Affedersin insan hakları dersi almalısın
TURAN ESER TURAN ESER
Türkiye’de ırkçılık ve ayrımcılık olmadığı görüşü demagojiden ibarettir

Türkiye’de ırkçılık ve ayrımcılık olmadığı görüşü demagojiden ibarettir. Bizzat Cumhurbaşkanı Adayı RTE ırkçılık yapıyor. Türk ve Sünniler dışındakilere hakaret ediyor ve ayrımcılığa maruz bırakıyor. Etnik ve mezhepçi tutumu ve diliyle Türkiye’de ayrımcılığı ve toplumsal kutuplaştırmayı tetiklemekle tek tipleştirmeyi dayatıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının merkezine yerleştirdiği etnik ve mezhepçi ve nefret söylemiyle toplumsal kutuplaştırmayı üretiyor. Makul cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil, sadece “Türk” ve “Sünni” olması fikrini dayatıyor. Irkçı ve kirli dil üzerinden propaganda yapıyor.

RTE’nin düşünce dünyasında en temel ve evrensel insan hakları ilkelerine yer yoktur. Örneğin “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” Madde 1 buyurmuş: “Bütün insanlar hakları ve onurları eşit ve özgür olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar.”

Madde 2 ise şöyle buyurmuş: “Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diğer bir inanç, ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da herhangi başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan, bu bildiride ilan olunan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.”

Oysa CB Adayı RTE, kültürel kimlik çeşitliliğimize, insanların eşit ve özgür doğduklarına ve kimsenin ayrımcılığa maruz kalmayacağa fikrine karşı açıktan savaş aşmış durumdadır.

 

ZEHİRLEYEN IRKÇI DİL

“İnsan dilinin altında saklıdır” diye buyurmuş Hazreti Ali. Sigmund Freud ise “bastırılmış duygu ve düşünceler muhakkak yeniden üst bilince çıkmak isteyecektir” der.

Yani dil insanın kendisini ve zihniyetini asla saklamayacağının garantisidir. Dil gizlenmesi istenileni bir bakıma çözüyor. Dil sadece güzellikleri değil, konuştukça yalanları, samimiyetsizliği, cehaleti, düzenbazlığı art niyeti ve dilin altına gizlenmiş tüm ayrımcılık ve nefret hastalıklarını bir bir ortaya çıkarır.

Birini tanımak istiyorsanız bırakın konuşsun...

RTE her kanalda, her meydanda sadece konuşuyor. 5 Ağustos akşamı da NTV’de konuştu. Konuşurken saat 23.50’de “Biz ayrımcı değiliz” derken, tam bir dakika sonra saat 23.51’de “Bana Gürcü dediler, çok daha çirkin şeyler diyen oldu Ermeni diyen oldu” diyebiliyor. Hz. Ali’yi ve Freud’u haklı çıkarabiliyor.

RTE ırkçılık ve nefret söylemi suçu işlemiş olmasını umursamadan konuşmasına devam ederken, yandaş medya kuruluşu NTV ise ırkçılık ve nefret söylemi suçuna dair en ufak bir “hatırlatma” ya da basın etiği, habercilik ilkesi gereği ırkçılık ve nefret söylemine müdahale etmeden programa devam ediyorlar.

Ustalık, “prompter” denilen aletten okumak değildir. İster sahnenin iki tarafına konulan camlara bakarak konuşsun, ister önceden kurgulanarak hazırlanmış NTV gibi tüm TV programlarında eline cevabı verilmiş notlara bakarak konuşsun. Dil, RTE’nin zihninde saklamaya çalıştığı ırkçılığı ve nefreti dışarı çıkarmıştır.

İster dua okusun, ister şiir, ister hatip olsun, ister imam, dünyaya açılan dilin penceresinden bakınca “affedersiniz” ırkçılık ve nefret söylemi görülmüştür.

Görmek için göz lazım. Cüzdanın gözüyle değil, adaletin gözüyle bakan görür.

Bırakın daha çok konuşsun!

Onun zihnindeki, yüreğindeki ve iman dünyasında olan dışarı fışkırsın..

Öz Sünni, öz Türk olduğunu ifade etmek için ötekileri çirkinleştirmeye ve şeytanlaştırmaya devam etsin!

Bırakın her seçim öncesi oy için, güç zehirlenmesi ve koltuk için konuşsun.. Dilinin altındaki gizlenmiş dinsel ve etnik milliyetçiliği, ırkçılığı saçılsın meydana...

2011 Haziran seçimleri öncesi “Ne Yahudiliğimiz kaldı, ne Ermeniliğimiz kaldı ne de affedersiniz Rumluğumuz kaldı” demişti. Bırakın şimdi de CB seçimi öncesi “Bana Gürcü’dür diyen oldu. Bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu” diyerek nefret yaysın. Bölücülüğün ve ırkçılığın daniskasını yapsın.

Bırakın konuşsun!

Hangisi çirkinlik? Ermeni olmak mı yoksa hırsızlık mı? sorusu cevap bulsun..

Bırakın konuşsun, ona oy verenler hangi değerlere oy verdikleriyle yüzleşsin.

Bırakın daha çok konuşsun. Konuşsun ki, halk talanı, hırsızı, baskıyı, yalanı, zulmü, ayrımcılığı, ırkçılığı, nefret söylemini kendisine ilke edinmişe oy vermesin!

Biz de konuşalım: 10 Ağustos günü oy kullanırken konuşalım. Oyumuzla konuşarak ırkçılığı, ayrımcılığı ve nefret söylemini durduralım.

Oyumuz samiyetsiz “barış” istismarına değil, halkların gerçek barış arayışına halkların kardeşliğine olsun.