Ağustos böceği
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Yaz gelince algılarımız da değişir oldu. Hayatımızı, kendimizi gölgedeki bir ağacın altında belki de, bir süre için başkalaştırmaya karar verdik...
Yaz gelince algılarımız da değişir oldu. Hayatımızı, kendimizi gölgedeki bir ağacın altında belki de, bir süre için başkalaştırmaya karar verdik. Egzoz huzursuzluğundan kilometreler geçti. Gittiğimiz yer neresi olursa olsun. Evimizde değiliz artık. Yasemin kokuları,  geceleri uzayıp giden sohbetler, güneşe hasret kalmış kemiklerimiz, tenimizde tuz, karşı kıyılardan eski bir aşk şarkısı. Her ayrıntı bize tatilde olduğumuzu fısıldıyor. Önümüzde rüzgar, dağlar,denizler,önümüzde kışa kadar mideleri yemek görecek sokak kedi ve köpekleri. Altımızdan gruplar halinde balıklar geçiyor. İçimizde derin bir huzur ama biraz da bütün sene ve bütün bir hayat boyunca kaçırmış olduğumuz şeylerin burukluğu. Biz her sene tatile çıktığımızda hayatı yeniden sorguluyoruz. Her şeyi geride bırakıp başıboş aksın istiyoruz zaman. Yeni kararlar alıyoruz, yeni kitaplara başlıyoruz. Bütün sıkıcılığımızı maviye boyamayı hayal ediyoruz. Küçük bir tekneyle denize açılıp yaşamımızın dalgalar arasından süzülmesini istiyoruz. Başka bir dünya kurmayı düşlüyoruz. Sıkıldık tütün kokan karanlık gecelerimizden. Başka kokular,başka renkler giriversin istiyoruz umut etmeyi unutan kalplerimize. En azından bir süre için bu rüyadan uyandırılmamayı hak ediyoruz. Biraz kendimizi şımartmayı ,biraz da ağustos böceğini haklı çıkarmayı istiyoruz. Bütün güzelliğimizle ve bütün çirkinliğimizle  gülümsüyoruz... Yarın gün ağarmayacakmış gibi yaşamak istiyoruz bazen hayatı. Ama acele etmeden, sindire sindire... İlk defa öğreniyormuşuz gibi öğrenmeliyiz bazı şeyleri ve hiç yaşamamış gibi yaşamalıyız onları. Hırslarımız ve egolarımız dalgalara yenik düşmeli.

Hayat bazen çok fazla derinlere inmemeyi gerektiriyor. Çünkü o derinliklere indiğimizde öyle bir basınç hissediyoruz ki kulaklarımızda uğultudan başka bir şeyi duyamaz oluyoruz. İşte bu yüzden bir gün ya da bir ay için bile olsa unutmak istiyoruz. Tenimizi tuzla buluşturuyoruz, yasemin kokularını içimize çekiyoruz, hayatımızın yavaşça dalgalarla sahile süzülmesine izin veriyoruz. Ezberimizi bozuyoruz.

Yüzünde derin çizgilerle gülümseyen köylü adam, balıkçılar, bu kokular, renkler, hayatlar, hikayeler... Kışın kasvetinden kurtulup başka dünyalara, başka hikayelere açılmamıza bazen o kadar ihtiyacımız var ki...