Açlığın ahlaka çağrısı
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

İlk günler bedenleri ruhlarının aldığı kararı biraz şaşkınlıkla karşıladı. Kalpleri biraz daha hızlı çarpar, solukları hızlanır, kan basınçları yükselir gibi oldu, mideleri kazındı. Kısa sürdü ama bu şaşkınlık, üç gün kadar. Ardından beden hem kendisini hem ruhu korumaya almak için yavaşlamaya çalıştı. Organlar hızlarını düşürüp, kısıtlı enerjiyi beyin ve böbreğin kullanımına bıraktılar. Kaslar kasılmaktansa gevşeyip yumuşarken, akciğerler kendilerini yormadan oksijen taşımak için yavaşladılar. Kalp bir ikileme düştü bedenin her bir yanına oksijen iletebilmek için hızlı atmalı ama gerekli enerji kısıtlı olduğu için de yavaş olması zorunluydu. Sessizleşti, atım sayısını ve basıncını düşürdü.

İlk üç gün boyunca deposunda ne kadar şeker varsa dikkat etse de tüketen karaciğer paniğe kapıldı. Yağlardan şeker üretip bir parçası olduğu bedene yollamaya başladı. Ama karaciğerin yağ depoları da çok kısıtlıydı ve beyin bedenin tümündeki yağ depolarına çözülün ve karaciğere gidin komutu verdi. İlk birkaç gün boyunca beyin tüm sistemleri bir sıra düzen içinde enerji üretimi için çalıştırmaya çabalarken bir yandan da mideden gelen ve neden bana besin gelmiyor çığlığı olan karın ağrılarıyla da baş etmeye çalışmıştı.

İlk hafta geçtiğinde mide umutsuzca sustu, ağrılar kesildi. Çünkü ağrının oluşabilmesi için bile enerji gerekliydi. Bedendeki şeker daha hafta dolmadan tükendiği için ve yaşamak için enerji zorunlu olduğundan beden yaşamak için kendisini tüketmeye başladı. Kaslar erimeye başladığından ve yağlar hızla tükendiğinden bedenin dıştan görünümü solup sarardı. Bedene dışardan bakanlar avurtların çöktüğünü, kol ve bacakların inceldiğini, karnın kaybolduğunu gördüler.

Beyin iç içe geçen iki boyutlu bir çatışmayla karmaşaya düştü. Kendisini taşıyan bedeni kendisiyle birlikte yaşatabilmek için besin al komutunu yine kendisinin bir yansıması olan ruha bildiriyor ama ruh beyne bu komutu eyleme dökmek için bedeni harekete geçirme izni vermiyordu.

Karşılıklı güvene dayalı bir ilişkileri vardı başlangıçtan beri. Beyin kendi üretimi olan bilincin emrine koşulsuzca girmişti. Ruhun kendisinin kaynağı olan bedene gösterdiği özen, bedenin de o ruhun varlığını sürdürmesi uyum içinde çalışmasını sağlamıştı. Oysa şimdi aynı ruhun bilinci bildiğimce yaşamak için bedenimi sizin denetiminizden kurtarmak üzere ondan vazgeçebilirim kararını uyguluyordu. Ruhumu denetlemek için kontrol etmeye çalıştığınız bedenimi feda edeceğim. Siz beni denetim altında öldürmek istiyordunuz işte şimdi ben bedenimi ölüme açarak size sunuyorum. Verin bakalım kararınızı, verebiliyorsanız

Ruh kendi bilinciyle kendi varlığının kaynağı olan bedenden vazgeçme kararını almanın karmaşasını yaşadıkça, dışardan bakanlar daha önceden tanıdıklarından başka birini görmeye başlarlar. Hem bedensel hem de ruhsal olarak. Kaslar eridikçe beden kendi kendisini tükettikçe yavaşlayan, sessizleşen, ufalan bedenle birlikte kişilik de değişmeye başlar. On beşinci günden sonra açlığı seçen artık başka birine dönüşür. Bedenin sessizleşmesi, bir ses için bile gerekli olan enerjinin olmamasıdır. Ağrılar silinir, görme, duyma, koku algıları azalır. Yalnızca gözler; gözler ona bakanların anlamlandıramayacağı bir ifadeye bürünür. Soluk mu yoksa parlak mı karar verilemeyen bir ışık(sızlık) hali.

Kırklı günlere kadar hala umut vardır. Kırklı günlere kadar beslenme ama çok özenle, hekim denetiminde ve çok kurallı olarak uygulanan beslenme ile bedenle bilinç, beyinle ruh yeniden barışıp hasarsızca kendilerini toparlayabilirler. Ama kırklı günler geçildikten sonra artık beden için hiçbir zaman eskisi gibi olmak pek mümkün olmayacaktır. Bilinç ve ruh daha ilk anda bu açlık kararının alındığı anda geri dönülmez bir değişime girmiştir. Sağ kalınabilirse o ruh başka biri olarak yeniden doğacaktır.

Açlık grevi bir edebiyat değildir ama ciddi bir edep çağrısıdır. İktidara ve insanlığa insan olma çağrısıdır. Bu haftadan itibaren ölümler için kritik eşiğe ulaşılmış durumda. Bu güne kadar su ve vitamin ihtiyaçları karşılanmayanlar varsa onlar için iş işten geçmiş bile olabilir.

İktidar ve toplum bir insanlık sınavındaydılar günlerdir, duymazdan gelseler de. Ama artık grevcilerin bedeni o kadar sessizleşti ki, bu sessizliğin gürültüsünü duymayacak denli sağır olmak insanlıktan çıkmış olmayı kanıtlayacak.