Adios, Hola ve Belle demenin en güzel hali: 9 İspanyol filmi
16.10.2016 10:50 BİRGÜN PAZAR

ENGİN ÖZER / @enginzer

İspanya’nın ilk yapım şirketi bundan 110 yıl önce kurulmuş. Bunuel, Carlos Saura gibi isimler bu köklü sinema geleneğinden doğmuş, sinema sanatına yön verir olmuş. Hep böyle “Miş’li Muş’lu” bir 90’lar TRT 2 kültür sanat girişi yapmak istemiştim, kısmet İspanyol sinemasınaymış. Gerçi o günler de negzel de günlerdi. Televizyonda miş’li muş’lu da olsa kültür sanat işleri olurdu.

Aslında İspanyol sanat dünyası da bizimkini andırıyor. Yasaklar, yalakalar ve bunlara direnenler tıpkı bizdeki durumlara benzer. Mesela 1973 yılında “Paris’te Son Tango” Franco tontiği yüzünden İspanya’da gösterime giremedi. Binlerce İspanyol filmi seyretmek için Fransa’ya geçti. Bundan on yıl öncesinde ise Saura’nın kurucularından olduğu yapım şirketi, Bunuel’in bir filmi (Viridiana) yüzünden kapatıldı. Papa’nın çıldırdığı film, Cannes’da büyük ödülü aldı. Ülkesinde ise ancak 17 yıl sonra gösterilebildi. Yılmaz Güney’in “Yol”unun başına gelenler gibi. Hatta Yol da 17 yıl yasaklı kalmıştı.

İspanyol sineması bugün dimdik ayakta. Goya gibi prestijli bir ödülleri ve San Sebastian gibi hayli önemli festivalleri var. Yeni nesil yönetmenleri ve oyuncuları dünyanın dört bir yanında ilgi görmeye devam ediyor. Yerimiz el verdiğince bu önemli sinemadan örnekler derledik. Çok da “belle” oldu... Listenin sıralaması her zaman olduğu gibi ne en iyiye göre ne de yapım tarihlerine göre, tamamen gelişine, confortable ve excelente...

1. Hoşgeldiniz Bay Marshall - Bienvenido Mister Marshall

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196863-1.

Bildiğimiz Marshall yardımının bize değil İspanya’ya geliş öyküsü ve yaşananlar konu ediliyor. Aslında yardımın gelişi değil de gelme ihtimali heyecanlandırıyor küçük İspanyol kasabasını. Tıpkı bizde yaşanan 6. Filo’yu kıble yapma durumu; hatta Amerikan donanması rahat etsin diye Karaköy’deki genelevlerin boyanması, bakıma alınmasına benzer gariplikler meydana geliyor. Kasaba çılgına dönüyor afişerde Bienvenido’lar, Hola’lar, selamsız bandosu gibi bando kurup “Americanos” diye şarkılar söylemeler... Sonuç? Tıpkı Selamsız Bandosu gibi... Daha fazla spoiler vermeyelim, mutlaka izleyiniz.

2. Yetimhane – El Orfanato

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196864-1.

2007 yılı İstanbul Film Festivali’nde korkudan koltuklara gömülerek izlediğimiz El Orfanato o yılın en çok dikkat çeken yapımlarından biri oldu. Filmin yapımcıları arasında bir sene önce Pan’ın Labirenti’yle akılları baştan alan Guillermo del Toro olunca festivalde biletler hızla tükenmişti. Film, festivalden sonra da kulaktan kulağa hızla yayıldı, zira o vakitler henüz kimselerde Twitter falan yoktu.

Grili mavili, siyahlı beyazlı atmosferin ardında terk edilmiş bir yetimhane ve zamanında kendisinin de içinde yetiştirildiği bu yetimhaneyi 30 yıl sonra satın alarak yeniden hayata geçirmek isteyen bir ailenin hikâyesini izlerken aklımıza korku filmlerinde sıklıkla gelen o düşünceler dolanıyordu: Olm ne işiniz var kasvetli yetimhanede! Durumunuz var, eli yüzü düzgün insanlarsınız, cennet gibi akdeniz kıyıları burnunuzun dibi. Kiralayın bir araba, takılın Valencia - Malaga. Barca – Real maçına falan gidin... İspanya bastı, atla gel Datça’ya. Bal ye badem ye, yüzüne renk gelsin.

Nerdee... Mutlaka “gelme buraya” diye bağıran o gotik binaya gidilecek, gıcırdayan kapılar açılacak, paslı aynaların önüne geçillip deli deli içine bakılacak.

Dikkat edersiniz bu tip filmlerde hayaletler ilk 20 - 30 dakika yeni gelenler belki sıkılır da gider diye hiç ses etmiyor. Ancak insanoğlu densiz, ne tavan arası ne kiler bırakıyor, her deliğe giriyor. Sonunda çığlıklar patlasın, kuşlar dallardan havalansın, salavat getirmeler, haç aramalar. Böyle de yazınca sanki filmi ezikliyor gibi olduk ama öyle değil. Sadece geyiğin ipi kaçtı bi kere tutamıyoruz... İzlemeyen varsa mutlaka izlesin efenm.

3. Hücre 211 - Celda 211

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196865-1.

Tekrar aynı yılın festivalindeyiz. Bir gardiyandan bir şekilde tutuklu yaratacak sistemin filmi Celda 211, İspanya’nın Oscarı denilen Goya’yı kapmış bir yapım. Aslında adamların mis gibi sineması var neden İspanya’nın Oscar’ı deyip hemen Amerikanlaştırıyosak... Demedik var sayın, düz Goya.

Yeni göreve başlayacağı hapishaneye bir gün erken giden gardiyan Juan başına geleceklerden habersizdir; zira adamın kafasına ilk günden tavandan bir şey düşer ve bayılır. 211 numaralı boş bir hücreye koyulan gardiyanımız uyandığında kendini bir ayaklanmanın ortasında bulur. Dev klişe geliyor hazır olun: Daha önce izlediğiniz hapishane filmlerini unutun! Celda 211 gerçekten de izlerken insanı hızlıca çevreleyen, hapishanenin duvarlarını üstümüze üstümüze ören bir yapım. Filmde sistemin bireye neler ettiğini Juan’ın dönüşümüyle izliyoruz. Darısı her yandaşın başına.

4. Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar - Mujeres Al Borde De Un Ataque De Nervios

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196866-1.

İspanya denince akla, hemen onun adı gelir: Pedro, pedro, pedro! Almodovar kuşkusuz ülkenin gurur kaynaklarından. Kadını kadına kadınla anlatma sanatı diyerek tiyatronun o ıyk dedirten tanımını Almodovar üzerinden kuralım. Aşık kadınlar, aşktan sıkılmış kadınlar, anaç kadınlar, anaçlıktan sıkılmış kadınlar, kısa saçlılar, gün teyzesi kafalılar, modernler, gelenekseller, heterolar, gayler, lezbiyenler, tutkuları İspanya’dan taşıp tüm dünyaya yayılanlar ve bunların birbirleriyle ve erkeklerle olan ilişkileri. Bu sinema hepsini dram, komedi ve Almodovar vari bir cazibeyle kapsar.

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar, 1988’de vizyona girdi ve o renkli cazibesi hemen her yana yayılıverdi. Film en iyi yabancı dalında Oscar’a aday oldu. Almodovar 11 sene sonra “Annem Hakkında Her Şey” ile Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü aldı. 2003 “Konuş Onunla” ile en iyi orjinal senaryo Oscarı'nı kaptı. 2006 “Dönüş Yok” kadın oyuncularının tümüyle Cannes en iyi kadın ve Almodovar da en iyi senaryoyu kazandı. Franco sonrası İspanya’yı saran özgürlük rüzgarının herhalde en keyifli sonucu Almodovar oldu.

5. Aç Gözünü - Abre los ojos

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196867-1.

Pedro Almodovar, Alejandro Amenabar... Adamların isimleri başlı başına birer sanat akımı gibi tınlıyor. Rüyalar, gerçekler ve Penelope Cruz’u doya doya izlediğimiz filmdi Aç Gözünü. Daha sonra Tom Cruise’un belki de kariyerindeki en doğru işi yaparak haklarını satın aldığı ve Vanilla Sky olarak yeniden çektiği “Abre los ojos” sayesinde Hollywood sineması adeta yeni bir damar buldu. Amenabar filmden dört sene sonra Amerika’ya zıpladı ve yazıp yönettiği “The Others” ile izleyiciye şeytana pabucu tersten giydirmenin şahane yöntemlerini sundu. Aslında çıkış filmi olan “Tesis – Tez” ile sinema dünyasına farklı bir şahsın geldiğini anlamak zor değildi. Tüm bu sağlam filmlere rağmen son dönemde bişeyler oldu Amenabar abiye. Bir içine kapandı sanki, sesi soluğu çıkmaz oldu. Onun kurduğu depresif dünyanın tadı damağımızda kaldı.

6. Kutup Çizgisi Aşıkları - Los Amantes del Circulo Polar

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196868-1.

Eğer sevgiliden henüz ayrıldıysanız izlemeyin, karşılıksız aşka düştüyseniz adını bile telaffuz etmeyin, yeni terk edildiyseniz derhal yazıyı terk edin...

1990’ların sonu 2000’lerin başında Otto ve Ana’nın hikayesine tanık olanlar aşkın nelere kadir olduğunu bol miktarda “vaay be” diyerek izlediler. Başka bir filmde olsa o vay be’ler “yok artık” olurdu, ama yönetmen Julio Médem’in ellerinde filmdeki onca tesadüf gayet yaşanılası duruyordu.

Madrid’in güneşiyle başlayıp, kutup çizgisi izinde Finlandiya’da bir kasabaya kadar kadar giden film sayesinde İspanyol sinemasının ahengine bir kere daha tanık olduk. Bu sinema gerilim türünde olduğu kadar aşk ve romantizmde de başka bir gerçekliğe sahip. Bu filmler izleyiciyle öyle bir bağ kuruyor ki, en acayip tesadüfler sorgulanamaz kılınıyor.

7. Bahis - Intacto

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196869-1.

Kim, eller arkadan bağlı ve gözlerde siyah bantla ormanda koşmaca oynamak ister?

Bahis, şans kavramını bunun gibi oyunlar üzerinden yeniden kuruyor. Bir uçak kazasıdan tek kurtulan sizsiniz diyelim. Şanslı mısınız, evet. Peki bu şans sürekli mi? Evetse yeni bir oyun başlıyor. Bu oyunda zeka ya da beceri değil, sadece şansın sözü geçiyor. Biri şanslıysa diğeri kötü şanslı anlamına geliyor. Biri yoluna devam ederken diğeri Mustafa Pektemek misali kafa göz patlak hale geliyor.

Bu tuhaf şanslılar kulübü kendi içinde gizli bir birlik gibi yer altı oyunları oynuyor. İşin içinde şanslı bir suçlunun peşine takılan polis memuru ve bu oyunları organize eden “eski” bir şanslı da var. Konu kulağa ucuz gibi geliyor ama aslında gayet orjinal bir senaryo ile karşı karşıyayız. Filmin tuhaf sürükleyiciliği de cabası.

8. Suç Zamanı - Los Cronocrímenes

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196870-1.

Güzel güzel yaşayıp giderken, eline dürbün alıp sağı solu dikizlemeye başlayan apartman yöneticisi kılıklı Hector’un başına gelenler İspanyol tipi gerilimin nadide örneklerinden.

2007 yılında vizyona giren film aynı yılın başka bir İspanyol gerilim şahanesi “Rec” yüzünden olsa gerek, biraz gölgede kaldı. Rec’i mutlaka herkesler izlemiştir diyerek listeye Suç Zamanı’nı aldık. Ayrıca bu filmde salt gerilim değil bilim kurgu da var; çünkü hadiseye ansızın zaman yolculuğu teması da karışıyor. Filmi mutlaka ayık kafayla izleyiniz. Sürekli durdurup cep telefonuna dalmayınız. Senaryoda işler çok kısa süre içinde sarpa saracak. O kimdi bu neydi derken filmi heba edersiniz.

9. Güzellik Çağı - Belle Epoque

adios-hola-ve-belle-demenin-en-guzel-hali-9-ispanyol-filmi-196871-1.

2. Dünya Savaşı öncesinin misler gibi takılınan dönemine “Güzellik Çağı” deniliyor. Biz de bu çağa 30’lar İspanyası'nda firari bir askerin başından geçenler eşliğinde tanıklık ediyoruz.

Ballı askerimiz bir şekilde bir eve geliyor. Evde 4 kız var. Haliyle bir romantik komedi başlıyor. Dudak kenarına yerleşen mini gülümseme film boyunca oradan ayrılmıyor. Penélope Cruz’un ilk dikkat çeken işlerinden olan Güzellik Çağı’nın En İyi Yabancı Film dalında da Oscar’ı var. Bu film ardından yeniden ivme kazanacak olan İspanyol Sineması yakaladığı rüzgarla Penélope Cruz, Javier Bardem, Antonio Banderas (sahi nooldu o adama) gibi isimleri Hollywood sahnesine transfer edecek ve dünya çapında yıldızlara dönüştürecek. Pazar gününe biraz İspanya ritmi kattıysak ne mutlu. Adios kankitos.