AB’nin Akdeniz çanağı su alıyor
MUSTAFA SÖNMEZ MUSTAFA SÖNMEZ

Bütün gözler Yunanistan’da. Dağ gibi borçlarla nasıl baş edilecek, yüzde 60 a yaklaşan genç işsizliği, yüzde 27’yi bulan ortalama işsizlikle nasıl baş edilecek? Özellikle kamunun açıkları nasıl azaltılacak ve ülke yeniden büyüme rayına oturarak nasıl istikrar kazanacak, huzur bulacak?...

Gözler Yunanistan’da ama sorunlu olan sadece Yunanistan değil ki... Belki göstergeleri en çarpıcı olan bu ülke ama onu gündemde tutan, siyasi iradesinin başkaldırısı ve adına Troyka denen, IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu ile didişmesi, şartlarınına boyun eğmemesi...

ÇANAK ÇATLAK...
Biliniyor ki, 2008-2009 küresel krizi AB’yi derinden sarsarken en çok da Akdeniz’e kıyısı olan Güney ülkelerini altüst etti. Küresel kriz, Yunanistan’ın yanında, İspanya, Portekiz ve İtalya’daki, hatta Fransa’daki bütün kırılganlıkları su yüzüne çıkardı. Tüm dünyada olduğu gibi, kriz yangınına devletin kamu kaynakları ile müdahalesi, bu ülkelerin varolan kamu açıklarını, onun üstünden kamu borç stoklarını hızla büyüttü ve ‘kamu maliyesi krizi’ tümünün ortak sorunu haline geldi.

Kamu bugün bu ülkelerin, Fransa dahil, hepsinde en büyük borçlu. Dolayısıyla operasyonlar hep kamu bütçe açığını azaltma, kamu borçlarını azaltmaya zorlama üstüne... Bunlar yapıldıkça kamu cari harcamaları ve yatırımları üstünden ekonomik büyümeye olası katkılar azalıyor, iç talebi daraltıyor. Dış talep ise bu kaybı telafiye imkân vermiyor pek.

AVRO PRANGA
AB’nin güney ülkelerinin de parası olan avro üstünden dış pazarda yarışmak kolay olmuyor, avro iklimi, bu ülkelerin rekabet gücü edinmelerinde destek değil, adeta köstek, kendi ulusal paralarını devalüe ederek rekabet gücü kazanma keyfiyetini, avroya geçişle yitirmiş bulunuyorlar. Avro üstünden Almanya, Avusturya, Hollanda ile nasıl, ne kadar yarışılabilirse o kadar yarışabiliyor, daha doğrusu, yüksek katma değerli ürünlerde yarışamıyor, AB içi işbölüminde Almanya egemeni ne rol vermişse, ona o orta ve düşük katma değerli üretimlere mecbur bırakılıyorlar.

PORTEKİZ VE İSPANYA
Yunanistan’daki gibi, bıçağın kemiğe dayandığı iki ülke Portekiz ile İspanya. Bunlardan Portekiz, Yunan ölçülerine daha yakın. Benzer büyüklükteler. Portekiz’in kamu borç yükü biraz daha düşük, işsizlik biraz daha düşük, o kadar. Ama Portekiz milli gelirinin yüzde 222 oranına varan bir dış borç yükü var ülkenin. Portekiz de ağır kemer sıkma politikaları uyguluyor ama politik olarak SYRIZA benzeri bir politik hareket yaratılamadı. Kemer sıkma politikalarını uygulamakla ne hale geleceği de bilinmiyor.

İspanya, büyüklük olarak Yunanistan ve Portekiz’in 5 katı bir ekonomi. Hiç de ihmal edilir boyutta değil. İspanya yıllardır kemer sıkıyor ama hâlâ önemli bütçe açıkları veriyor. Kamu borcu stokunu milli gelirinin yuzde 98’ine indirse de bunu yapmak için büyümeden çok fedakârlık etti ve işsizliği yüzde 24 ile Yunanistan’ı aratmıyor. Podemos siyasi hareketi, SYRIZA paralelinde bir alternatif hareket ve göz ucuyla Yunanistan’da olanları yakından izliyor.

İTALYA, FRANSA
Akdeniz’in belki de en tehlikeli yanardağı İtalya... Avro Bölgesi’nin 3’ncü büyük ekonomisi İtalya’da son 5 yılda yaşanan kemer sıkma politikaları ile kamu bütçe açığı, Maastricht kriteri olan yüzde 3’e çekildi ama buna rağmen kamu borç stoku, 2 trilyon doları aşan milli gelirin yüzde 134’ü ve hala çok yüksek. Toplam dış borç stoku milli gelirin 22 puan üstünde.
Krizdekiler arasında adı pek geçmeyen Fransa’nın da göstergeleri parlak değil aslında. Kamu borç stokunun milli gelire oranı, AB kriteri olan yüzde 60’ın 35 puan üstünde. Dış borç stoku milli gelirinin yüzde 185’i... Bütün bu yükleri azaltmaları, daha yıllarca düşük büyümeye katlanmalarını gerektirir halde. Buna da kitleler ne kadar daha sabreder, bilinmez.

ARAYIŞ...
Özetle Yunanistan’da tavan yapan kamu maliyesi krizi, sadece orada kalmıyor. Öteki Akdeniz avro alanı da sorunlu ve bu ekonomik durum siyasi panoramayı da etkileyip çıkış arayışlarını artırıyor. SYRIZA bu nedenle Troyka için başarırsızlığı içten istenen ve önü kesilmeye çalışılan bir hareket. Başarması, ‘Kötü örnek’ olması, tüm AB paradigmasını altüst edebileceği için... Ama eski paradigma ile yol alınamadığı da açık. Arayışlar sürecek...