Adaletin “ama”sı olmaz, istisnasız herkes için adalet!
01.07.2017 08:55 GÜNCEL

BURAK ÖZGÜNER
Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü

Adaletsizlik, eşitsizlik, hukuksuzluk, hukuk garabeti, cezasızlık, toplumsal şiddet, linç kültürü, nefret, kutuplaşma... Ben de tüm Türkiyeliler gibi bu kelimeleri son yıllarda çok duyar oldum. Bu kelimeleri duymakla kalmıyoruz, bunlara dair pratikleri gündelik yaşantımızda her gün deneyimliyoruz. Gündelik yaşantımızı geçtim; birebir dâhil olduğumuz ya da ucundan, köşesinden ilişki içerisinde olduğumuz muhalif örgütlenmeler içinde dahi bu pratiklere sıkça rastlar olduk. Yıllardır, sistemli bir devlet politikası şeklinde kutuplaştırılan ve cinnet toplumunda yaşayan insanların bu bahsettiklerimin müsebbibi ya da bir parçasını olmasını anlıyorum da özgürlük, adalet gibi kelimeleri ağzından düşürmeyen insanların, muhaliflerin bu pratikleri hayata geçirmesini hiç anlayamıyorum.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlatmış olduğu Adalet Yürüyüşü, günlerdir devam ediyor. Toplumun farklı kesimleri yürüyüşü destekliyor, kimileri geç kalındığından, kimileri ise farklı yönleri ile yürüyüşü eleştiriyor, kimileri ise yerden yere vuruyor. Elbette benim de eleştirilerim mevcut ancak ben, adaletsizliğe boğulduğumuz şu günlerde, yıllarda Adalet Yürüyüşü için yorum yapmayacağım; eleştirilerimi kendime saklayacağım. Ama CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Ankara’da yaptığımız bir görüşmeden bir anekdotu da aktarmak istiyorum: Ekoloji, kent ve hayvan hakları mücadelesi veren aktivistler olarak, Kılıçdaroğlu ile görüşmüştük. Partisine, CHP’ye bolca eleştirilerin de geldiği bu görüşmede Kılıçdaroğlu bize, “Sizler sadece doğa için mücadele veriyorsunuz. Türkiye’de ne kadar çok adaletsizlik var. Bunlara karşı mücadele verirken hepsine yetişmemiz, tüm milletvekillerimizin hem mecliste hem de sokakta muhalefet yürütmesi zor” gibi sözler sarfetmişti. Peki Kılıçdaroğlu, bu kadar çok adaletsizlik varken, benim ya da o görüşmede bulunan birçok insanın sadece doğa için mücadele verdiğini nasıl kolayca düşünebiliyor, üstüne üstlük doğa, en yoğun saldırı altında olan öznelerden bir tanesiyken...

Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak, kent hayvanlarının, bu toplumda en fazla nefrete, toplumsal şiddete maruz kalan kesimlerden olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki ya kent hayvanlarının dışındaki hayvanlar?.. Sadece Türkiye’de, geçen sene 1 milyar 156 milyon 407 bin 473 tavuk, hindi, sığır, koyun, keçi ve manda kayıtlı olarak öldürüldü; sadece etleri için. Peki ya kayıt dışı öldürülenler?.. Hakları, varlıkları yok sayılan hayvanlara reva görülen bu adaletsizliği, insanlığın sebep olduğu bu soykırımı düşündüğümde, eleştirel kuramcılardan Theodor Adorno’nun şu sözü hemen aklıma geliyor: “Auschwitz, bir insan mezbahaya bakıp ‘ama onlar hayvan’ dediği zaman başlar.”

İnsan-hayvan, devlet-birey, erkek-kadın, heteroseksüel-eşcinsel... Bu ikilikleri çoğaltabiliriz; insanlık sürekli birileri için kendisine türlü ikilikler yaratarak kendisini ayakta tutuyor. Bir bölgenin bombalanması; çocukların, hayvanların, hastanelerin üstüne bomba yağdırılması bir kesimi rahatsız ederken nefret ile kavrulan bir kesimin içine su serpiyor. Tekno-endüstriyel devlet politikaları, tüm dünyaya hâkim olurken ve faşizm yükselirken, bu ikilikler devam ettiği ve birileri kolayca gözden çıkarıldığı sürece ne Türkiye’ye ne de dünyaya adaletin geleceğini düşünüyorum.

Adalet Yürüyüşü’nü düşündüğümde ise, illa ki “bam teli”mize basılması mı gerek diye düşünüyorum. Her gün ama her gün, devlet ve hükûmet, birilerini gözden çıkarıyor, harcıyor, usulüne uygun olarak kapatıyor, bertaraf ediyor. Ayrıca bunu herkes biliyor, bu bilinmeyen, gözlerden ırak bir şekilde sürdürülen bir politika değil... Bunlar alenen olup biterken, benim adaletsizliğim, ötekinin, berikinin adaletsizliği diye öncelik sıralamaları yapmadan müşterek bir mücadele ve dayanışma hattı kurularak, adaletsizliklere karşı çıkılabileceğini düşünüyorum. “Adalet Yürüyüşü, Edirne’ye uzanacak mı?” soruları hâlâ tazeyken her gün soykırıma uğratılan hayvanlar, yani ötekinin adaletsizliğine dair tek bir kelam edilmeyeceğini bilmek de üzücü çünkü Adorno’nun işaret ettiği gibi “ama onlar hayvan”... Mesela CHP’li Yalova Belediyesi’nin yüzlerce köpeği öldürüp diri diri toplu mezarlara gömmesine, devletin “adaleti” 59 bin TL’lik belediyeye kesilen para cezası oldu ve ceza, vatandaşın vergisi ile ödenecek. Peki ya Adalet Yürüyüşü’nü başlatan Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin tavrı ne olacak? Tavırları, adaletten yana mı olacak, yoksa adaletsizlikten yana mı?..

“İstisnasız herkes için özgürlük, adalet” demeye, topyekûn özgürlük arayışımıza ısrarla devam etmeliyiz ki mumla aranan adalete yaklaşabilelim.