Adanalı olsaydım!..
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

Gazetelerden yerel haberleri okumayı evvel ezel sevmişimdir. Ücra yerleşimlerde olup bitenler, yani küçük resimler büyük resme ışık tutar inancındayım. Yıllar önce okuduğum bir haber hala aklımdadır. İngiltere’de ünlü bir otomobil yarışçısı kaza geçirir ve ölür. Cenazesi yakın bir köyde defnedilir. Habere göre bu yarışçının ABD’de yaşayan bir hayranı her ölüm yıl dönümünde telefonla köyün çiçekçisine çiçek sipariş verir ve çiçekçi de o bir buket çiçeği mezara bırakırmış. Bu yıllar boyu böyle sürmüş. Haber bir süredir çiçek sipariş edilmediği ve hayranın ölmüş olabileceği üzerine yazılmış. Şimdi bu sıradan haber pek çok şey anlatıyor aslında. Bir, İngiltere’de ücra bir köyde bile – ki dağ bayır her yerin yeşil ve çiçekli olduğu halde- bir çiçekçi dükkanı bulunmakta. Ve o çiçekçiye talep var ki hayatını çiçek satarak idame ettirebilmekte. İki, çiçekçinin dürüstlüğü.. Yıllar boyu kendisini bir denetleyen olmamasına rağmen her yıl siparişi götürüp mezara bırakması. Ülkemde çıkması çok zor bir haber olduğu için belki de bu haber aklımda kalmış olsa gerek.

Geçen hafta sonu Bursa’da yine yerel haberlerden biri dikkatimi çekti.

Haber aynen şöyle; “ Bursa’nın Orhaneli İlesine bağlı Kusunlar Köyü’nün nüfusu yaşanan göç nedeniyle 3 haneye düştü. Köydeki cami imamı hem imamlık hem de harabeye dönen evlere bekçilik yapıyor. Köyde sabah, öğle, akşam namazına kimse gelmezken, cuma namazına ise sadece 3 kişi geliyor.”

Aynı gün aynı gazetenin bir diğer sayfasında ise bir servis minibüsünün yaptığı trafik kazası ve iki öğretmenin ölüm haberine yer veriliyor.

Şimdi bu iki haberin bize anlattıkları ne?

Bence bu iki haberde Türkiye gerçekleri, AKP faşizminin çok açık bir fotoğrafı ile kendini göstermekte.

Daha kaliteli eğitim safsatası altında salt tasarruf amacıyla köylerdeki okulların kapatılması, köylerden sabahın köründe ufacık çocukların uzak mahallere taşınması, kış kıyamet günlerde trafik kazaları ve çocukların öğretmenleriyle birlikte ölmeleri. 20 bine yakın köy okulu kapatıldı bu güne değin ve 1 milyon 210 bin öğrenci yollara döküldü.

Sadece eğitimde mi bu böyle? Hayır. Sağlık ocağı ya da sağlık evi bulunmayan binlerce köy var bu coğrafyada. Bulunanlara da bir doktor, bir ebenin aylarca gönderilmediğini hepimiz görüyor, biliyoruz.

Ancak, neredeyse her köye bir karakol düştüğünü jandarmanın çevre katliamına neden olan Şirketleri ve rantlarını korumak adına o köylüleri nasıl darp ettiklerini yine hepimiz görüyor ve biliyoruz.

Yine, her köye bir cami ve en az bir imam –ki müezzini, vaizi ayrı – atandığını hepimiz biliyoruz. Yukarıdaki haberde olduğu gibi sadece cuma namazında 3 cemaate sahip Kusunlar Köyü gibi kaç köy var acaba Türkiye’de sormak lazım.

Zaten topu topu günde ortalama 1,5 saat çalışıp bir öğretmene denk maaş alan imamları çoğaltmak için İmam Hatip Okulları mantar gibi çoğaltılırken, atanmayan öğretmen sayısı yarım milyona dayanıyor.

“Devlet, herkese temel eğitim vermek zorunda, ancak bu Anayasal hakkın, herkesin oturduğu yerde verileceği, hususunda bir kayıt yoktur”, diyenler nedense Anayasal bir zorunluluk olmadığı halde herkese oturduğu yerde bir imam, bir kuran kursu hocası atayabiliyorlar.

Önümüz kış ve yine gazetelerde sık sık taşımalı eğitim’ kurbanları’na ilişkin minik minik haberler duyacağız. Belki de yandaş medya bunları hasıraltı edecek ve duymayacağız.

Kulaklarını bu ölümlere tıkayanlar, köyünde sağlık ocağı, personeli olmadığı için ölen bebelerini çuvalda taşıyan babalara gözlerini kapayanlar, her gün din iman muhabbeti yapan vicdansızlar, her gün şeref söylemi ile gezen şerefsizler, Adanalı olsaydım size ne diyeceğim çok açıktı ya dua edin değilim.