ABD’de göçmen krizi sürüyor: Amerikan rüyası değil ucuz işgücü
21.07.2018 08:46 DÜNYA
ABD’nin Meksika sınırında göçmenlere yönelik uyguladığı ayrımcı politikalar tartışılmaya devam ediyor. Konunun birçok tarafı bulunurken göçmenlerin ucuz işgücü olarak görülmesi de öne çıkan konuların başında geliyor

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF

ABD-Meksika sınırında son birkaç aydır yaşanan trajedi, ülkenin önemli gündem maddelerinden biriydi. Adalet Bakanı Jeff Session’un Nisan ayında, güney batı sınırından ülkeye kağıtsız şekilde girmeye çalışan kişiler için “sıfır tolerans politikası” uygulanacağını açıklaması sonrası, gözler sınırdaki sert uygulamalara çevrildi. Yönetmelikler uyarınca, sınıra gelen yetişkinler ve çocukların mahkemeye çıkarılmak üzere ayrı yerlerde gözaltında tutulacağı ifade ediliyordu. Yönetim bu uygulamayı, çocuk kaçakçılarıyla mücadele etmenin bir yolu olarak savundu.

Ailesinden ayrılan toplam çocuk sayısının 3 bini bulduğu belirtiliyor. Başkan Donald Trump, gelen tepkiler üzerine, çocukların aileleriyle birleşmesini öngören bir kararname çıkardı. Öte yandan haziran sonu, Kaliforniya’da bir hakim, çocukların 30 gün içinde aileleriyle birleşmesine karar verdi. Hâlâ 10’larca çocuğun ailesinden ayrı olduğu ifade edilirken, beş yaş altı 10 çocuk ise ailesi çoktan sınır dışı edildiği için teslim edilemiyor.

Güney batı sınırında yaşananlar ülkede tepkilere yol açarken, kamuoyunda göçmenlik meselesinin tartışılma biçimi, sorunun kendisine dair önemli ip uçları veriyor.

abd-de-gocmen-krizi-suruyor-amerikan-ruyasi-degil-ucuz-isgucu-489978-1.

‘Ekonomiye göçmen gerek’

Pekçok anaakım yayın kuruluşu göçmenleri ülke ekonomisine bulundukları katkının altını çizerek savunuyor. Örneğin CNN’de yer alan haberde, Amerika doğumluların yurt dışı doğumlular kadar iş gücüne katılmadıkları belirtilirken, iş gücü konusundaki açığa dair rakamlar tek tek irdeleniyor. Haberde, Ekonomist Luke Tilley, meselenin Amerikan ekonomisi için ne demek olduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Eğer göçmenliği önemli ölçüde azaltırsak, bu uzun dönemli ekonomik büyüme üzerinde bir risk teşkil eder. Nüfus büyüme oranındaki yavaşlama ve iş gücüne katılma oranında düşüş nedeniyle bir süredir, göçe bel bağlamış durumdayız.”

Bir kesim, göçmenlere ekonomiye sağladıkları katkı nedeniyle değer biçerken, ülkede kağıtlı ya da kağıtsız göçmenlerin durumu iç açıcı değil. “Amerikan rüyası” için ülkeye geldiği söylenen göçmenlerin durumu, bu rüyanın işçi sınıfı için yalnızca bir mitten ibaret olduğunun kanıtı.

Ucuz işgücü

Düşük ücretli göçmen işgücü (A Profile of the Low-Wage Immigrant Workforce) başlıklı araştırmaya göre, göçmenler, toplumun yüzde 11’ini işgücünün ise yüzde 14’ünü oluşturuyor. Göçmenlerin düşük ücretli işgücündeki oranı ise yüzde 20. Wall Street Journal’a göre 2016 itibarıya ABD işgücünün 6,4’ü kağıtsız.

Göçmen işçiler özellikle inşaat, temizlik, bahçe düzenlemesi, tarım gibi işlerde çalışıyor. Tercih edilmelerinin en önemli sebeplerinden biri ucuz iç gücü olarak görülmeleri.

Doç. Dr. Lise Nelson, truthout.org’da, Latin Göçmenler ve Kırsal Soylulaştırma başlıklı araştırmasına dayanarak, ABD’de göçmen işçilerin durumuyla ilgili önemli bilgiler veriyor. “Son 20 yıldır, düşük ücretli endüstriler çoğu kağıtsız olan göçmen işçilere dayanıyor. Göçmenlerin saatlik ücretleri Amerikalılardan daha düşük. Her düşük ücretli beş işçiden ikisi kağıtsız.”

Peki işveren neden kağıtsız işçiyi tercih ediyor? Dr. Nelson’ın parçası olduğu araştırma kapsamında görüşülen işverenlerden biri göçmen göçmenlerle çalışma nedenini şöyle tarif ediyor: “Şu anda çalıştığım dokuz Latin’i, Amerikalılarla değiştirsem, 15 Amerikalıyı işe almam ve saatlik ücretlerine 1’er dolar zam yapmam gerekir… Bazen de çalışacak kimse bulamıyorsunuz.”

Araştırma kapsamında yapılan görüşmelerde, işverenler kağıtsız Latin göçmenleri bu güne kadar işyerlerinde çalışan en güvenilir, en çalışkan kişiler olarak tanımlıyor. Araştırmaya göre göçmenlerin güvenilir ve çalışkan olmaktan başka çareleri de yok: “ABD’ye kağıtsız şekilde giren kişiler genellikle çok derin bir ekonomik ihtiyaçla hareket ediyorlar. Onları bu tehlikeli ve bilinmez yolculuğa çıkaran da bu ihtiyaç. Göçmen işçilerin üçte ikisi yeterli düzeyde İngilizce konuşamıyor. İşçi olmaya istekli bu kitleler, genellikle iyi İngilizce konuşmadan da yapılabilecek, zor, geçici ve düşük ücret veren işleri kabul ediyorlar.”

abd-de-gocmen-krizi-suruyor-amerikan-ruyasi-degil-ucuz-isgucu-489977-1.

Korku içinde yaşıyorlar

Dr. Nelson’un ifadeleri, ABD’de özellikle Latin göçmenlerin suskunluğunu açıklıyor: “Sınır dışı edilme korkusu, güvensizlik ve zaafiyete bir katman daha ekliyor. Kağıtsız kişiler korku içinde yaşıyorlar. Çok çalışıyorlar ve kamusal alandan kaçıyorlar. Sosyologlar Jill Harrison ve Jennifer Lloyd’un ifadesiyle, yaşamak için ‘itaatkâr işkolikler’ haline geliyorlar.”

Dr. Nelson’ göre, ABD’de 1990’ların ortalarından 2000’lerin ortalarına kadar, sınır güvenliğine harcanan para neredeyse hiç durmadan arttı, buna karşın, kağıtsız işgücü de devamlı büyüdü. Trump’ın işletmelerinde göçmen işçilerin çalıştığı biliniyor. Meşhur Trump Tower’ın inşaatı sırasında kağıtsız Polonyalı işçileri iş güvenliği göz etmeden çalıştırdığı, bazılarına ise tam ücret vermediği açığa çıkmıştı.

***

‘ABD’nin göç politikaları emperyalizmle alakalı’

Göçmenlerin ülkelerini terk etmelerinin başlıca sebepleri, yoksulluk, siyasi istikrarsızlık, uyuşturucu çetelerinin yarattığı şiddet ve iç savaşlar. Sol hükümetleri yıkan, çatışmaları finanse eden, ABD, tarihsel olarak bu istikrarsızlığın baş aktörlerinden biri. Öte yandan Meksika-ABD arasındaki 1964’e kadar süren ‘Bracero’ (emekçi) anlaşması uyarınca ABD’ye iş gücü taşınması, sınırdaki göç pratiğine de katkıda bulundu. Bu göç dalgasını inceleyen Gilbert G. Gonzalez, ‘Misafir İşçiler ve Kolonize Emek’ (Guest Workers or Colonised Labor) kitabında, “ABD’nin göçmen politikaları emperyalist ajandasından ayrılamaz” diyor.

Gonzalez’in ifadeleri, bu gün göçmen işçilerin durumuna da ışık tutuyor: “ABD’nin bu emperyalist egemenliğinin en önemli sonuçlarından biri, işçilerin kitlesel şekilde ülkelerinden sökülerek, ABD ekonomisinin kalbine göç etmeleri oldu. İşçiler sınırdan ‘sözleşmeli köle’ olarak taşındılar. Diğer bir değişle, sistematik olarak işveren ve devlet denetimi altına yerleştirildiler.” Gonzalez, ABD’nin göçmen politikalarının işçilerin hakkını aramasının önüne set çektiğini belirtiyor: “Bu sayede işçilerin örgütlenme, maaşları için bireysel ya da toplu pazarlık, protesto etme ya da işvereni değiştirme hakları ellerinden alındı.”