ABD’li kadınların hak mücadeleleri
04.03.2018 11:11 BİRGÜN PAZAR
ABD’de tarımdan bilime pek çok alanda çalışan ve seslerini duyurmak için Hollywood’un gücüne sahip olmayan kadınların da çok yüksek oranda tacizle yüz yüze olduğunu gösterdi. Örneğin tarım sektöründe çalışan kadınlarda bu oran yüzde 80’i buluyor

ÖMÜR ŞAHİN KEYİF - @omurkeyif
BirGün Washington Muhabiri

Seçim kampanyası sırasında kadınlara yönelik uygunsuz söylemlerini içeren kayıtlar ortaya çıktı, onlarca kadın tarafından cinsel tacizle suçlandı, kürtaj karşıtlarını destekledi. Başkanlığa gelir gelmez kürtaj karşıtı Mexico City Kuralı’nı yeniden yürürlüğe soktu. Kadınları doğrudan etkileyen sağlık, vergi, göçmenlik düzenlemelerine ilişkin hamlelerde bulundu. Öte yandan Donald Trump, ABD başkanlığına geldiği seçimlerde beyaz kadınların oylarının yüzde 52’sini aldı. Amerikan basını, seçilmesinde kadınların büyük payı olduğunu yazdı. Ancak başkanlığı karşısında en büyük muhalefet de yine kadınlardan geldi. Trump’ın ‘ülke yönetmek için uygun olmadığını’ düşünen Amerikalılar, 2017’nin Ocak ayında, başkanlık devir tesliminin gerçekleşmemesi için bir ‘mucize’ beklerlerken, sokaklarda pembe bereli kadınların protestolarıyla karşılaştılar. 21 Ocak 2017’de düzenlenen Kadın Yürüyüşü’nde (Women’s March) sadece başkent Washington’da yaklaşık 500 bin kişi yürüdü. Ülke çapında sokağa çıkanların sayısının 5 milyona ulaşmış olduğu tahmin ediliyor. ABD dışındaki ülkelere de taşan protestolarla kadın ve LGBTIQ haklarının yanı sıra; Trump’ın emek, göçmen ve sağlık politikalarına ilişkin eleştiri ve talepler de dile getirildi.

Açık ki ABD’li kadınlar bugün kendilerini tehlike altında hissediyorlar. 1800’lerden beri yaptıkları üzere yaşamsal haklarını yönetime hatırlatıyorlar.

KADINLAR NE İSTİYOR?

1- Küresel Susturma Kuralı durdurulsun

Feminist Çoğunluk Vakfı’ndan (Feminist Majority Foundation -FMF) Erin Gistaro’ya göre, 8 Mart’ta bu yıl pek çok kadın örgütü, Küresel Susturma Kuralı’nı (Global Gag Rule) gündeminin merkezine koyuyor. Ronald Reagan döneminde, Mexico City’de düzenlenen BM 2. Nüfus ve Gelişme Konferansı’nda açıklanan ve bu nedenle şehrin adıyla anılan uygulamaya göre, uluslararası bir sağlık yardım kuruluşu ABD’den fon almak istiyorsa, kürtaj yapmayacağını ve hastalarına kürtajdan bahsetmeyeceğini taahhüt etmesi gerekiyor. Bu nedenle muhalifleri uygulamayı ‘Küresel Susturma Kuralı’ olarak anıyor. Uygulama Demokrat başkanlar döneminde yürürlükte değildi. Ancak Trump göreve gelir gelmez kapsamı genişleyerek geri döndü. Ayrıca ABD’den yardım alacak kuruluştan, ABD dışından gelen fonlarla da kürtaja ilişkin hiçbir faaliyette bulunmadığına dair belge isteniyor.

Gistaro bu kuralın, “küresel güneyin dört bir yanındaki sağlık yardım kuruluşlarının çalışmalarını baskı altına aldığını” belirtiyor: “Bu kurala boyun eğmeyi reddeden kuruluşlar HIV/AIDS’i önlemek, doğum kontrolü sağlamak ve Zika, Ebola gibi salgınlarla savaşmak için kullanılan ödeneklerden feragat etmeye zorlanıyor. Fon almaya devam etmek için kurala boyun eğen kuruluşların, hastalarına kapsamlı üreme sağlığı seçeneklerine dair temel bilgileri vermeleri dahi yasaklanıyor.”

“ABD’li kadınlar eşitliği adım adım kazanmaya zorlandılar, siyasi iktidarın el değiştirmesiyle iptal edilebilecek kanunları tek tek geçirdiler. Eşit Haklar Yasası ile haklarının ihlal edilmeyeceğine dair anayasal bir garantiye sahip olacaklar. Bu sayede; kürtaj, eğitime erişim, eşit ücret gibi kazanılmış haklarımızı sürekli savunmak yerine ilerleyeceğiz.”

Kadınların üreme sağlığı ve kürtaj üzerine yoğunlaşan Londra merkezli kuruluş Marie Stopes’e göre, bu kural, Trump yönetimi süresince 6,5 milyon istenmeyen gebelik, uygun olmayan koşullarda gerçekleşen 2,1 milyon kürtaj ve 21 bin 700 hamile kadının daha hayatını kaybetmesi anlamına gelebilir. “ABD’deki kürtaj karşıtı politikacılar mutlak bir kürtaj yasağı yürürlüğe koyamayıp ölümcül ajandalarını ülke dışına ihraç ediyorlar. Bunu durdurmak bu nedenle bizim sorumluluğumuz” diyor Gistaro.

1) ABD’de kürtaj tartışmaları

22 Ocak 1973’te Anayasa Mahkemesi, “Roe, Wade’e Karşı” (Roe v. Wade) davasında, gebeliği sonlandırılması kararını ancak kadının kendisi tarafından alınabileceğine hükmederek, kürtaj yasağının önünü tıkadı. Bugün hâlâ hem eyalet bazında hem de ülke çapında kürtaj ve doğum kontrolünü zorlaştırmak için adımlar atılıyor. Arkansas’ta kürtaj eşin iznine bağlandı. Trump yönetimi işverene ve sigorta şirketlerine dini nedenlerle doğum kontrol yöntemlerini sigorta kapsamına almama hakkı tanıdı. Son olarak Trump, kürtaj karşıtlarına hitaben yaptığı açıklamada Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının tersine dönmesini istediğini ifade etti.

2) Sağlık reformu

ABD yurttaşlarına ücretsiz sağlık hizmeti sunmuyor. 2016’daki seçimlerde başkanlığa aday olan Bernie Sanders’in kampanyası sırasında paylaştığı istatistiklere göre, kadınların gerek primleri gerekse kapsam dışı harcamaları erkeklerinkinden daha fazla. Kadınlar düşük gelirli iş gücünün üçte ikisini oluşturuyor ve düşük gelirli işlerin yalnızca yüzde 23’ü sağlık sigortası sağlıyor. Kadınların sağlık sisteminden en çok etkilenen kesimler içinde yer aldığını ifade eden Gistaro, içinde bulunulan durumu bir ‘sağlık hizmetleri krizi’ olarak nitelendiriyor: “…yardıma muhtaç mahallelerde sağlık kurumları kapanıyor, milyonlarca kişi halen karşılanabilir bir sağlık sigortasından mahrum, hasta halinde işini kaybedenler ya da hasta olan aile bireyine bakmaya zorlananlar genellikle kadınlar oluyor. Gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi ücretli aile bakım yasasına ihtiyacımız var.”

3) Eşit işe eşit ücret

Amerikan iş gücüne dahil pek çok kadına işin değerinden daha az ücret veriliyor” diyor Gistaro, “Eşit işe eşit ücret almalarını garanti altına alacak yasalara ihtiyacımız var.”

Amerika Üniversiteli Kadınlar Birliği’nin (AAUW) ‘Cinsiyet temelli ücret uçurumuyla ilgili basit gerçek’ başlıklı araştırmasına göre 2016’da ABD’de tam zamanlı çalışan kadınlar kendileriyle aynı işi yapan erkeklerin sadece yüzde 80’i kadar ücret aldılar. Uçurum yüzde 20. Araştırmaya göre “Bu uçurum büyük ölçüde kadınların eğitim ve işgücüne katılım konularındaki ilerlemeleri sayesinde ve erkeklerin ücretlerinin daha yavaş bir oranda yükselmesiyle 1970’lerden bu yana daraldı. Bu şekilde giderse 2059’da eşit ücret alabilecekler. Fakat zaten yavaş olan değişim oranı son yıllarda daha da yavaşladı. Eğer değişim 2001’den beri görülen bu daha yavaş oranda seyrederse, ücrette eşitlenme 2119’u bulacak.”

Ekonomik Politika Enstitüsünden Elise Gould’un yaptığı araştırmaya göre ise 2017’de kadınlar erkeklerin yüzde 84’ü kadar kazandı. 70’lerden bu yana yarı yarıya azalan uçurumun en büyük sebebiyse, kadınların erkeklerden daha eğitimli oluşu.

Uçurum Siyah ve Hispanik kadınlarla beyaz erkekler kıyaslandığındaysa çok daha vahim. Siyah kadınlar beyaz erkeklerin yüzde 64’ü kadar, Hispanik kadınlarsa yine beyaz erkeklerin yüzde 54’ü kadar kazanıyor.

4) Bireysel silahlanma kontrolü

Gistaro’ya göre, ABD’de çok yüksek oranlara ulaşan bireysel silahlanmadan da kadınlar çok yoğun şekilde etkileniyor: “Silah reformunu yasalaştırmak, silahlarını çok sıklıkla ailelerinin, komşularının ve okullarının üzerine doğrultanların ellerinden almak için zorunlu.” 94’ten beri güvenlik soruşturması sayesinde 3 milyon silah satışı durduruldu ancak bundan kaçmak çok kolay. Pek çok kişi silah pazarları ya da internet sayesinde soruşturmasız silah elde edebiliyor. Harvard Toplum Sağlığı bölümünün 2000’deki araştırmasına göre ABD’de bireysel silahlanma savunma amaçlı olduğundan çok aile içinde ve genellikle kadınlara karşı kullanılıyor.

Everytown’un verilerine göre, Amerikalı kadınlar diğer gelişmiş ülkelerdeki kadınlardan 16 kat fazla silahla öldürülme riski taşıyor. Her ay ortalama 50 kadın eski ya da şimdiki eş veya sevgilileri tarafından silahla öldürülüyor. 2000-2016 arasındaki kitlesel silah şiddetinin yüzde 54’ü eş, sevgili ya da aile bireyleri tarafından işleniyor.

5) Eşit Haklar Yasası (ERA)

1920’de kadınların seçme hakkını kazanması sonrası, 1923’te eşitliği garanti altına alacak bir anayasa maddesi önerildi. Eşit Haklar Yasası (ERA) Kongre’den 1972’de geçti ancak 35 eyalet tarafından onaylandı. Yasalaşması için 38 eyaletin onayı gerekiyordu. Büyük bir kampanya yapıldı ancak teklifin süresi 1982’de doldu. 35 yıl sonra ise Nevada eyaleti de teklifi onayladı. İki eyaletin daha onayı için mücadele sürüyor. Feminist Çoğunluk Vakfı’na göre, Anayasa’da ayrımcılığı yasaklayan bir madde olması halinde, cinsiyet ayrımcılığı davaları çok daha yüksek bir seviyede incelenecek ve sanık Anayasa’yı ihlal etmediğini kanıtlamak zorunda kalacak. Gistaro anlatıyor: “ABD’li kadınlar eşitliği adım adım kazanmaya zorlandılar, siyasi iktidarın el değiştirmesiyle iptal edilebilecek kanunları tek tek geçirdiler. Eşit Haklar Yasası ile haklarının ihlal edilmeyeceğine dair anayasal bir garantiye sahip olacaklar. Bu sayede; kürtaj, eğitime erişim, eşit ücret gibi kazanılmış haklarımızı sürekli savunmak yerine ilerleyeceğiz.”

Taciz karşıtı yasal yaptırımlar

Kadınlara yönelik cinsel taciz ve saldırı son olarak #MeToo (Ben de) kampanyasıyla kamuoyunda yankı buldu. İlk olarak Hollywood yıldızlarının yaşadıklarını yüksek sesle dillendirmesiyle başlayan kampanya, ABD’de tarımdan bilime pek çok alanda çalışan ve seslerini duyurmak için Hollywood’un gücüne sahip olmayan kadınların da çok yüksek oranda tacizle yüz yüze olduğunu gösterdi. Örneğin tarım sektöründe çalışan kadınlarda bu oran yüzde 80’i buluyor. Gistaro’ya göre, “Okullarda ve işyerlerindeki cinsel taciz ve saldırılara ilişkin yasaların yetersizliği, kadınların eğitim ve ekonomik fırsatlara eşit erişimi önünde bir engel teşkil ediyor. İşyerinde ve okulda cinsel taciz ve saldırıya uğrayan kadınların korunmasını güçlendirecek yasalar gerekiyor.

***

Kazanımlar neler?

Gistaro’ya göre eylemlerin damga vurduğu geçen yıl elde edilen en büyük kazanım kadınların yalnız olmadıklarını bir kez daha görmeleri oldu: “Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar çok uzun zamandır evde, işte, sokaklarda ve hükümette statüko olan kalkmış kadın düşmanlığına müsamaha etmeyeceklerini gösterdiler. Dahası, Kadın Yürüyüşleri ve #MeToo (Ben de) hareketi kadınlara yalnız olmadıklarını gösterdi ve anlamlı kültürel ve politik değişim için itici güç oldu.” Gistaro, feminist kadınlar ve onların ABD’deki müttefiklerinin çeşitli önemli politik meseleleri de etkilemeyi başardığını anlatıyor. ‘Hesaplı Sağlık Hizmeti Yasası’nı yürürlükten kaldırma girişimlerinin durdurulması bu kazanımlardan biri. Öte yandan ona göre, “Trump hükümetinin kadın düşmanı retoriği ve politikaları, ABD Anayasası’nda kadınların eşit haklara sahip olmasını garanti altına alacak Eşit Haklar Yasa Teklifinin kabulü hareketini canlandırdı.”

Gistaro, yaşanan gelişmelerin ABD’li kadınları seçimlerde aday olmaya teşvik ettiğini belirtiyor; “ABD’deki kadınlar seçimlerde hiç olmadığı kadar fazla oranda adaylığını koyuyor. 2017’deki eyalet ve yerel seçimlerde çok büyük oranlarda kazandıklarını gördük.” ABD basınına göre, 2018’de yapılacak ara seçimlerde de adaylığını koyması beklenen kadınların oranı giderek yükseliyor.