'AİHM'in pasif tutumu bizleri hayal kırıklığına uğrattı'
22.02.2018 15:43 GÜNCEL

Viyana'da Avusturyalı Gazeteciler Kulübü’nde dün ‘Türkiye'de yargı sistemi üzerine’ bir basın toplantısı düzenlendi. “Türkiye'de Hukukun Üstünlüğü Platformu’nun düzenlediği toplantıda, Türkiye'de hukuk devletinin çöküşü karşısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa devletlerinin pasifliği vurgulandı.

Basın toplantısında ilk olarak Avusturyalı Yargıçlar Derneği Ceza Hukuku Komitesi’nin Başkanı Friedrich Forsthuber söz aldı. Platformun kuruluş amacı ve bugüne kadarki faaliyetlerini aktaran Forsthuber, Türkiye'de bugünkü yargı pratiğinin açmazlarını somut örneklerle değindi. Forsthuber, Türkiye'deki yargı pratiği için, “Bir dizi suçlama, bağımsız bir mahkemenin önünde yargılansa idi, beraatle sonuçlanacaktı” ifadelerini kullandı. Bağımsız yargı ve özgür medyanın, demokratik bir toplumun en önemli denetim mekanizmaları olduğunu belirten Forsthuber, bu alanlardaki kaybın sonuçlarının yıkıcılığına değindi. Forsthuber ayrıca, Türkiye nüfusunun geniş bir kesiminin derinleşen hukuksuzluk karşısında, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü temenni ettiğinin unutulmaması gerektiğine dikkat çekerek, dayanışma ve desteğin bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.

Türkiye’de yargı yok!

Forsthuber'dan sonra, Çağdaş Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu üyesi Şerife Ceren Uysal söz aldı. Sözlerine “Türkiye'de yargı yoktur” ifadesi ile başlayan Uysal, OHAL sonrası çıkartılan KHK'ler ile benimsenen yargılama usulleri bağlamında, adil yargılanma hakkına yönelik ihlalleri sıraladı. Avukata erişim sınırlaması, cezaevindeki uygulamalar, masumiyet karinesinin ihlali gibi birçok başlığa değinen Uysal, avukat dokunulmazlığının bugün geldiği noktaya dikkat çekti. Yargıç ve savcıların tutuklanmasının, tutuklanmamış yargıç ve savcıları, zihinsel olarak tutuklu hale getirdiğini vurgulayan Uysal, “Türkiye'nin adliyelerinde ve cezaevlerinde bugün adaletin zerresinden sözedilemez. Adalet umudundan dahi söz edilemez” dedi. ÇHD'li avukatlara yönelik operasyonu anlatarak sözlerini bitiren Uysal, konuşmasının sonunda, Kasım ayından bu yana Silivri Cezaevi'nde tecritte tutulan Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı'nın bu basın toplantısı için yazdığı mektubu okuyarak bitirdi.

Türkiye açık bir cezaevi

Uysal, Avrupa'nın rolünü nasıl değerlendirdiğine ilişkin bir soruya ise; “Biz hep gazetecileri, avukatları, yargıçları anlatıyoruz. Ancak aslında Türkiye bir açık cezaevi. Türkiye'de şuan 3 milyon Suriyeli göçmen var ve AKP'nin Avrupa'ya karşı birer kozu olarak Türkiye'de adeta hapis tutuluyorlar. Avrupa'nın konumu sorgulanınca, odaklanmamız gereken bu göçmen anlaşması. Bu Türkiye'ye adeta “cezasızlık” getiriyor” dedi.

AİHM, yavaşlığı ile bizi hayal kırıklığına uğrattı

Uysal'dan sonra Türkiye'de Hukukun Üstünlüğü Platformu'nun özel konuğu olarak davet edilen Av. Veysel Ok söz aldı. Türkiye'de Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği'nin kurucusu ve genel başkan yardımcısı olan Ok, aynı zamanda Deniz Yücel'in avukatlığını yürütüyor. Ahmet ve Mehmet Altan'ın AİHM başvurularını da üstlenmiş olan Ok'un konuşması özel olarak ilgi çekti. Türkiye'de basın emekçilerine yönelik baskının boyutlarını ortaya koyan Ok, Yücel ve Altanlar'ın davalarından somut örneklerle yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. Yücel'in tahliyesi üzerine gelen sorular karşısında, özellikle tahliyeye değil ama nasıl 1 yıl boyunca tek bir aleyhe delil olmaksızın hapishanede tutulduğunun sorgulanması gerektiğini belirten Ok, içerideki 152 tutuklu gazeteciden söz ederek, şimdi onlara odaklanmanın bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti. Ok konuşmasında ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin iş yoğunluğu nedeniyle dahi olsa, dosyaların sonuçlandırılmasında çok yavaş olduğunu ve bu yavaşlığın Türkiye'deki hak ihlallerini ve keyfiliği derinleştiren sonuçlara yol açtığını vurguladı.

Şu anda mahkemeleri süren gazetecilerin de benzer ceza alma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirten Veysel Ok, “Mahkemelerin kimi zaman verdiği tahliye kararlarına bile bir direnme var. Şahin Alpay ve Mehmet Altan vakası örneğin. Anayasa Mahkemesi ‘tutuklamalar hukuka aykırı, ihlali gider’ dedi. Ama yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını ‘bize karışamazsın’ diyerek uygulamadı. Oysa ki, Türk Ceza Kanunu’nun 153. maddesi gayet açık ve nettir. Anayasa Mahkemesi kararı bağlayıcıdır, kesindir. Yani şu anda Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin kararlarının yerel mahkemeler tarafından uygulanmadığı bir döneme girdik.” dedi.

AİHM, verdiği kararlarını gözden geçirmeli

Basın toplantısının son konuşmacısı, Avusturyalı insan hakları profesörü ve Ludwig Boltzman İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı Hannes Tretter'dı. Tretter, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'deki OHAL sonrası yargılama pratiği ve gerekçelerini ele alarak, mahkemenin geçmiş içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin temel maddeleri üzerinden bu pratiği eleştirdi. Tretter, özellikle AİHM'in, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve OHAL Komisyonu'nun bir iç hukuk yolu olarak tanımlandığı kararlarına atıf yaparak, bu kararların Türkiye'deki mevcut durum ile hiçbir uyum taşımadığına dikkat çekti. Tretter, iç hukuk yollarına atıf yapılamayacağı, zira Türkiye'de bağımsız bir yargı olmadığı, etkin hukuki mekanizmalardan söz edilemeyeceğini vurguladı. OHAL Komisyonu'nun ise yargısal değil, idari bir kurum olduğunu belirterek, zaten bir iç hukuk yolu olarak tarif edilemeyeceğini belirtti. '60'lı yılların sonunda, Yunanistan hakkında İskandinav ülkeleri ve Hollanda tarafından yapılmış devlet başvurusu sonucunda verilen ihlal kararını hatırlatan Tretter; ilgili kararda Yunanistan'daki askeri cunta döneminde 29 hakimin ihracının bağımsız yargı olmadığının temel göstergesi olarak kabul edildiğine dikkat çekerek, Türkiye'de ihraç edilmiş 3000 hakim ve savcı bulunduğunu ve görevi sözleşmenin ihlalini denetlemek olan mahkemenin '60'lı yılların sonunda oluşturduğu bu içtihattan dönmesi için bugün hiçbir neden olmadığını vurguladı. Mahkeme ve Avrupa kurumlarının, temel insan hakları ve değerlerinin korunması açısından daha fazla inisiyatif alması gerektiğinin altını çizen Tretter, “AİHM, önceki kararlarından dönerek, bireysel başvuruları doğrudan kabul edilebilir bulmak gibi etik bir yükümlülük altındadır” dedi. Veysel Ok'un konuşmasında, AİHM'in mevcut pratiği sürdüğü koşulda, sadece Türkiyeli hukukçular gözünde değil ama Avrupalı hukukçular ve kamuoyu karşısında da saygınlığının sorgulanacağı sözlerine atıf yapan Tretter, mahkemenin kendi bağımsızlığını sorgulatır bir konuma düşmemesi gerektiğinin altını çizdi.

***

“Türkiye'de Hukukun Üstünlüğü Platformu” kimdir?

Türkiye'de OHAL ilanı ile birlikte artan hak ihlalleri karşısında Avusturyalı insan hakları örgütlerince kurulan platform, Türkiyeli yargıçlar, avukatlar, gazeteciler, akademisyenler ve insan hakları savunucularına hukuki destek vermeyi amaçlamaktadır. Türkiye'deki yargısal durum hakkında bir uzman görüşü de hazırlamış olan platformun bileşenleri arasında; Avusturyalı Yargıçlar Birliği, Viyana Barosu, Uluslararası Medya Enstitüsü (IPA), Avusturyalı Gazeteciler Kulübü, Ludwig Boltzmann İnsan Hakları Enstitüsü, Avusturya İnsan Hakları Ligi (LİGA) gibi örgütler yer almaktadır.