AK Parti’nin kara günleri
06.08.2015 10:17 GÜNCEL
Kasım’da yapılacak bir seçimin sonucu ne olacak? AK Parti yine koalisyona mahkûm. Ama Ocak’a kadar kurulamayacak bir koalisyon ihtimalinde AK Parti ülkeyi 2016 başına kadar yönetebilecek. Atamalar, yargı, rant...

KORAY ÇALIŞKAN

Önce bir yanlışı düzelterek başlayalım. “Her girdiği seçimi kazanan Recep Tayyip Erdoğan” aslen siyasi hayatta girdiği seçimlerin yarısını kazanmıştır. Beyoğlu Belediye Başkanı olmaya çalışmış başaramamıştır. Eski partisinin genel başkanını devirmeye çalışmış, becerememiştir. Onun başaramadığını 28 Şubat sürecinde askerler yapmış, oluşan boşluğu AK Parti ile doldurmuştur. CHP’nin Baykalı ve MHP’nin Bahçelisi sayesinde muhalefet savrulurken, başarılı olmuştur. Başarıya kavuştuğu an, AK Parti büyük yelpazesini kapatmış, ekonomik reformları yerle bir etmiş, muhafazakâr demokratları tamamen tasfiye etmiş ve AK Parti’yi İslamcı Otoriter bir çizgiye çekmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan %65, olmadı %60 isteyerek girdiği Cumhurbaşkanlığı seçiminden, tüm seçmenin ancak üçte birinin oyunu almış, “benimyüzdellim” dediği seçmeni sandığa dahi çekememiştir. Hemen arkasından da 400 vekil istediği seçimde, AK Parti vekillerinin %20sini muhalefete kaptırmıştır.

NEREDEN GELDİ?
Parti laik Türk sağını tasfiye ederken laik Türk sağcısı olarak kendini lanse etmişti. Başörtü yasakçıları gibi kendini Atatürkçü olarak sunan sağcıların karşısında her daim mağdur demokratı oynadı.

Askeri vesayeti savunanların karşısına AB havucunu çıkardı. Askerin sopası başka türlü gömülemezdi. Türkiye sivil toplumu ve demokratik kitle örgütleri askeri vesayete net bir şekilde elveda dedi. Bu nedenle vesayetten kurtuldu. 1980 darbesinin iki umacısı bölücü terör ve irticaydı. İrtica temsilciliğinden istifa eden AK Parti daha sonra teröre yöneldi. PKK ile doğrudan görüşmeye başladı. Doğru da yaptı. Ama Türkiye halklarına yalan söyledi. Görüşmüyorum dedi. Sonra itiraf etti. Görüştü. Geçen aya kadar devam eden çatışmasızlık da bu sürecin meyvesi oldu.

Tam o sırada “tam zamanıdır” diyen Tayyip Erdoğan başkan olmaya karar verdi. Kürtler stand by’da bekletilecek, Cemaat’ininlerine girilecek, CHP’ye seçmen tokat atacak, HDP baraj altı kalacak, o da 330 vekille başkanlığa geçip Meclis’i yok edecekti. Hayalleri yok oldu.

HER İŞTE BİR 'HAYIR' VARDIR
Baraj %15 olsaydı HDP onu da alırdı. Çünkü seçmen rejimi oylayan Recep Tayyip Erdoğan’ı fabrika ayarlarına davet etti. Başkanlık düşlerini gömmenin üzerine bir de hükümeti elinden alma tüyü dikti.

Denizde kum onda oyun bitmez. Cebinden yeni bir strateji çıkardı. Acaba oy çalınır mı diye düşünülen memlekette ilk kez bir seçim çalındı. AK Parti seçilmediği halde yaklaşık iki aydır ülkeyi yönetiyor. 1995’ten beri ortalama 28 günde koalisyonlar dahil hükümet kurulurken, şimdi iki aydır ortada hükümet yok.

Stratejileri şu: CHP’yle kuracakmış gibi görün, sonra “Beceremiyor bunlar” de. MHP’yi koalisyona davet et, oraya kayan oyları geri al, kasımda seçime git, %44’ü amaçla.

Ama bir sorun var. Seçmenin fikri zor değişir, değişti mi de yerinden pek oynamaz. Yeniden seçim olsa bütün araştırmalar bir sonuca işaret ediyor: MHP ve CHP çıkacak, AK Parti ve HDP inecek. Ama ne ilk ikisi hükümet kuracak kadar çıkabiliyor, ne son ikisi denklemi değiştirecek kadar iniyor.

Eğer CHP kadrolarını ve vitrinini gençleştirebilirse şansı yüksek. Çağdaş Şirin’le yaptığımız seçim çıkış araştırmasına göre ilk kez bu seçimde CHP’ye oy verebileceklerin puanı %35’i gördü. Neden vermiyorsunuz sorusunun cevabı seçmenin %66’sı tarafından “kadroları yetersiz” ya da “kadroları çok yetersiz” olarak cevaplandı.

AK PARTİ NEREYE?
Kasım’da yapılacak bir seçimin sonucu ne olacak? AK Parti yine koalisyona mahkûm. Ama Ocak’a kadar kurulamayacak bir koalisyon ihtimalinde AK Parti ülkeyi 2016 başına kadar yönetebilecek. Atamalar, yargı, rant...

Peki, ondan sonra? AK Parti, havuzuyla, müteahhidiyle, siyasetçisiyle ikiye bölünmüş durumda. Recep Tayyip Erdoğan’ın çevresi (AKP2), Davutoğlu’nun bu işi beceremediği konusunda net. Erdoğan’a uzak duran ve açıkça başkanlık kampanyası yanlıştı diyen Davutoğlu, Hüseyin Çelik, Abdullah Gül (AKP1) vs gibi siyasetçiler ise İslamcı ideolojik yeni Ak Parti yerine, kalkınmacı pragmatik eski AK Partilerini istiyor. Bu ayrım giderek artıyor ve ilk seçim başarısızlığından sonra yeni bir parti doğurabilecek kadar keskin. (İtiraz etmeden önce, Cemaat’le AK Parti asla kavga etmez diye ahkâm kesenleri hatırlayalım.)

Peki, olur mu? Şöyle bir seçmen turu atalım. AK Parti bir daha Kürt seçmeni ikna edemez. Hatta erken seçimde tamamen kaybedecek. Tek şansı memleketi İç Anadolu olan ya da orada hâlâ yaşayan milliyetçi seçmeni geri kazanabilmek. Kayseri gibi oy depolarında dahi %12 oy kaybeden AK Parti’nin “Çözüm sürecini ben yapmadım, Miki yaptı” demesinin asıl nedeni bu.

Ama unutuyorlar. Baykal daha önce neo-milliyetçi MHP kartını (ulusalcılık da diyoruz) oynadı. Millet, aslı aynı paraya varken çakmasına tenezzül etmedi. Yani Özcan Mutlu’nun deyişiyle Milli Hayır Partisi zaten varken, MHP’ye kayıverdi. AK Parti’nin tek şansı MHP koalisyonu ya da MHP destekli bir azınlık hükümetiyle seçime gitmek. Bahçeli buna tamam derse partisini kaybedeceğini biliyor. Hayır derse, tek bildiği şey zaten bu, o zaman AK Parti’yi kara günler bekliyor. AKP1, AKP2, MHP, CHP ve HDP’den müteşekkil, 3 sağ, 2 sol partiden oluşan bir sistemle Türkiye siyaseti kendine gelir. Olmazsa AK Parti erimeye devam eder. Köprüden önce başka çıkış yok.