Adalet Kurultayı
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

CHP’nin Çanakkale Eceabat’ta düzenlediği Adalet Kurultay’ı ile ilgili birçok değerlendirme yapıldı. Adalet Yürüyüşü’nden sonra CHP’nin düzenlediği ikinci büyük organizasyondu bu. Kuşkusuz eksiği, eleştirilecek birçok yanı vardı. Ancak Adalet Yürüyüşü kadar olmasa da kendi taraftarları üzerinde bir heyecan yarattığı inkar edilemez.

Çeşitli başlıklar altında çok sayıda çalıştay gerçekleştirildi kurultayda. Bazı tartışmalı isimleri dışarıda tutarak belirtiyorum, çalıştaya katılanların çoğu, alanlarında uzman kişilerdi. Ben de bu çalıştayların mülteciler konulu olanında, konuşmacı olarak yer aldım. “Uzman” kişiler” arasına kendimi de koymuş oldum ama ben bir gazeteci olarak görüşlerine başvurulma nezaketi gösterilen biriydim sadece. AKP’nin uyguladığı dış politika çerçevesinde mültecileri bir koz olarak kullandığını anlatmaya çalıştım. Ne kadar yararlı olduğumu da bilemem. Katıldığım çalıştayda benim dışımdaki katılımcılar sorunu son derece yetkin biçimde, Çukurova Üniversitesi’nden Adnan Gümüş hocamızın başarılı moderatörlüğünde ele aldılar. Çalıştayımızdan sorumlu milletvekili Elif Doğan Türkmen’in sabrına, inceliğine de diyecek yoktu doğrusu.

Umarım tüm bu çalışmalardan çıkan sonuçlar parti politikalarının bir parçası haline getirebilir. CHP’de bu potansiyel elbette var. Ben, çalıştayın sonunda mültecilere olan düşmanlığın önlenmesinde, bir tahammül kültürünün oluşturulması gerektiğini söyledim. CHP’nin bu konuda ciddi bir çalışma yapması gerektiğini de dile getirdim. Bunun için de her şeyden önce Genel Başkan’ın “mülteciler evlerine dönmeliler” söylemini terk etmesi yolundaki önerilere katıldığımı da belirttim. “Ne öneriyorsunuz” dendiğinde de, özel bir önerim olmadığını yapılacak tek şeyin AKP hükümetini mülteciler konusunda uluslararası hukuka uymaya zorlamak olduğunu vurguladım. Katkım, katkıysa gerçekten, bu kadardı.

Tabii, ancak pratikte fark edilecek eksiklikleri vardı kurultayın. O nedenle onlardan söz etmenin anlamı yok. Ama başından beri yapılabilecek olan kimi şeyler de vardı. Örneğin çalıştaylardan biri neden LGBTİ bireylerine ayrılmadı? Adalet’e ihtiyaç duyan kesimlerin başında onlar geliyor çünkü. Birçok kişi dile getirdi, ben de çeşitli mecralarda söz ettim, Adalet Kurultayı’nda mutlaka olması gerekenler adalet bekleyen” Rakel Dink ile Türkan Elçi hanımefendilerdi. CHP önde gelenlerine sordum haliyle, “çağırdık gelmediler” dendi. İletmiş olayım.

CHP “açılmak” isteyebilir. Her partinin buna hakkı var. Ancak temel prensiplerine ters düşecek tutumlardan kaçınmak gibi bir titizliği de olmalı. Kim ne derse desin, CHP’nin üyeleri, taraftarları kendilerini, benim solcu tanımıma tam olarak uymasa bile, solcu olarak tanımlıyorlar. Bunun sıkıntısını çekiyorlar da. 12 Eylül öncesi faşist saldırılarda CHP’li olduğu için öldürülen onlarca insan var. Kurultay alanında oluşturulan Hafıza Sokağı’nda Mustafa Pehlivanoğlu’nun fotoğrafının yer alması son derece yaralayıcı olmuştur, bilmem farkında mı CHP yöneticileri? Alanda 12 Eylül öncesini yaşamış, CHP’li arkadaşlarını yitirmiş çok sayıda insanla karşılaştım. Hoşnutsuzluğu onlardan duydum. CHP özellikle sol politikalar için uygun bir dönemde olduğunu fark edip diğer sol güçlerle ittifak zemini aramalı. Sağcı kitlelere göz kırparak yapacağı bir şey yok. Düzen içi bir politika izlediğini, bunun sınırlarını zorlamasını beklemenin gerçekçi olmadığını ben de biliyorum. Ama hiç değilse, “düzen içinde” bile sınırları demokratikleştirebilmenin yollarını bulmalı. Bunun için de olabildiğince sol olmak zorunda.

Adalet, eşitlik, özgürlük sağ’la gitti, ancak sol’la gelir çünkü.