Anasayfa ARŞİV Ahmet Türk portresine bir katkı denemesi

Ahmet Türk portresine bir katkı denemesi

Soyadı oksimoron, hiç şüphesiz. Şöyle de okumak mümkün aslında; durumdan vazife çıkaran bir devlet memurunun kötü şakası. Şakasının bunca büyüyeceğini, dünya âlemin duyacağını bilse yapar mıydı gene? Sanırım devlet denen aygıt, birçok şey için yeteri kadar gönüllü bulabilir. Ahmet Türk, soyadı acı tebessüm. Acı tebessüm nasıl oluyorsa, öyle. O kadar.

1942 doğumlu, Mardinli. “Qenco” isimli büyük aileye mensup, “qenc”in sözlük anlamı “eren, ermiş, aziz, yavuz”. “Qesra Qenco” ismiyle bilinen köy, yıllar içinde hiç tahmin edilmeyecek birçok insanın ağırlandığı bir köy oldu. 1937 doğumlu bir ağabeyi var, adı Abdurrahim Türk. Erken dönem milletvekilliği yapmış, 1984’te vurularak öldürülmüş. Ahmet Türk’ün siyasete dair kırılma noktalarından birini bu temsil ediyor.

1973’te milletvekili seçiliyor, Meclis’e giriyor ama sonra dünyanın en kanlı, en zalim, en vahşi darbelerinden biri olan 12 Eylül’den kaçamıyor, kaçmıyor. Milletvekili olduğu için, nüfuz sahibi olduğu için, bir de bununla sınıyorlar onu Diyarbakır Cezaevi’nde. Küfür, işkence, hakaret, zulüm gırla. Çıkıyor ve üşenmiyor; SHP ile beraber siyasete devam ediyor, ses çıkarmaya, söz söylemeye çalışıyor. 1989’da (şimdilerde “katliam” olduğu konusunda apaçık uzlaşılan) Halepçe için Paris’te Kürt konferansına katıldığı gerekçesiyle partiden ihraç ediliyor. “Kalender” kelimesi, Kürtçede neredeyse aynısıyla var: “Qelender” şekliyle. Sözlükte bu kelimenin karşısına adı yazılsa, sanki sırıtmaz gibi geliyor bana.

Babamdan büyük, babamın da “ağabey” diyeceği birine, benim kendi içimden “Apê Ahmet” [Ahmet Amca] yahut “Xalê Ahmet” [Ahmet Dayı” demem gerekirdi. Oysa ben adı-soyadıyla ünlüyor, telaffuz ediyorum. Birçok hemşerim, akrabam, tanıdığım gibi. Oysa o “ap” yahut “xal” kısmında kalabilir, köyle şehir arasında ağrısız başıyla gidip gelebilir, dilediği hayatı dilediğince yaşayabilirdi Qesra Qenco’da. Yapmadı ve şüphesiz ki bildiği bir şey vardı. Bunu kalenderlikle yapmak, ona kalacakmış. İyi ki de kalmış.

İçinde olduğu partiler defalarca kapatıldı. Yasaklandı, küstüğü, umutsuzluğa kapıldığı da oldu. Tekme tokat Meclis’ten çıkarıldıklarında öteki milletvekilleri bütün tekmeleri ayakta alkışlıyordu. Samsun’da, askerliğini Mardin’de yapan biri tarafından yumruklandı, burnu kırıldı. Kalkıp tebessüm etti, akabinde.

Diyarbakır Cezaevi hakkında çok az konuştuk, konuşurken duyduğu hicabı hissettirdi hep. Sanki konuşursa, ne diyeceğini bilemez bir hali vardı. Ve aslında, bunu onlara yapanların, bunu reva görenlerin yerine utanır gibiydi daima. İnsan, nasıl olur da böyle bir şey yapardı? Terry Eagleton’ın dediğine gidersek, “Kökeninin doğaüstü olduğunu düşünmeksizin kötülüğe inanabilirsiniz. Kötülük fikri, keçi ayaklı bir şeytan fikrini varsaymak zorunda değildir.” tespitini içselleştirmişti.

Kürtçe “rû spî” denir, ağarmış yüz, ak sakallı, kalender. 32. Gün programında Rıdvan Akar’ın Diyarbakır Cezaevi sorusuna verdiği yanıt unutulacak gibi değildi. Halen de değil.

“Rıdvan Akar: Diyarbakır Cezaevi’nde siz de kaldınız. Orada yaşanan işkencelerden nasibinizi aldınız. Hiç isyan edip, ben de bir gün dağa mı çıksam diye düşündüğünüz oldu mu?

Ahmet Türk: İnanın ki böyle bir düşünceye sahip olmadım ama tabii ki bizi zorlayan bir süreçti. Çoğu zaman kalkıyorduk, “Yarabbi canımızı al, bizi bu işkenceden kurtar,” [diyorduk]. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, çok insan da öyle düşünüyordu. Her gün dayak, her gün işkence, her gün zulüm. (…) Çoğu insanın hayal edemeyeceği şeylerle karşı karşıya kaldık Diyarbakır Cezaevi’nde. Ama inanın ki kin ve nefretle bakmadım.”

Soyadı oksimoronun feriştahı oldu daima. Şimdi Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin başkanı, 72 yaşında. Eşbaşkan, mesai arkadaşı Süryani bir kadın, Februniye Akyol, 25 yaşında. Kalenderce tebessüm etti daima, acı tebessüm ne ise o.

1988 tarihli Ahmet Kaya albümünün adı “Başkaldırıyorum”. Albüme adını veren şarkı da şöyle başlıyor: “Cevap veriyorum/ eli böğründe analardan/ mahpuslardan ve acılardan/ çokça bahsediyorum./ Çünkü başını kuma/ saklayanlardan tiksindim.” Apê Ahmet’in ömrüne bereket olsun hevesiyle yazılmıştır.

- Reklam -

SON HABERLER

Tsitsekun!

Başlıktaki sözcük, 7 Ekim 1992’de onu konuşan son kişinin de ölümüyle yok...

Rabia adalet arayan herkesin sesi oldu

Giresun’un Eynesil ilçesinde 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünün üzerinden 13...

Kanserli çocuklar rahatlıkla oynayabilecek

Gülmenin gücüne inanarak ciddi hastalıklar ve travmalar nedeniyle yaşıtlarıyla birlikte oyun oynayamayan...

‘Gerekçesi bilahare gönderilecek’

İstanbul BBB seçimlerini iptal ettiğini, ama “gerekçesi bilahare gönderilecek” dediği ve “kısa...

İmamoğlu, Kampanya Tanıtım Toplantısı’nı gerçekleştirdi: İBB bir avuç insanın malı mülkü değil

31 Mart seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ancak AKP-YSK ortak girişimiyle...

Aman dikkat!

Parti başkanlarının 19 Mayıs günü, Atatürk’ün Samsun’a ilk adımını attığı iskelede çektirdikleri...

Halkın parasıyla yandaş kayırması

CHP İstanbul Milletvekili Avukat Mahmut Tanal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup...

İBB’nin ihale cinliği

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim anlayışının yol açtığı ve ihaleler yoluyla bazı şirketlere...

İktidara güveniyoruz!

Türkiye hakkında içte ve dışta yapılan araştırmaların vardığı ortak nokta “güvenilmez” durağında...

Zayıf gerekçe Sağlam şerh

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesine ilişkin...

Sonraki haber