Akademisyenlere yönelik baskı ve tehditler hız kesmiyor: Büyüleyici çeşitlilik!
15.01.2016 07:55 SİYASET
Barış talep eden akademisyenler hakkında ‘terör örgütü propagandası’ndan soruşturma başlatıldı. Süreçte AKP rejiminden yana tavır alanların ‘çeşitliliği’ ise oldukça dikkat çekici

İktidar tarafından hedef gösterilen ve üçüncü sınıf mafya liderlerinden tehditler alan Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi, yaptıkları yeni açıklamayla sözlerinin arkasında durdu. Metne imza koyan birçok akademisyene yönelik başlatılan cadı avı ise sürüyor.

2 BİN İMZAYI AŞTI
‘Barış için Akademisyenler’ yayımladıkları yeni açıklamada imza sayısının 2 bini aştığını belirtirken “imzalarımızın arkasındayız” dediler. Kendilerine yönelik yapılan tehdit ve hakaretler için hukuki süreç başlatacaklarını bildiren Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi, “Bu hakaretler ve tehditlere rağmen bize desteğini sunan öğrencilerimize, Eğitim-SEN, ÇHD, TODAP, Barış Bloku, Barış İçin Edebiyatçılar ve diğer tüm kurum, kuruluş ve bireylere teşekkür ederiz” dedi. Yapılan yeni açıklamada “Tüm Türkiye’yi fikir ve muhalefet özgürlüğü, hakikat ve barış hakkı çevresinde kilitlenmeye çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

SAVCILAR MESAJI ALDI!
Erdoğan’ın talimatını alan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi üyeleri hakkında resen soruşturma başlattı. Soruşturmanın, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde hükme bağlanan ve 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülen, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçu ile Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7. maddesinde yer alan ve 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülen, “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından yürütüleceği öğrenildi.
Öte yandan Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı da kendi bölgesinde bulunan ve metne imza koyan akademisyenler hakkında soruşturma başlattı. Sakarya Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Ercan ise yaptığı yazılı açıklamada, Sakarya Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak görev yapan 2 kişi ve bir doktora öğrencisi hakkında soruşturma açıldığını bildirdi.

YAKALAMA KARARI
Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Latife Akyüz de bildiriye imza attığı gerekçesiyle görevinden uzaklaştırıldı. Hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan soruşturma başlatılan Akyüz’ün, gözaltına alınmak üzere gidilen adresinde bulunamaması üzerine yakalama kararı çıkarıldı.

İLK GÖZALTI HAKKARİ'DEN
Akademisyenlere yönelik ilk gözaltı haberi ise Hakkari’den geldi. Hakkari Üniversitesi’ne bağlı yabancı diller yüksek okulunda okutman olarak görev yapan Ümran Roda Suvağcı, savcılığın hakkında açmış olduğu soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Suvağcı, savcılıktaki ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

SİTE HACKLENDİ
‘Barış için Akademisyenler İnisiyatifi’nin internet sitesi ise faşist bir hacker gurubu tarafından hacklendi. ‘Yaşartim’ isimli bir grup tarafından önceki gece hacklenen site, Türk bayrağı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da bir dönem seçim şarkısı olarak kullandığı ‘Dombra’ isimli şarkı ile açıldı.

ODASI BASILDI!
Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde faşist bir grubun ‘bir grup akademisyene karşı’ toplanacağını duyurmasının ardından; dün, barış bildirisinde imzası olan öğretim üyesi Ramazan Kurt’un bulunduğu fakülte basıldı. Öğretim üyesi Ramazan Kurt ise saldırılar ve tehditler üzerine İHD Erzurum Şubesi’ne başvurdu. Olay hakkında açıklama yapan İHD Erzurum Şube Başkanı Medeni Aygül, Kurt’un yalnız olmadığını söyledi.

OGÜ’DE LİNÇ KAMPANYASI
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde bildiriye imza atan akademisyene karşı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ülkücüleri ve Eskişehir Osmangazi Üniversiteli Türkçüler tarafından linç kampanyası başlatıldı. Sosyal medyada akademisyenlerin isimlerini ve resimlerini yayınlarayarak akademisyenleri hedef gösterdi. Şu ana kadar Bahçeşehir, Hacettepe, Abdullah Gül, Pamukkale, Abant İzzet Baysal, Ondokuz Mayıs, Bartın, Cumhuriyet, Bülent Ecevit, Erciyes, Yüzüncü Yıl, Yalova, Mehmet Akif Ersoy, Düzce, Mardin ve Dicle üniversiteleri akademisyenlere soruşturma başlatmış bulunuyor.

***

Feyzioğlu Erdoğan’dan yana: Sözde aydın kalıntıları

Barış talebinde bulunan akademisyenleri hedef gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan’la örtüşen bir açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu “sözde aydınların kalıntıları” ifadelerini kullandı.


Çorum Barosu’nun 64’ncü kuruluş yıldönümünde konuşan Feyzioğlu ‘Barış İçin Akademisyenler’ grubunun hedef haline getirilmesini bir hukukçu olarak görmezden geldi ve “Devlet yıkılırsa ne adaletten, ne gelecekten, ne refahtan, ne insan haklarından, ne de aydınlık bir gelecekten söz edebiliriz” dedi. Devleti yıkmak isteyenlere karşı birlik olmak gerektiğini savunan Feyzioğlu, “Bu noktada kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli, ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri mütakere döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum” diye konuştu.


Feyzioğlu’nun açıklamalarına tepki gösteren Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) üyesi avukatlar ise, akademisyenlere destek açıklaması yaptı. Konuya dair yapılan yazılı açıklamada, Feyzioğlu’nun sözleri kınanırken “Akan her bir damla kanda pay sahibi olduğunuzu bir kez daha yineliyoruz” denildi. Açıklamada ayrıca Feyzioğlu’na “Adaleti temsil eden cüppenizi çıkarıp, Hitler benzeri diktatör ile aynı üniformayı giyerek Ak-Saray saflarında yerinizi alın” çağrısının yapıldı.

***

‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlığıyla yayınlanan bildiriye imza atan akademisyenlere karşı, iktidar çevresinin başlattığı linç kampanyasına tepkiler sürüyor. Bildiride imzası olmayan akademisyenler ise, yapılan baskıları eleştirerek hedef gösterilen meslektaşlarına desteklerini açıkladı

Doğan Tılıç: Türk tipi McCarthycilik
İnsanların söylediklerine katılmasanız bile, söyledikleri yüzünden onları yok etmeye çalışmak Türk tipi bir McCarthyciliğin göstergesi. Üniversite yöneticilerinin, savcıların ve hatta mafyanın en tepedeki bir adamın ağzından çıkanlara bakarak harekete geçtikleri ve Başbakan'ın da "teröre karşı söz söylemiyorsunuz" diye akademisyenleri eleştirirken, "oluk oluk kan akıtıp o kanda duş alma" tehditleri savuranlara tek söz etmemesi çoktan çivisi çıkmış bir ülkede yaşadığımızın kanıtı.

Gamze Yücesan Özdemir: Karanlık dönemlerde akademi susturulmak istenir
Toplumların zora dayalı ve karanlık dönemlerinde bilim ve akademinin soru ve yanıtları hep susturulmaya çalışılmıştır. Bilim insanları olarak bu süreçte düşünce üretimine yönelik tüm şiddetin karşısında olmak hem toplum adına hem de gelecek adına birincil sorumluluğumuzdur.

Hayri Kozanoğlu: Cadı avına karşı hep beraber!
Bilim özgürlüğü, devletten yana tavır almayı değil, tam aksine devletten, dinden ve sermayeden bağımsız kalarak, akıl ve vicdan doğrultusunda davranmayı gerektirir. Zaten aydın sorumluluğu hisseden gerçek bir bilim insanı da zaman zaman "akıntıya karşı kürek çekmeye "de cesaret edebilmesidir.

Arkadaşlarımız aydın sorumluluğunun gereğini yerine getirmiş, ülkenin en yakıcı konusunda çözüm önermişlerdir. Sadece bilim özgürlüğünü, özlük haklarını değil, yaşam özgürlüğünü dahi tehdit eden vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Benim çağrım bütün meslektaşlarımızadır. Susmayalım bu "cadı avına " karşı hep beraber sesimizi yükseltelim. Eğer böyle giderse sadece "muhalif", "aykırı" olanlarımız değil, Saray'ın hık deyicisi olmayı reddeden tüm öğretim üyeleri okkanın altına gidecektir emin olun!

Kadir Cangızbay: Erdoğan yerine Peker’i görmeyi tercih ederdim!
Türkiye’de Terör kelimesi her seferinde en alçak biçimde, hukukun evrensel ilkesi olan ‘tanımlanmamış suç olmaz’ ilkesini aşmak için kullanılıyor. Bu doğrudan doğruya faşizmdir. Eli palalı, insanları öldüren lümpenleri milis haline getirmenin provasıdır. Oluk oluk kan akıtmak isteyen Sedat Peker en önemli örneğidir bunun. Sedat Peker Tayyip Erdoğan’a göre daha dürüsttür. Erdoğan yerine Peker’i görmeyi tercih ederdim!

Selçuk Candansayar: Üniversite haysiyet sınavı veriyor
Akademisyenlerin barış çağrısında iktidarın ve özelde de Tayyip Erdoğan’ın verdiği karşılık ve bu karşılık sonunda doğan linç kampanyası bizi şöyle bir durumla karşı karşıya bıraktı: üniversite asıl şimdi haysiyet sınavı veriyor.

Bu yeni bir şey değil. Türkiye’de üniversiteye her zaman baskı yapıldı. Herkesin aklına 1983’deki ‘Aydınlar Dilekçesi’ geliyor. Ama Aydınlar Dilekçesi verildiğinde askeri bir cunta ülkeyi yönetiyordu. Bugün ise Türkiye savaş koşulları yaşıyor. Ülke yönetilemez durumda. İktidarı gasp etmiş olan grup ülkeyi baskı altına almaya çalışıyor. Şimdi akademi bir sınav verecek. Metnin içeriğinden bağımsız olarak söyleyebilirim ki: biz imzasını atan akademisyenleri destekliyoruz ve bir adım geri atmıyoruz. Haysiyet sınavımız da böyle olacak.