Af Örgütü: Türkiye'de işkence ve kötü muamele arttı
22.02.2017 16:40 GÜNCEL
Uluslararası Af Örgütü, son bir yılda 159 ülke ve bölgede insan haklarının durumunun incelendiği raporunu açıkladı

Uluslararası Af Örgütü son bir yılda yaşanan insan hakları ihlâllerinin raporunu yayımladı. 2016 yılında 159 ülkedeki insan hakları temelli kaygıların dile getirildiği raporda, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan silahlı çatışmalara, sivillere yönelik şiddetli saldırılara, mülteci krizine, siyasetçilerin ayrıştırtırcı beyanlarına ve "biz ve onlar" söylemine dikkat çekildi. Raporda, Türkiye'deki insan hakları durumunun da ciddi biçimde kötüye gittiği vurgulandı.

'Dünyada İnsan Haklarının Durumu' başlıklı rapor, Uluslararası Af Örgütü'nün İstanbul Şubesi'nde kamuoyuyla paylaşıldı. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser, Kampanyalar ve Savunuculuk Direktörü Ruhat Sena Akşener ile Uluslararası Sekreterya Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner tarafından açıklanan raporda, hükümetlerin ve silahlı grupların insan haklarını istismar etmesi nedeniyle 2016 yılının milyonlarca kişi için sefalet ve korku yılı olduğu ifade edildi.

Dünya'da nefret söylemi arttı

159 ülkenin ele alındığı rapora göre 2016 yılında; mültecileri geri göndererek uluslararası hukuku ihlal eden ülke sayısı 36, savaş suçu işlenen ülke sayısı 26, barışçıl insan hakları aktivistlerinin öldürüldüğü ülke sayısı ise 22.

Milyonlarca insanın ihlaller nedeniyle eziyetlere maruz kaldığını belirten İdil Eser, "Halep'in bazı bölgelerinde taş üstünde taş kalmadı, Yemen'de sivillere yönelik şiddet devam etti. Hastanelerin kasıtlı şekilde bombalanması bu iki ülkede rutin bir olay haline geldi. Özetle 2016 yılında dünya daha karanlık ve daha istikrarsız bir yer oldu" dedi.

Dünyada nefret söyleminin giderek arttığına ve "şeytanlaştırma söylemine" dikkat çeken Ruhat Sena Akşener ise ABD Başkanı Donald Trump'ın kadın ve yabancı düşmanlığının öne çıktığı ayrıştırıcı beyanlara yer verdiği bir seçim kampanyasıyla göreve geldiğini hatırlattı. Eser, "Nefret dolu retorik insan doğasının en karanlık içgüdülerimi serbest bıraktı. İktidarda olanlar, sosyal ve ekonomik sorunlar için bütün sorumluluğu belirli gruplar üzerine yıkarak özellikle Avrupa ve ABD'de ayrımcılık ve nefret suçlarını körükledi" diye konuştu.

Raporda, hükümetlerin mültecilere ve göçmenlere sırtlarını döndükleri de ifade edildi. ABD Başkanı Trump'ın ABD'de "yeniden yerleştirme" talep eden savaş mağdurlarını bir başkanlık kararnamesi imzalayarak durdurduğuna, Avustralya'nın mültecilerin Nauru ve Manus Adaları'nda mahsur kalmalarına sebep olarak onlara acılar yaşattığına, AB'nin kendileri için güvenli olmadığı halde mültecileri Türkiye'ye geri göndermek için Türkiye ile yasadışı bir anlaşma imzaladığına da raporda yer verildi.

Raporda Türkiye

Dünyadaki insan hakları durumunu gözler önüne seren raporun Türkiye kısmında ise, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, işkence ve diğer kötü muameleler, aşırı güç kullanımı, cezasızlık, zorla yerinden edilme ve mülksüzleştirme, adil olmayan yargılamalar, mülteci ve sığınmacılar konuları mercek altına alındı.

Rapora göre geçtiğimiz yıl 15 Temmuz'dan sonraki ilk 6 ayda tutuklanan kişi sayısı 40 bin, kamudan ihraç edilen memur sayısı 90 bin, KHK'lar ile kapatılan medya kuruluşlarının sayısı 184, OHAL'den sonra tutuklanan gazeteci sayısı 118, kapatılan sivil toplum kuruluşu sayısı 375 ve yıl sonu itibariyle soruşturma altında olan akademisyen sayısı 490 olarak saptandı.

Geçtiğimiz yıl Türkiye'de güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen insan hak ihlallerine değinen Andrew Gardner, ihlallerin özellikle sokağa çıkma yasaklarının olduğu Kürt illerinde olduğunu belirtti. Gardner, yaklaşık yarım milyon kişinin sokağa çıkma yasakları sonucu yerlerinden edildiğini ve zorunlu göçe maruz kaldığını dile getirdi.

İşkence ve kötü muamele iddialarına da atıf yapılan rapora ilişkin konuşan Gardner, "Türkiye'nin güneydoğusunda sokağa çıkma yasağının olduğu bölgelerde ve darbe girişiminin hemen ardından daha belirgin şekilde Ankara ve İstanbul'da, polis gözetiminde rapor edilen işkence ve diğer kötü muameleler artarak yaşandı. Hak ihlallerine yönelik soruşturmalar ise sonuçsuz kaldı" dedi. OHAL'in muhalif sesleri susturmak için çok önemli bir araç olduğunu söyleyen Gardner, "Zaten kötüye giden insan hakları durumu sivil toplum kuruluşları ve muhalif medyanın kapatılmasıyla bu durumun önü açıldı" diye konuştu. (Evrensel)