Adalet ve cesaret
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Suya düşerek boğulmazsın, orada kalarak boğulursun” derler! CHP’nin 36. Kurultay’ına gidilirken merak edilen buydu; parti olduğu yerde durmaya devam mı edecek, yoksa yeni bir söylem eylemlilikle ileriye mi atılacak?

Kurultay’ın ismi zamanın gereksinimine çok uygundu: Adalet ve Cesaret. İlla da cesaret!

Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi uçuruma doğru giderken; birilerinin cesaretle öne çıkıp direksiyonuna geçebilmesi ve kamyonun yönünü barışa, adalete, özgürlüğe, demokrasiye, bir arada yaşama iradesine çevirmesi şart.

Bunun için de öncelikle cesaret gerek! Ortalamayı bulmaya çalışan bir siyaset değil, ortalamaya ve kalabalıklara yön gösteren bir siyaset…

Toplumsal psikoloji; kamyonun uçuruma gidişini ah vah ederek izlemeyi, dermansız bir donma halini, birileri öne atılsın bekleyişini besler… Ta ki o birileri cesaretle öne atılana kadar!

Adalet ve Cesaret” ismi, işte o bekleyiş halindeki kitlelerde kurultaya dönük merak ve umudu beslemişti. Partililer, memleketin dört bir yanından Ankara’ya o duygularla geldiler. Peki, cesaret ve umut dolu olarak mı döndüler?

Evet, yapabiliriz; Evet, 2019 yerel seçimlerini alacağız; Evet, Cumhurbaşkanlığı seçiminde tek adam rejimine son vereceğiz umudu ve inancıyla, o umut ve inancı eyleme dökecek bir cesaretle mi döndüler?

Keşke, öyle olsaydı! Kurultay’ın aradığı adalet için de; kardeşlik, özgürlük, demokrasi, barış içinde bir arada yaşanan bir Türkiye için de öncelikle cesarete gereksinim var.

Hiroaki Aoki, Japonya’da doğmuş; güreş minderleri ve restoranıyla ABD’de tutunmaya çalışmış sıradan bir göçmendi. Tutundu, başarılı da oldu. İlkesi; “Kaybetmekten korkmadığın zaman kazanabilirsin”di.

JamesBryant Conant;Amerikan Ordusu’nda I. Dünya Savaşı’nı yaşadı, Harvard’a rektör oldu, Batı Almanya’ya da ilk ABD büyükelçisi… Onun başarılarının anahtarı da cesaretti ve o anahtarı şöyle ifade etmişti: “Kaplumbağaya bakın. Sadece başını dışarı çıkarttığı zaman ilerler!

CHP Adalet ve Cesaret Kurultayı’nda başını ne kadar dışarı çıkardı, ne kadar kaybetme korkusundan arınmış bir siyasi strateji ortaya koydu? Ben soruyu sormakla yetineyim.

CHP’nin başını çıkaramadığı kabuğu “Bize ne derler korkusu”dur, aranan cesaretin tam tersi: Memleketin kahır ekseriyeti sağcı, muhafazakâr; din konusunda şöyle dersek, Kürt meselesinde böyle dersek bize ne derler?

Kılıçdaroğlu en şanslı olduğu seçime girdi; arkasında Hayır kampanyasının, Adalet Yürüyüşü’nün ve Adalet Kurultayı’nın rüzgârı ve o rüzgârın pekiştirdiği kimse koltuğunu sarsamaz algısı vardı.

Buna karşın, Muharrem İnce geçen kurultayda aldığından da fazla oy aldı. Parti yönetiminin bagajındaki, içinden çıkamadıkları “Bize ne derler korkusu” ürünü “Ekmeleddin” ve “dokunulmazlıkların kaldırılması” yükünü Kurultay’da dillendirerek salonu salladı.

İnce’nin tüzük değişikliği konusundaki düşünceleri, cumhurbaşkanı adayının tüm parti üyeleri tarafından seçilmesi önerisi de bir sosyal demokrat partiye asıl yakışandı.

İ. Cihaner ve S. S. Böke’nin “Sol Cesaret” manifestosu Kurultay’ın heyecan yaratan bir diğer olayıydı. CHP, o manifesto ile, adı konulmuş bir sol kanadının olabilmesine dair de somut bir adım atmış oldu!

Kılıçdaroğlu, “Sol Cesaret”in önemli isimlerini de kendi listesine alarak Parti Meclisi’nde bir denge kurarak “idare etti”.

Sol Cesaret” açısından da bundan sonrası önemli; parti içinde her zaman varolagelen güçlü sol kanalın hep yaptığı gibi durdukları yerde duracaklar mı, yoksa kabuklarından başlarını çıkarıp, bir arada durmayı başararak, partiye cesur sol politikalar öneren kalıcı bir özne olabilecekler mi?

Türkiye 2019’a giderken, hem ülkenin hem de bütün siyasi öznelerin geleceği atılacak cesur adımlara bağlı. Kuşkusuz, cesaretle öne atılıp uçuruma doğru giden kamyonu durdurma görevi sadece CHP’nin değil, tüm muhaliflerin.

Bu süreçte; ne CHPBizdeki demokratik kurultaylar başka hiçbir partide yok” savunusuyla oyalanabilir, ne de CHP dışı sol bir şeylerin değişmesi için CHP’nin değişmesini bekleyebilir.

Boynunu kabuğundan çıkarıp ilerlemek herkesin görevi!