Ahlaksızlık hastalığı: Anomi
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

İlkesizlik-ahlaksızlık ilişkisini ele aldığımız bu dördüncü yazımızda, bu iki değer yoksunluğunun sebep olduğu bir toplum hastalığına değineceğiz. Anomi… Gerçi ahlaksızlık mı anomiye yol açıyor, yoksa anomi mi insanları ahlaksızlaştırıyor pek anlamış değilim. Anladığım kadarıyla anomi ahlak yoksunluğu değil, insanların sahip oldukları ahlaki kurallara uymama hali. Demek ki anomik, ahlaki olanla, ahlaki olmayanı ayırt edebilecek yetiye sahip; bile isteye toplum için ahlaki olanı reddettiğine göre ahlaki davranmama anomiğin tercih ettiği bir tutum. Tabii bu durumda şu sıra önünüzde-arkanızda, sağınızda-solunuzda, yanınızda-yivinizde pek sık rastladığınız ahlaki bulmadığınız davranışlar için “ahlaksızlık” doğru bir niteleme olmuyor. Böyle haller için TDK “alçak”lığı öneriyor!

Anomi bir toplum hastalığı; önce tek tek bireylerde gözüküyor, sonra bu bireylerin oluşturduğu topluluk topyekûn bu öldürücü hastalığa yakalanıyor. Hastalığa ilk tanıyı koyan Fransız düşünür Emile Durkheim’e göre, bu bulaşıcı hastalığın ilk belirtileri şöyle; “toplumla ve çevresindeki kişilerle sosyal bağı koparma”, “insanların toplumla ilişki kurmada yararlandığı ilkelere, kanunlara, kurallara uymama”, “istikrarsız, dengesiz davranışlar gösterme”, “kişisel çıkara uygun davranma”... Uzmanlar, kişinin kendini bir “hiç” olarak görmesinin sonucu olarak toplumla bağını kopardığı görüşündeler. Bu teze göre “hiç”lerin toplamı da hiçlerden oluşan iradesini kullanamayan kalabalıklar olmuş oluyor. Eh, haliyle toplumsallıktan ayrılıp bireyselliğe dönen, toplum olarak yaşamanın normlarını (ilke, din, ahlak gibi değerleri) lüzumsuz bulup araçsallaştırıyor.

Anomi, toplumsal değişim dönemlerinde ortaya çıkan bir hastalıkmış. Türkiye bu hastalıkla cebelleştiğine göre büyük bir değişim döneminden geçiyor. Belirtilerin yaygın olarak İslamcılarda görülmesi bu tezi doğruluyor: Toplumun büyük bir kesimi köylerinde, kasabalarında kendi hallerinde kapalı bir halde yaşarken toplumsal ilişkilerinin bir dayanağı vardı. Fakat yığınlar halinde kente gelince farklı ekonomik ve sosyal ilişkiler ağına düştüler. Büyük gruplar halinde yaşanan yerlerde Tanrı tarafından belirlenmiş kurallar geçerli değildi. Kalabalıklar halinde gelinmiş olmasıyla kenti köylüleştirip hayata kalındığı yerden devam edilmesi denendi. Hem içlerinden çıkardıkları İslamcıların kurnazlığı ile demokrasinin sunduğu olanaklar bu konuda bu kitleye yardımcı olabilirdi. Oldu da; yerelden genele yöneticileri kendi içinden çıkardı, şehrin kanunlarını, kurallarını yerle bir etti. Artık kentin kendilerinden istediği yeni davranışlara uymak zorunda değildiler.

Ne ki dünya Türkiye’den, ekonomi de mübadeleden ibaret değildi; köylü kurnazlığı ile ne dünyaya ne küresel ekonominin kurallarına uyum sağlamak, hele onları yönetmek mümkün değildi. Bu ara dinin ticarette kullanılmayan normları (ahlak) çoktan feda edilmiş, ihtiyaç duyduğunda sığınacağı insani kurallar ortadan kaldırılmıştı. Nitekim Tanrı’nın değerlerini terk ettiği gibi insani değerleri de benimsemeyen İslamcıların üremesine sebep olduğu anomi, topyekûn Türkiye hastalığı oldu. Türkiye bu hastalığa yakalandığından beri nerede ne yapacağını bilemiyor, davranışlarını kontrol edemiyor; anlık, tutarsız tepkilerle, sağıyla soluyla kavga ediyor (Yunanistan’la aramızdaki dostluğu geliştireceğim diye yola çıkarken o ülkenin varlık nedeni olan Lozan Antlaşmasının güncellenmesi gerektiği açıklaması da böyle bir şey). Hoş bir durum değil!

Anomi, yakalanması kolay, tedavisi zor bir hastalık; öyle ilaçla falan tedavisi mümkün değil. Hastalığın biyolojik hastalıklardan farkı, tek tek bireyleri öldürmeyip belli bir yaygınlığa ulaştıktan sonra toplumu öldürmesi. İyi tarafı ölümün, ölümün acısızını dileyenlerin dileğinin gerçekleşmesi gibi gelmesi; tıpkı donarak ölmek gibi… Cesediniz bulunduğunda gülümsüyor oluyorsunuz. Yanarak, boğularak gelen ölümün çırpınışı görülmüyor anominin ölümünde.

Anomi hastalığının belirtilerini kendinizde görmüyorsanız, bu, bir gün bu hastalığa yakalanmayacağınız anlamına gelmez. Bu toplumun içinde yaşıyorsanız kurtuluşunuz yok. Anomi taşıyıcısı olma ihtimaliniz yüksek. Kendimden biliyorum; alıp başını şöyle gözden uzak bir yerde gidip sakince yaşama, olup bitene kulağını gözünü kapatma (mesela haber izlemekten sıkılma), açlık grevlerine rakı içerek kederlenme, çevre sorunlarına aşırı duyarlılık gibi haller taşıyıcı belirtileridir. Uzmanlara göre, kaçma arzusu içindeyseniz anominiz aktif hale geçmiş demektir. Dikkat etmekte yarar var!