Açılım tartışmacılarına bir hatırlatma
Aziz Konukman Aziz Konukman
Moda haline geldi “açılım’’ sözcüğü… Ne zaman çözümü zor bir sorunla karşılaşsak, hemen imdadımıza bu sözcük yetişiyor. Tanımlanan çözümü zor sorunun peşine bu sözcük eklendiğinde...

Moda haline geldi “açılım’’ sözcüğü… Ne zaman çözümü zor bir sorunla karşılaşsak, hemen imdadımıza bu sözcük yetişiyor. Tanımlanan çözümü zor sorunun peşine bu sözcük eklendiğinde, bir çırpıda çözüm umutları yeşerivermiş oluyor. Toplum; gündeme taşınan bu eski büyük sorunun çözümüne yönlendirilirken, gündemdeki asıl yakıcı sorunların çözümü ise bir başka bahara bırakılmış oluyor. Bir taşla iki kuş misali, hem çözülemez denilen, buzdolabına kaldırılmış bir sorunun çözümü için umut yaratılmış hem de güncel sorunların iktidar üzerinde yaratacağı toplumsal baskılar ötelenmiş oluyor.
Ancak bu süreç, o kadar öngörüldüğü gibi pürüzsüz işlemiyor. Gündeme taşınan eski bir soruna bulunan çözümün sahte bir çözüm olduğu anlaşıldığında süreç sekteye uğruyor. Ancak toparlanma uzun sürmüyor. Kısa bir yalpalanmadan sonra, bir başka küllenmiş eski sorun servis edilerek ( keşfedilerek) gündeme taşınıyor ve süreç kalınan yerden yeniden devam ediyor. Sahte çözümlerden de anlaşılıyor ki, burada amaç bu tür sorunlara gerçek çözümler üretmek değildir. Tam tersine amaç, toplumu gündeme getirilen soruna yoğunlaştırarak yaşamakta olduğu yakıcı sorunlardan uzaklaştırmak ve onun gazını almaktır. Bu durum, devasa sorunlarla uğraşmak ve bunları çözmek zorunda olan bizim gibi az gelişmiş bir ülke için oldukça acıdır.
Bu süreçteki bir diğer acı durum, hangi eski sorunun gündeme taşınacağında ve nasıl çözüleceğinde iktidarın herhangi bir inisiyatifinin bulunmayışıdır. Zaten böyle bir inisiyatif  olmuş olsaydı, bu tür gündem kaydırmaları da söz konusu olmazdı. Sorunlar masaya yatırılır, bir bütün olarak değerlendirilir ve ülkenin önceliklerine göre sıralanarak çözüme kavuşturulurdu. Doğal olarak, demokrasinin standartlarını yükselterek, kendine özgüven duyarak, farklılıkları zenginlik olarak görerek ve kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek bulunacak çözümler de bugünkü gibi “sahte’’ değil gerçek çözümler olurdu. Ne yazık ki öyle olmamış, inisiyatif emperyal güçlere bırakılmış ve ülke açılımlardan medet umar hale gelmiştir. Her açılımın sonunda sahte bir çözüm üretilmiş, sahte olduğu anlaşıldığında ise bir başka açılım devreye sokulmuştur. O kadar uzağa gitmeye gerek yok. İşte size, AKP iktidarında yapılan o meşhur açılımlardan birkaçı: Ekonomik açılım ( IMF stand-by anlaşmalarıyla ), AB açılımı, Kıbrıs açılımı, BOP açılımı, Ermeni açılımı.
Bu açılımlarla ekonomi, IMF-DB ( Dünya Bankası ) ile AB ‘nin ( Katılım öncesi ekonomik programlar ile ) güdümüne sokulurken ( Brüksel’e giden yol Washington’dan geçiyor ile kastedilen budur ); hukuki ve toplumsal yapı AB’ye ( AB müktesebatına uyum çalışmaları ile) dış politika ise ABD’ye ( BOP, Kıbrıs ve Ermeni açılımı örneklerinde olduğu gibi ) havale edilmiştir.
Bu açılımlar sonucu, Türkiye geri dönülmesi zor bir konuma gelmiştir. İşte size bu konumu belirleyen ana özelliklerden birkaçı:
•Uluslararası sermaye çevreleri ve onun taşeronu konumundaki büyük sermaye çevrelerinin evirip çevirdiği bir ekonomi,
•Emeğin ve örgütlerinin tüm karar süreçlerinden dışlandığı bir ekonomi, ( emek örgütlerinin itirazına rağmen, işsizlik sigortası fon kaynaklarının bütçeye aktarılması, memur sendikalarının toplu sözleşme ve grev hakkı talebi ile ilgili yasal düzenlemenin yapılmamış olması )
•İktidarın YÖK’ü ve RTÜK’ü ele geçirdiği bir ülke,
•İktidarın dikensiz gül bahçesi yaratma uğruna yargıyı ele geçirmeye çalıştığı bir ülke,
•Tarikat ve cemaatlere yönelik soruşturmalar hasıraltı edilirken, üniversite öğrencilerinin yasal ve demokratik haklarını kullanmalarının engellendiği bir ülke,
•Ergenekon davası adı altında muhaliflerin susturulduğu ve bir korku imparatorluğunun inşa edildiği bir ülke.
Bunlar ilk akla gelen ve bir çırpıda sayabildiklerimiz. Bu liste daha da çoğaltılabilir.
Ne dersiniz, Kürt açılımı bu tabloda nereye oturuyor? Yukarıdaki açılım ve uygulamalarıyla sivil diktatörlüğü tescil edilmiş bir iktidar, toplumun beklentilerini karşılayabilecek bir açılım yapabilir mi? Ayrıntısını açıkladığımız bu geçmiş açılımlar, bu yeni açılımın bir habercisi olabilir mi? Yanıtını ve yorumunu size bırakıyoruz. Bizim yaptığımız sadece bir hatırlatma. Umarız, yanıtınızı verir ve yorumunuzu yaparken uyarı niteliğindeki bu hatırlatmamızı unutmazsınız.