’lık delikanlı Resnais
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Büyük usta Alain Resnais’nin, “Daha Neler Göreceksiniz” filmi Cannes’ın altıncı gününün açılış filmi oldu. Ustanın bu filmi özgün ve yenilikçi. Ardından ise Ken Loach’un ‘Meleklerin Payı’ ve ortak yapımcıları arasında Semih Kaplanoğlu’nun Kaplan Film’i de yer aldığı Boşnak yönetmen Aida Begic’in ‘Saraybosna Çocukları’nı seyretmek farklı tatların en güzel örnekleriydi

Festivalin altıncı günü yaşıyla ters orantılı tazelikte filmler yapmaya devam eden, Fransız sinemasının duayeni Alain Resnais’nin yarışma filmiyle başladı. Büyük usta, “Vous n’avez encore rien vu-Daha Neler Göreceksiniz” ile seçkinin en yenilikçi ve özgün filmini çıkartmış. Her zamanki ekibine (Sabine Azema, Pierre Arditi) ek olarak kimler yok ki: Michel Piccoli, Lambert Wilson, Anne Consigny, Any Duperey, Matthieu Amalric… ve bir de ilk kez birlikte çalıştığı Fransa’nın belki de en parlak tiyatrocusu ve oyuncusu Denis Podalydes. Denis Podalydes’in filme katkısı sadece oyunculukla kalmıyor, filmin içindeki tiyatro kumpanyasının oynadığı oyunu da sahneye koymuş. Jean Anouilh’un aynı adlı eseriyle “Sevgili Antoine veya Yaşanmamış Aşk” adlı iki oyunundan hareketle yazdığı “Daha Neler Göreceksiniz”, Cannes gibi yeniliklerin peşinde koşması gereken bir festivale en çok yakışan film olmuş. 2010’da resmi yarışmada aynı saptamayı “Les Herbes Folles” ile yapmıştık. 90 yaşına rağmen Resnais her seferinde izleyiciye yeni bir boyut katan önerilerle geliyor karşımıza. Filmin konusunu anlatmak kolay değil, ama şöyle özetleyebiliriz: Antoine d’Anthac meşhur bir tiyatro yazarıdır. Ölümünden sonra “Eurydice” adlı oyununda bugüne kadar rol almış tüm oyuncu dostlarını bir şatoda topluyor. Dostlarından beklediği, bu eserin genç bir tiyatro topluluğu olan Compagnie de la Colombe oyuncularının denemesini videodan izlemek. Ve şu soruya cevap vermek aşk, yaşam, ölüm, ardından da ölümden sonra aşk sahneye konulabilir mi? Genç oyuncuların oyunu tecrübeli izleyici-oyuncularınkiyle karışıyor, yıllarca önce oynadıkları eserin sözlerini unutan yıldızların repliklerini gençler tamamlıyor. Sinemada aşk, ve tiyatro aşkı üzerine bir çeşitleme çıkmış ortaya. Sinemada hâlâ kalıpların dışında bir şeyler yapılabileceğini görmek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.

KEN LOACH’TAN ÇAĞDAŞ MASAL

İngiliz sinemasının büyük ustası Ken Loach yine Cannes seçkisinde. “Angels’ Share-Meleklerin Payı”nda Loach tatlı bir komedi ile bir kez daha çok sevdiği gençlik konusunu ele alıyor. Film, İskoçya’nın Glasgow kentinde bir grup genç suçlunun içine kapandıkları kısır döngüden çıkmak için seçtikleri ilginç yolu anlatıyor. Dört gençten biri ve en uyanığı, baba olduktan sonra iş bulup küçük ailesini geçindirmenin hiçbir yolu olmadığını düşünürken, özel bir yeteneğini, viski tatma ve tanıma kabiliyetini keşfeder. Filmin adı da viski kültüründen geliyor zaten: yıllanmış viski fıçılarının en değerli yüzde ikisi, yıllar için havaya karışır, uçup gidermiş. Bu kaybolan miktara da “Meleklerin Payı” denirmiş. Üç arkadaşıyla viski tadımı ile ilgili dahiyane bir fikir sayesinde hem yeni bir hayatın temelini atacak kadar para elde eder, hem de sağlam bir iş. Modern çağ masalı tadındaki komedi, Loach’un yumruk gibi toplumsal gerçekçilik filmlerine benzemiyor elbette. Ama yine de, İngiltere’de gençlerin işsizliğinin bir milyon eşiğini geçtiği 2011’de, bu çocukların çıkmazını vurgulamak istediğini tahmin ediyoruz. Ayrıca üstadın ağır filmlerden sonra biraz hava değiştirmek için bu yola sıkça başvurduğu bir gerçek. “Meleklerin Payı” bize çok iyi geldi, ağır konular, karanlık hayatlar, umutsuz gelecekler içinde taze bir nefes gibi içimizi açtı...

AİDA BEGİC’İN PARLAK GELECEĞİ
Boşnak yönetmen Aida Begic’in “Kar” ile tanımış ve yakından izlemeye almıştık. “Djeca-Saraybosna Çocukları” adlı filmiyle Belli Bir Bakış bölümünde yer alan Begic, tertemiz bir iş çıkartmış. Savaş öksüzü bir abla-kardeşin günümüz Boşnak toplumundaki zorlu yaşam mücadelesini anlatan filmin ortak yapımcıları arasında Semih Kaplanoğlu’nun Kaplan Film’i de yer alıyor. Yönetmen, “Kar”dan sonra “Djeca” ile olgunluğa geçişini kanıtlarcasına, Begic konusuna durduğu mesafeyi çok daha iyi ayarlıyor. Filmin kahramanı 23 yaşındaki eski çete lideri Rahima’nın her anını bize yaşatmak için hareketli kamerayla yakın planları yeğleyen Begic, ilk yarım saat boyunca konuya girişi uzatmış. Buna karşılık, tutarlı bir senaryo ve iyi bir oyuncu yönetimiyle başarılı bir film izledik. “Çocuklar” (“Djeca”nın anlamı) hikayenin belkemiğini oluştursa da, Begic bize Saraybosna’nın yaşadığı geçiş döneminde “savaş artığı” bu çocukların korunmak bir yana, kendi kaderlerine terkedildiğini gösteriyor. Yönetmen bir yandan da savaştan sonra halkın inanmak istediği “Boşnak rüyası”nın yok oluşunu da göstermek istiyor. Başka bir deyişle, Begic ülkesinin savaştan sonra demokratik ve adil bir toplumsal yapıya geçişinin—henüz—gerçekleşemediğini göstermekle belli bir karamsarlık taşısa da, filmin sonunu yine de umutla bitirmeyi yeğlemiş.  Begic’i merakla yakından izlemeye devam edeceğiz…