“Akademisyen” kime denir?
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Güneydoğu’da yaşanan üzücü olaylarla ilgili olarak öğretim üyelerinin yayımladığı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi çok yankı yaptı. Özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın YÖK’ü ve savcıları göreve çağırmasının ardından konu bambaşka bir boyut kazandı. Bildiriye imza atan öğretim üyeleri gözaltına alındı, üniversitelerde “cadı avı” başlatıldı…

“Akademisyenler Bildirisi” çok tartışıldı ama “akademisyen” kavramı hiç irdelenmedi. Üniversitede öğretim üyesi olmak, bu sanı taşımak için yeterli miydi?

* * *

Geride bıraktığımız hafta içinde, Türkçenin anıt yazarlarından Tahsin Yücel’i yitirdik. Tahsin Yücel; öykü, roman, deneme, eleştiri yazarlığı ve yetkin çevirmenliğinin yanı sıra değerli bir bilim insanı ve öğretim üyesiydi. Üstelik sıkı bir dilciydi, kavramlar konusunda titiz davranırdı. “Akademisyen” sözcüğünün kullanımıyla ilgili çeşitli uyarılarını anımsıyorum. Sözgelimi, 2011 yılında Can Yayınları’ndan çıkan “Kimim Ben?” adlı deneme kitabında ironik bir dille şunları yazmıştı:

“Bir iki yıldır bir akademisyen’dir tutturdu bizim aydınlar. YÖK düzeninin profesörlüğü fazla ayağa düşürdüğü kanısına mı vardılar, yoksa ‘tebdil-i unvan’da ferahlık mı gördüler, nedir, anlı şanlı profesörlerimiz bile kendilerini akademisyen diye adlandırır oldular artık. Ama, bir kez daha, Batı Avrupalıların dillerine özenirken, sözcüklerinin anlamını kaydır ha kaydırıyorlar. Fransızların en güvenilir sözlüklerinde Le Robert’e bakıyorsunuz,académicien’i Fransız Akademisi üyesi ya da ‘akademi diye adlandırılan sanatsal, yazınsal ya da bilimsel bir topluluğun üyesi’ diye tanımlıyor; İngilizlerin ünlü Oxford’una bakıyorsunuz, o da aşağı yukarı aynı tanımı veriyor; İtalyanların Vocabolario della lingua italiana’sı da öyle. Ama bizim aydınlarımız, öğretim üyelerimiz, gazetecilerimiz adamların sözcüğünü profesör ya da öğretim üyesi anlamında kullanmakta dayatıyorlar. Akademisyen aşağı, akademisyen yukarı. Benzerlerinden daha titiz olduğunu düşündüğümüz Cumhuriyet’te bile akademisyen’den geçilmiyor. Geçenlerde, İstanbul Üniversitesi’nde bir toplantıda, bir Fransız konuşmacı, bıyık altından gülerek, ‘Sizin akademisyen dediğiniz profesörler’, diyordu. AKP’nin çok ünlü Anayasa uzmanı da çevresindeki gazetelere, ‘Bir profesör ve akademisyen dürüstlüğüyle konuşuyorum’, diyerek iki kavramı kendi örnek kişiliğinde kaynaştırıyordu.”

Tahsin Yücel, kanıtlarını da göstererek, bu sözcüğün “üniversite hocası” anlamında kullanılmasının yanlış olduğunu açık seçik belirtiyor.

Peki, yerli kaynaklar bu konuda ne diyor?

Dil Derneği’nin Türkçe Sözlük’ü, “Akademi üyesi, akademik çalışma yapan” diye açıklamış sözcüğü. İkincil anlam olarak da “üniversite öğretim üyesi” tanımına yer vermiş. TDK ise kavramı tümden “öğretim elemanı”na indirgemiş.

Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’ünde (Genişletilmiş 6. Basım, Can Yayınları, 2007, s. 79). “1. akademi üyesi. 2. üniversite hocası” tanımı var.

Meydan Larousse’ta “akademi” maddesi “(lat. Academia; yun. Akademos bahçesi, Platon’un ders verdiği yer. İlim, edebiyat veya sanat derneği” olarak açıklanırken “akademisyen” sözcüğüne yer verilmemiş.

Tahsin Saraç’ın Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük’ünde daha doğru bir tanım yer alıyor:“académicien1. Akademi üyesi. 2. Eski Yunan’da, Eflatun ve öğrencilerine verilen ad.” (7. Basım, Adam Yayınları, 1997, s. 26).

Prof. Dr. Tahsin Yücel, geçmişte TDK üyesi olsa da, kendisini “akademisyen” saymıyordu. Oysa değerli yazar ve çevirmen Ahmet Cemal, ondan “akademisyen” olarak söz ediyor:

“Bir yandan hep Türk roman, öykü ve deneme edebiyatının doruklarında yer alırken aynı zamanda dile bilimsel bağlamda da yaklaşması, onu ülkemizde artık çok az yetişen türden bir akademisyen’ kıldı. Evet, yinelemekte yarar var: Tahsin Yücel’in akademisyenliği, bugün yetişmesinin ender olması bir yana, yeni kuşaklara anlatılmasında bile güçlük çekilen türden bir bilim insanlığının simgesiydi.” (“Bir Karınca Daha Eksildi: Tahsin Yücel”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2016).

Doğan Hızlan da Tahsin Yücel’in ardından yazdığı yazıda aynı kavramı kullanmış: “Akademik çalışmalarını okuyanlar, onun bir başka yanını tanırlar. (…) Bir akademisyen, başka akademisyenlere dışarıdan nasıl bakıldığını, ironik biçimde anlattı.” (“Kitapların Ötesinde Tahsin Yücel”, Radikal Kitap, 29 Ocak 2016).

Görüldüğü gibi, ikisi de Fransız dili ve yazını konusunda uzman olan Tahsin Yücel ve Tahsin Saraç, “akademisyen”in anlamını, Batı sözlüklerindeki doğru tanımıyla aktarmaya özen göstermişler. Ama kavramın yanlış kullanımı ülkemizde öylesine yaygınlık kazanmış ki, bu “galatımeşhur”u düzeltmek artık pek olanaklı görünmüyor.