Aileden biriysen…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Michael Corleone, Baba filminin bir sahnesinde, abisine “Fredo” diye seslenir; “Sen benim abimsin ve seni severim. Ancak, sakın bir daha aileye karşı bir başkasının tarafını tutma. Asla!

Aile önemlidir! Toplumun en temel yapı taşıdır. Birbirlerine kan bağı ve bazen yasalarla da bağlı olan, zaman içinde değişimler geçirse de hep var olagelmiş, sosyalleşmemizi sağlayan, toplumsal ve ekonomik istikrar açısından yaşamsal bir kurumdur.

O kadar önemli ve saygındır ki, suç örgütleri de kendilerini “aile” olarak tanımlamayı yeğlemişlerdir. Corleone ailesinin reisi Don Vito Corleone, en yüksek değerler arasında saydıkları “erkekliği” ve “arkadaşlığı” aileye verilen önemle ölçüyordu: “Ailesiyle zaman geçirmeyen bir erkek hiçbir zaman gerçek bir erkek olamaz!”, “Arkadaşlık her şeydir. … Hükümetten de fazlasıdır. O neredeyse aileye eşittir.

İtalyan-Amerikan mafyasından Bonanno ailesinin reisi Joseph Bonnano; mafyayı bir “şey” değil, “süreç” olarak tanımlamış ve kendilerini bir arada tutan zamkın “güven, sadakat, itaat” olduğunu söylemişti.

Bir siyasi, “aile” gibi sosyolojik ve kriminolojik olarak olağanüstü anlamlı bir kavramdan hareketle mesaj vermişse, onu ciddiye almak gerekir.

Bence, AKP Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, son KHK’ye epeyce yumuşak bir tonda eleştiri yönelten 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için söylediğine hak ettiği değer verilmedi!

Elitaş’ın, doğrudan adını vermeden ama “Kastettiğiniz Gül mü?” sorularına “Anlayan anlar. Kim üstüne alınırsa” diyerek zaten açık adresini iyice açık ettiği; “Ailenin parçasıysan, ailenin bir üyesiysen, aile ile ilgili meseleyi ortaklıkta konuşmayacaksın” sözünü rahatlıkla alıp, bir Corleone’ye söyletebilirsiniz!

Erdoğan’ın, daha önce “Kardeşim” dediği Gül’e; “Ya, biz bir yolda beraber aynı dava arkadaşı değil miyiz, gönüldaş değil miyiz, nasıl oluyor da bir anda af edersiniz Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz?” şeklindeki seslenişini de alıp Elitaş’ın cümlesinin yanına koyun.

Ve bunları Gül’ün yakınmalarıyla birlikte okuyun: “Bir süredir basın yayın organları ve sosyal medya üzerinden bazı milletvekilleri ve ilgili troller tarafından şahsıma karşı yapılan saygısızlık, hakaret ve ahlak sınırlarını aşan saldırıların son açıklamamdan sonra giderek arttığına dikkat çekiyorum.

Saldırılar… Gül’e bile!

İktidar ne zamandır bir “saldırı” diliyle konuşuyor aslında. Öyle bir dil ki, İçişleri eski Bakanı Meral Akşener bile Tokat ve Konya’da eğitilen bu dilin organize olmuş hallerinin seçim sonuçlarına karşı sokakları terörize edebileceğinden endişe ediyor.

Şimdiki İçişleri Bakanı, uyuşturucu olayının “büyüklüğüne dikkat çekmek için” polise “bacak kırmak”tan çekinmemesini söylüyor.

Dil ağızdan “öylesine” çıkanlardan oluşmaz! “Dil bilincimizi belirler; belli bir düşünme ve algılama biçimine dil üzerinden ulaşırız. Dil düşünceyi ifadenin en üst formudur; kendimizi onunla bilir, gerçekliği onunla kavrar ve davranışlarımızı onunla kontrol ederiz.

İktidarın bu dilini alt alta koyduğumuzda, demokrasilerde bir siyasi partinin kullanabileceği bir dil olmaktan çok bir “aile” diline benzediğini görürüz.

Sanki Gül bunun pek farkında değil ve “demokrasilerde olması gereken”den hareketle; “Partimizin kuruluş ilkelerinden biri olan düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan birisi olarak, gerekli gördüğüm durumlarda görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim” diyor.

Demokrasilerde “siyasi parti”ler birer “aile” değildir. Orada, “güven, sadakat ve itaat” öncelikle demokratik değerlere ve bir siyasal düşünceye yöneliktir. Partililer kendi partilerini de özgürce eleştirebilirler.

Parti”lerin değil “aile”lerin yönettiği sistemler monarşilerdir. Orada “sadakat ve itaat”in adresi liderdir. Kol kırılsa da hep yen içinde kalır. Aileden biriyseniz, her ne yapmış olursanız olun, “Çekil” denilince belediye başkanlığından çekilirsiniz, yaptıklarınız unutulur.

Aileden biriysen, bunu bilirsin. Değilsen, işin bitmiştir!