Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri’ne ne oldu?
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri 2003 yılında verilmeye başlanmıştı. İçinde “işçi” ve “edebiyat” geçen bu etkinlik onuncu yılını 2012’de devirmişti. Bildiğim kadarıyla 2013 yılında son kez verildi.

Bu ödül önemliydi. Çünkü iktidar, yani ekonomik güç estetik olanı/alanı da satın alıyor ve bunu kendine mal ediyor. Bu süreçte estetik olan/alan popüler kültür nesnesine dönüştürülüyor. Aydın Şimşek, Tuncer Uçarol’u anma etkinliğinde yaptığı konuşmada bu gerçekliği bir kez daha anımsattı bizlere. 25 Ekim, Tuncer Uçarol’un birinci ölüm yıldönümü idi. Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde bir anma düzenlenmişti.

25 Ekim 2013’de Tuncer Uçarol aramızdan ayrılmıştı. Her ölümde birden fazla azalma yaşarız. Uçarol’un ölümü için de geçerli bu yargı. Belki bu ismi duymamış olabilirsiniz. Şair, yazar ve Mülkiye’lidir. Bu özelliklerle birlikte, Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri’nin yükünü taşıyandı kendisi.

Ölümüyle birlikte bu emek eksenli ödül de belirsizlik sınırında ne yazık ki! Ülkemizdeki onca ödüllerin, yarışmaların içinde özel bir yeri vardır bu yarışmanın. Günümüzde, sendikasızlaşma, taşeronlaşma gibi emeğin belini büken sistemli saldırılar çok yoğun bir biçimde yaşanırken, emeğin edebiyat boyutunu göz ardı etmemek çok önemliydi. Bu duyarlığı yaşanılır kıldı Tuncer Uçarol. Edebiyatçı, sadece ölümlere ağıt yakan bir yakımcı değildir. Bunun bilinciyle, emeğin sanat boyutundaki yaratımlarla bağına dikkatleri çekmeyi önemsedi. Bu çalışmalarda DİSK Genel-İş’in ve Abdullah Baştürk’ün yakını olan eşi Aytül Uçarol’un da katkı ve emeğini unutmamak gerek.

On yılı aşan bir ödül geçmişi, çok şeyin geçici olduğu, kurumsallığın oturmadığı bu ülkede uzun bir süredir. Ama Uçarol’un ölümüyle birlikte, bu etkinlik de ölecek gibi ne yazık! İşaretler bu yönde. Bir kişiyle birlikte işte böyle birden çok şey yitiyor.

Anmada söz alan şair konuşmacılardan Ahmet Özer, Hüseyin Atabaş ve Abdülkadir Budak’ın tanıklıkları, ölümün bize kaybettirdiklerini bir kez daha anımsattı.

A. Kadir Budak, Uçarol’un edebiyat dergiciliğini, dergilerle ilişkisini, yaklaşımını anlattı. Sağlığında hiç kitap yayımlamayıp, dergilerle yetinmesi ilginç bir ayrıntıydı. Biraz da trajik. Sağlığında kimseye el sürdürmediği dergi ve kitaplarını, değerli eşi bir üniversiteye vermek için tasnif etmeye başlamış. Evde iki kamyon kitap ve dergi! Ölümüyle birlikte yazarın dergilerinin ve kitaplarının da hayatları değişecek!

Ölümlerle yitip giden şeyler o kadar çok ki. Hayatımıza düşen bir gündeki ölü sayısının akıl almaz oranlara çıkmasına nerdeyse alışmak üzereyiz. Bize uzak olan yerler, kişiler olması avutmuyor insan olanı. Yakın ya da uzakta, birden yüzünü gösteriveriyor ölüm. Çok şeyleri yok ederek, azaltarak.

Anmaya katılan konuşmacı ve dinleyicilerin ortak dileklerini yineleyelim; Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri yaşamalı. Emekle sanatın birlikte yaşatılması ve ölüleri mezarlarında çoğaltmamak adına.

Ülke çok kötü yönetiliyor, biz kendimizi, kendi alanımızı iyi yönetelim…

 

Haftaya dize; “Bir yıldızın ışığını sadece gece hatırlar” (Sema Güler, Ölüm Tohum ve Şeyler Azıcık Aşk, Noktürn Y.)