Ados: Rap’in dilini değiştirmemiz lazım
24.07.2018 09:45 KÜLTÜR SANAT
“Kadını aşağılamayı uzaklaştıralım. Ben bunun yanındayım. Rap’in çeşitliliğini tartışıyoruz yıllardır. Keşke bunu bıraksak da, Rap’in içeriğini tartışsak”

BURAK ABATAY @abatayburak

Türkiye’de Rap müzik neden bu kadar revaçta? 2000’lerden sonra zaten gün yüzüne çıkan Rap, nasıl bir süreçten geçti de ününe ün katmaya başladı? Tartışmaya açık bu konuda herkes çokça şeyler söyleyebilir. Kanımca, toplumda yaşanan bu büyük sıkışmışlık bir anlamda da isyanla, öfkeyle, eğlenceyle ve ince alayla Rap’te buluştu. Bugünlerde yapılan çok sayıda üretime bir yenisi daha eklendi. ‘Ados’, sahne adıyla bildiğimiz Adem Oslu yeni albümü Mizantrop’u dinleyicisiyle buluşturdu. Ados, kendisinden daha önce görmediğimiz toplumsal meselelere dair söz söylemeyi, bu albümde hayata geçiriyor. O da aynı kanaatte. Medyanın ses çıkarmadığını söyleyen Ados, bu yüzden kendisine bir görev düştüğünü söylüyor. Ados’la bir araya geldik hem Mizantrop’u hem de Rap müziği konuştuk.

Mizantrop albümünde Ados’tan daha önce duymadığımız toplumsal göndermeler var. Kadına yönelik şiddet mesela. Katılıyor musun buna?
İşin aslı bu zamana kadar albümlerde hep kendimle ilgili şeylerden bahsedip durdum. Kendi iç dünyam, kendi çevrem. Toplumsal olaylar o kadar çığırından çıktı ki, medya o kadar sessiz, soluksuz kaldı ki, biraz onlardan da bahsetmek zorunda kaldım. Sanatçıysak, toplumla içli dışlıysak bunlar da konuşulmalı diye düşünüyorum. Daha derin şeyler de söylemek isterdim ama bu benim için bir başlangıçtı. Umuyorum ki, bundan sonraki şarkılarda daha fazla şeylere değineceğim. Geçtiğimiz haftalarda küçücük kız çocuğu katledildi. Bunlardan daha çok bahsetmeliyiz. Bunlar insanların kulağına daha çok girmeli. Benim babam böyle haberleri duymaz mesela. Kadına şiddet olduğunu düşünmez. Çünkü medyada görmüyor. TV’den gördüğüyle yaşar ve onları gerçek bilir. O nesil öyle. Anlatıyorsun anlamıyor. Ama şarkıda bir şiddetten bahsettiğin zaman ona anlatıyorum ve ikna oluyor. Bizi dinleyen genç insanlar da, hayatı üniversite sınavından ve ilişkilerden ibaret sanıyor. Fakat yaşadığı toplumdaki uç nokta sorunları gözardı ediyor. Çünkü ona maruz kalmıyor çok fazla. Sosyal medyayı da eğlence ya da ilişkiler üzerine kullanıyorlar. O yüzden toplumun bu sorunlarına da değinip, insanlara bilinç kazandırmamız gerekirdi. Sanatçılar olarak insanlara böyle şeyler de oluyor dedirtebilmemiz gerekir. Bu dünyada biz bari kıvırtan şarkılar söyleyerek geçmeyelim istiyorum.

►​Rap’in böyle bir misyonu da var sanırım değil mi?
Evet. Rap sadece politik olmalıdır, Rap sadece eleştirmelidir gibi bir durum yok. Ama Hip-Hop’ın içinde böyle bir şey var elbette. Rap’in doğuşunda ‘isyan’ var. Madem içinde ‘isyan’ gibi bir öge var, bunu kullanmaktan da Rap’çiler olarak bize düşüyor. Benden daha çok yapıyor arkadaşlar, daha fazla toplumsal konulara değiniyorlar. Ben uzun yıllar sonra, toplumsal meseleler had safhaya geldiği için vicdanen bir görev olarak gördüm. Rap’in böyle olması güzel, sevindirici. Pop müziği kötülemek için demiyorum ama bir Pop şarkısında bu anlattıklarımızı anlatamayacaktık. Pop olan bir şarkının, kadına şiddeti, çocuğa yönelik istismarı açık bir şekilde anlatabileceğini de yapısal olarak düşünemiyorum.

►​Bu Rap için bir avantaj da, doğru.
Temelde bir şiir var. Söylenecek çok söz ve bunun için çok fazla alanınız var. Diğer müzik türlerinde bu daha kısıtlı. Rap’te şarkı boyunca konuş, dur. Bu da bizim için büyük bir avantaj.

►​Mizantrop’u nasıl anlatırsın?
Bu albümün daha öncekilere göre farkı, daha çok Hip-Hop olması. Tabii ki, arabesk ve Anadolu ögeleri taşıyor. En nihayetinde ben bu toprağın insanıyım. Amerikancılık oynayamıyorum, kusura bakmasınlar. Bundan da utanmıyorum. O yüzden bu albüm hem Hip-Hop’ın temellerinden daha fazla beslenmiş hem de daha fazla buralı. Daha öncekiler ise daha arabeskti. Bu ise daha Anadolu. Bu albümde sözler daha fazla ön planda. Diğerlerinde ise melodiler ön plandaydı. Bu yüzden de sanırım, toplumsal eleştirileri yapmak için daha büyük bir alan yakaladım.

►​Evet, önceki albümlerinde arabesk bir yapı vardı ama sen bir Arabesk Rap’çi de değilsin. Keskin bir çizgi var aranızda. Sen nasıl tanımlıyorsun bu çizgiyi? Senin Rap’in neden Arabesk Rap değil?
Benim Rap’im Arabesk Rap değil çünkü ben işin içine biraz daha edebi bir üslup katmayı seviyorum. Arabesk Rap dediğimiz şeyin henüz tam da bir tanımı yok. Kimse literatürde bir tanıma oturtamadı. Aşağılamak için söylemiyorum ama biraz daha gariban semtlerde, ara sokaklarda sıkışmış insanlar yolu Arabesk’te buluyor ve yeni nesilin sevdiği Rap’le birleştirmenin bir yolunu arıyorlar. Çok sevilen Arabesk şarkıların altyapılarını kesip, ritimleri döşüyorlar. Bunun üzerine de alıştıkları, daha önceki Arabesk şarkılarda duydukları, ‘Vay anam, annem ağlasın’ gibi genel şeylerle dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Anlatma kabiliyetleri çok fazla gelişmemiş. Çünkü bu çocuklar eğitimsiz, bu çocuklar çıkış noktasını bulamıyor. Ne yazık ki, ara sokaklarda kendilerini rahatlatacak hamlelerde bulunuyorlar. Benim şansım okumamdı. Şiiri sevdim. Hip-Hop’a arkadaşlarım sayesinde daha yakın durabildim. O yüzden böyle bir çizgi var, haklısın. Ben işin içine biraz edebi, biraz da Hip-Hop kültürünü katınca, Arabesk Rap’le aramızda büyük bir fark oluşuyor.

►​Nitekim, İmdat şarkısında da Nilgün Marmara ve Sylvia Plath atıfında bulunuyorsun. Nilgün Marmara ile kurduğun bağ nasıl bir bağ?
Nilgün Marmara’yı o şarkıda geçirmemin sebebi ‘Ben Nilgün Marmara okudum’ demek değil. Beni orada rahatsız eden başka bir şey vardı. Sosyal medyada da herkes Nilgün Marmara sözü paylaşır ama Nilgün Marmara kimdir bilinmez. “Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna…” Bu sözü herkes paylaşmıştır ama çok fazla insan da Nilgün Marmara kimdir bilmez. Fakat ben lise dönemlerimden beri, intihar edecek bir havam olduğu için Nilgün Marmara hep dikkatimi çekti. Plath’e de Marmara vesilesiyle ilgim oldu. Yaşama fikri açısından çok etkiledi ikisi. Bu yüzden de o şarkıda hikâyemin temeli ‘intihar’ olunca onlardan bahsetmek de elzem oldu.

►​Neyi etkiledi mesela Nilgün Marmara’nın?
‘Hayatın neresinden dönülse kârdır’ diyor mesela. Hayatım da neresinden dönse kâr olabilecek bir hayattı gerçekten. O kadar çok ölüm gördüm ki aile içerisinde. Kendimi dönülmez akşamın ufkunda bulduğum zamanlar oldu. Albümdeki bu şarkı da bunun hikâyesiydi. Marmara ve Plath’in de emekleri var.

►​Arabesk Rap’e dönecek olursak, Fuat’ın Yener’le ‘Night Day’ şarkısı var. Gencebay sample’ı var şarkıda. Bu Arabesk Rap mi mesela?
Şarkıyı okumaya başladıklarında Arabesk olmadığını anlıyoruz. Altyapıdaki ritim düzeni Arabesk olmadığını hissettiriyor. Sample arabesk ama Fuat’ın sözlerine baktığımızda Gencebay’la hiçbir alakası olmadığını görüyoruz. Bunlar yapılmalı. Ama güzelce değerlendiremediğimizden Arabesk Rap tanımını hâlâ yapamıyoruz. Türkçe Rap deniyor. Türkçe Rap’in ne olduğuna dair bir fikrimiz yok. Herkes gerçek Türkçe Rap’in kendisi olduğunu düşünüyor Rap’çilerde. Dinleyici ise beni de gerçek Türkçe Rap’çi olarak görüyor, Yener’i de, Anıl Piyancı’yı da. Tonla isim sayılabilir. Halbuki hepimiz Türkçe Rap yapıyoruz.

►​2000’lerin ortalarındaki gibi “Cezacı mısın? Sagopacı mısın?” değil bu dönem.
Değil tabii. Çok daha fazla üretim var. Kişiler arasında değil ama türler arasında var şu an böyle bir ayrım. Benim gibi 2000’ler Türkçe Rap’i sevdalısı insanlar var, bir de Trap denilen insanları tutanlar var. Ben her zaman söylüyorum, o da olsun, bu da olsun. Çok cinsiyetçi söylemler var. Bunlardan kurtulalım. Rap’in dilinden o fiziksel şiddeti bir uzaklaştıralım. Kadını aşağılamayı uzaklaştıralım. Ben bunun yanındayım. Rap’in çeşitliliğini tartışıyoruz yıllardır. Keşke bunu bıraksak da, Rap’in içeriğini tartışsak.

►​Dil, Türkiye’de Rap’te değişiyor mu peki?
Ben açıkçası göremiyorum. Kusura bakmasın kimse, uyuşturucuyu kötü bir şey olarak anlatıp başka bir şarkısında uyuşturucu öven arkadaşlarımız var. Bu anlamda hâlâ bir ilerleme yok. Kimse dediğini yapmıyor. Veya başkasının elinden kadınını almayı övgü olarak kullananlar var. Genel olarak böyle. Karşısındaki insana, “karı gibi, nanoş, gay gibi” diye hakaret etmeye çalışanlar var. Yaşadığımız dönemde artık bunların geride kalması lazım. Kendimizi çağdaş bir sanatçı olarak görüyorsak, ilk olarak dilimizi değiştirmemiz lazım. Ben çok küfürbaz bir adamım. Küfür özünde cinsiyetçi. Kadın arkadaşların yanında bile bazen küfür ediyorum ben. Onlar alışmış, rahatsız olmuyorlar. Ben rahatsız oluyorum ama. Onlar neden rahatsız olmuyorlar? Ben ayıyım belki, kabul ediyorum. Ama onlar neden benim ayılığımı onaylıyor? Bunu hepimizin düzeltmesi lazım. Ancak böyle medeni bir seviyeye varacağız.

►​Dil demişken, şarkı sözlerinden dolayı insanlar tutuklandı. Buna nasıl bakıyorsun?
Bir sanat eseri yüzünden fiziki kimseye bir zararı olmayan sözleri yüzünden arkadaşlarımızın gidip de hapis yatması hiçbir vicdana sığmıyor. Ezhel ve Khontkar ömürlerinin gençlerinin baharında o hapishane damlarını gördüler. Bence olmaması gereken üzücü bir olay. Umarım onlar için yaratıcı bir tecrübe olmuştur, böyle bir kazanımı olur. Avuntumuz o olur. Gidip de bir insan mahallesinde esrarkeşlerin, torbacıların olduğundan bahsetti diye içeri alınmamalı. Kendi içiyor, bunu söylüyor; bunun için de alınmamalı. Sadece bunu biraz ahlaki olarak yorumlayabiliriz. Yanlış yapıyor demek için değil. Biraz dikkat etmeliyiz dilimize. Yasa koyanlardan korkuyoruz diye değil. Başka insanlara kötü örnek olmamak için. Sanatçı denince benim aklıma hep Barış Manço gelir. Onun kadar efendi insan olabilsek mesela. Kızacaklar biliyorum ama esrar içmenin havalı olduğunu şarkı sözlerinde söylenmese ne olur? Bence değil de zaten. İç, bana ne, hatta devlete ne? Ama bazen gerçekten genç kardeşlerimiz bundan etkilenebiliyor.