AB’nin dayanılmaz hafifliği

“AB karşıtı” olmadığım sanırım kamuoyunca çok iyi bilinmekte. AB kurumlarında milletvekili ve devlet memuru olarak uzun yıllar görev aldım. AB söz konusu olduğunda geçmiş yıllarda Türkiye’de en sert tartışmalarda ve hakaretin eleştiri sanıldığı ortamlarda AB felsefesini coşkuyla savundum.


Ancak itiraf etmeliyim ki AB yapısının içini ve aslında “kofluğunu” tanıdıkça ve bir avuç elemanın “kendilerine kim yaklaşmayı başarırsa” ona göre rapor kaleme aldığı ortamları gördükçe, AB kaynaklarının nasıl ustaca kimi “kendilerini AB yanlısı diye pazarlayan gazeteci ya da bilim adamı kılıklı tüccarlara” proje yapsınlar diye peşkeş çekilebilindiğinin mümkün olduğuna şahit oldukça ve AB’nin başkenti Brüksel’de dünyanın maaşını alıp gerçek yaşamdan uzak bir şekilde “ahkam kesmenin” AB bürokratlığı olduğunu üzülerek izledikçe “AB karşıtı” olmadım ama AB’nin bu halinin acilen değişmesi için tavır alınması gerektiğine de emin oldum.


Bavyera Eyaleti’nin Avrupa Bakanı Soder geçenlerde yaptığı bir açıklamada “biz Almanya olarak AB’ye dünyanın parasını veriyoruz. Oysa o parayı kendi eyaletimizin acil ihtiyaçları için çok daha iyi kullanabiliriz” tarzı bir açıklamasını sonuna kadar haklı bulmaktayım. Vergisinin çok yüklü bir miktarı AB’ye aktarılan bir Alman vatandaşı olarak Brüksel’de vergilerimin AB Bürokrasi’si tarafından çarçur edilmesinden dolayı ben de hiç memnun değilim.


Yüzbinlerce Almanyalı, İsveçli, Hollandalı, Belçikalı, Danimarkalı, Fransız, İngiliz ya da Avusturyalı Türkiyeli’nin vergilerinden maaş alan ve aynı zamanda bu paraların bir kısmını da sanki “babalarının parasıymış” gibi hangi projeye verip vermeyeceklerini belirlerken uyguladıkları bazı kriterlerin aslında AB yolsuzluğu takip birimi OLAF’ın özel incelemesi sonucu sorun yaratabileceği AB bürokratlarının bir de bizim vergilerimizi Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’a verirken sergiledikleri “ukala tavra” hiç tahammülüm yok. KKTC için ön görülen ve KKTC’li sorumluluların da bu meblağ ile ilgili karar almalarının imkânsız kılındığı 259 Milyon avro’yu belki de sadece AB’li Türkiyeliler vergi olarak ödemekte.


AB Komisyonu’nun Ankara’daki ya da Lef-koşa’daki temsilciliklerinin Türkiye ya da KKTC’de bazen sanki bir “sömürge valiliğinin dayanılmaz rahatlığı” içinde attıkları adımlar sanırım AB Kurumu Eurobarometre’nin son olarak açıkladığı rakamlarda da belgelenmekte. Türkiye’de AB Komisyonu’na duyulan güven yüzda 17 ve KKTC’de ise yüzde29. AB Komisyonu neredeyse Deniz Baykal ile aynı “sempati oranını” yakalıyorsa durum ortada demektir.


Elbette tek suçlu komisyon değil. AB’nin aslında “vatandaşı oldukları ülkelerde bile fazla ciddiye alınmayan” bürokratlarının Türkiye’den ya da KKTC’den gelen muhatablarına yönelik olarak “dünyayı biz yarattık” havalarına neden olan onlarca yıl boyunca bu insanların karşısına çıkan “kalitesiz” Türk politikacılar çoğu kez kompleksli tavırları ile Türkiye’nin temsilde “imaj” sorununa neden oldular.


AB Komisyonu’nda çalışan ve bazen “dil bilmek” dışında hiçbir başka becerisi olmayanların Türkiye ya da KKTC’ye yönelik “ayağı yere basmayan ukala tavırları” sanırım sonunda Türkiye ve özellikle KKTC’nin günümüzde tam profesyonel olan kadrolarının da karşı tavır almasını beraberinde getirecek. Bunun sorumlusu AB olacak. Her yıl vergimden maaş alıp da AB Düşüncesi’ne bu derece zarar veren AB bürokratları ile hesaplaşmayı 2009 Avrupa Parlamentosu Seçimleri’nde gerçekleştirmek hedefim oldu artık!

BİZİ TAKİP EDİN

360,161BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,247TakipçiTakip Et
7,971AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL