Akbabalar’ ın pençesinde Arjantin
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Arjantin dünya gündemine en çok futbol ve ekonomik krizlerle gelir.

Arjantin dünya gündemine en çok futbol ve ekonomik krizlerle gelir. Nitekim 2014 yazında önce Almanya ile Dünya Kupası finali oynadı, şimdi de “akbaba” fon yöneticisi Paul Singer ile kozlarını paylaşıyor.

Arjantin 20. yüzyılın başlarında doğal kaynak bolluğu, Avrupa kökenli eğitimli nüfusu ile zengin, geleceği parlak görülen bir göçmen ülkesiydi. Uçsuz bucaksız verimli toprakları, İngiliz elinden çıkmış demiryolları ile soğutma teknolojisindeki gelişmelerden de yararlanarak Avrupa’nın et ve hububat deposu haline gelmişti. 1920’lerdeki dünya kriziyle tarım piyasaları çöktü ve Arjantin de irtifa kaybetmeye başladı.

Peronist dönemde ise, gelişmiş ülke iddiasından vazgeçse de, ithal ikameci sanayileşme sonucu küçümsenemeyecek bir refah düzeyi yakalanmış, emek hakları ve sosyal devlet ciddi yol almıştı.

PLAZA DE MAYA ANNELERİNİN ZAFERİ
“Condor” Güney Amerika akbabasına verilen addır. Arjantin’de solun güçlenmesi, “komünizm tehlikesinin” baş göstermesi karşısında, tüm Latin Amerika’da devreye sokulan “Condor Operasyonları” kapsamında 1976’da CIA destekli bir darbe gerçekleştirilir. Ülkede IMF ve Dünya Bankası reçeteleri doğrultusunda “yapısal uyum politikalarının” devreye sokulması bu döneme rastlar.

Videla cuntasının işkence ve katliamları insanlık tarihinin utanç sayfalarına yazılır. Bu arada yaşamlarına kastedilen 500 rejim muhalifinin bebekleri, “komünizm zehrinden” korunsunlar, Hıristiyan ve Batı kültürü alsınlar diye, çoğunlukla asker ailelerin korumasına verilir. O yıllardan beri bıkmadan usanmadan mücadelelerini sürdüren Plaza de Mayo Anneleri, işte bu bebeklerin de izini kovalamaktaydı. Buenos Aires geçtiğimiz haftalarda mutlu bir haberle çalkalandı . Plaza de Mayo Anneleri’nin öncüsü 83 yaşındaki Lauro Carlotto’nun torunu, uzun DNA testleri sonucunda saptandı. “O’na sarılmadan ölmek istemiyorum” demekten bir gün bile geri durmayan anneannenin piyanist ve besteci Ignacio’ya kavuşması için bir engel kalmadı. Bu olay bile, Türkiye gibi Arjantin‘de de faşizm dönemlerinin acılarının küllenmesi için 40 yılın dahi yeterli olmadığının kanıtı.


ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI BİR AKBABA
Şimdi de size oğlunun cinsel yönelimlerinin arkasında duran Amerikalı bir babadan söz edelim. New York eyaletinde eşcinsel evliliklerinin kabul edilmesi zora girince, bu kişi Wall Streetli fon yöneticilerinden topladığı paralarla bir kampanya başlattı. Artık iknayla mı diyelim, rüşvet zoruyla mı, sonunda tereddütlü Cumhuriyetçiler de “evet” der ve yasa çıkar. New York’ta doktorluk yapan oğlu Andrew ise daha önce muradına ermiş, kocasıyla 2009’da Mashacushette’de evlenmiştir. Andrew’un babası, Arjantin’in başına bela olan “akbaba fon yöneticisi” Paul Singer’dir. Bu örnek olay, tek talepli bir kimlik mücadelesinde olumlu bir rol oynamanın, topyekûn “makbul” yurttaş sayılmaya yetmeyeceğini gösteriyor. Singer ve benzerleri, “akbaba” (vulture) fon yöneticileri diye adlandırılıyor. Bu ifade bir ülke krizle cebelleşir, borç senetleri yerlerde sürünürken bu kağıtları yok pahasına kapatıp, daha sonra o ülkenin boğazına çöken aç gözlüleri tanımlıyor. Anlaşılan “condor”, “ vulture” bilumum akbaba türleriyle Arjantin’in yıldızı barışmıyor…

KİM SAÇ TIRAŞINDAN HOŞLANMAZ?
Arjantin’in borç sorunu kaba taslak biliniyor. 2001 krizinden sonra “para kurulu” adı verilen cendereden kurtulunca, ülke moratoryum ilan eder. Uzun müzakerelerden sonra, teknik tabirle “saç tıraşını”, yani alacaklarında indirimi kabul edenlerin oranı 2010’da yüzde 92’ye ulaşır. Böylelikle Arjantin’in dış borç ödemeleri rayına girer. Paul Singer’in, New York Mahkemesi’ndeki bir savcı, Griesa marifetiyle elinde bulundurduğu 1.5 milyar doların öncelikli olarak ödenmesi kararı almasının ardından işler karışır. Arjantin hükümetiyle anlaşma yoluna gitmemiş kreditörlerin elinde 15 milyar dolarlık kağıt bulunuyor ve bu kararla onların da emsal göstererek öncelikli ödeme talebinde bulunmaları mümkün. Griesa’nın kararı, geri kalan yüzde 92’ye de öncelikli ödeme yapılmasını men etmiş oluyor. Böylelikle Arjantin’in New York Mellon Bank’a yatırdığı 539 milyon dolar da “uzlaşmacı” alacaklılara transfer edilemiyor.

Paul Singer’in başında bulunduğu NML Capital elindeki kağıtlara 2008’de sadece 48 milyon dolar ödemiş. Diğer bir deyişle, anlaşma yoluna gitse bile, zamanında ucuza kapattığı için zaten büyük bir vurgun vuracak. Halbuki açgözlü Singer, Joseph Stiglitz’in hesaplamasıyla yüzde 1600 kazanmak istemekte, 832 milyon dolar talep etmektedir.


ARJANTİN NEDEN ÖNEMLİ?
Peki Arjantin moratoryumuna ilişkin tartışmaları neden bu denli önemsemek gerekir?

Birincisi, kapitalizmin kendi sözleşme hukukunu bile hiçe sayan bir saldırganlık söz konusudur. Singer’ın şantajlarına teslim olunması halinde, Yunanistan, İzlanda, Kıbrıs vb ülkelerde varılan anlaşmalar bile geçersiz hale gelecek; baskı, rüşvet benzeri yollarla mahkemeden bir karar çıkartan, ortalığı toz dumana katabilecektir. Bu nedenle uluslararası finans çevreleri bile, “akbabalara” tam destek vermemekte, ama aşağıda sıralanan nedenlerle Arjantin Hükümetine de sahip çıkmamaktadır.

İkincisi, Obama yönetiminin Griesa kararlarını yok hükmünde sayacak yetkileri vardır. Gelgelelim ABD, Arjantin’i zor durumda bırakmayı seçmiştir. Çünkü Cristina Kirchner dahil, Latin Amerika’da sol yönetimli hükümetlerden rahatsızdır, fırsatı ganimete dönüştürmekte yarar görmektedir. Ayrıca iki yıl önce Kirchner çokuluslu İspanyol petrol devi Repsol’i kamulaştırarak, “kapitalist küreselleşmenin” orman kanunları uyarınca en büyük günahı işlemişti. Bu nedenle hem ABD, hem de Avrupa sermaye çevreleri bu cürümün bedelini ödetmeye kararlıdır.

Üçüncüsü, 2003’ten beri ülkeyi dönüşümlü yöneten Nestor-Cristina Kirchner çifti Peronizm’in sol kanadını temsil ediyor. Söz konusu dönemde sosyal programları destekleyerek, asgari ücreti yükselterek, genelde işçi sınıfı ve sendikalarla iyi ilişkiler geliştirerek, dünya konjonktürünün de hızlı büyümeye olanak tanıyan rüzgârıyla tatminkâr bir performans sergilediler.Özellikle dünya piyasalarında tarım ürünleri fiyatlarının yüksek seyri Kirchnerler’e yardımcı oldu. Ne var ki neoliberal politikalarla, uluslararası finans çevreleriyle aralarına net bir çizgi de çekemediler. Merkez sol popülist zihniyetin kararsız, yalpalayan karakterinin klasik bir temsilcisi profili sergilediler. 2015 başkanlık seçimlerinde Peronist partiden veya muhalefetten direksiyonu sağa kıracak bir adayın seçilme ihtimali az değil. Ne var ki, Kirchnerlerin “Arjentinazo” adı verilen, devlet başkanlarının halkın protestolarıyla birbiri ardına istifa etmek zorunda kaldığı bir süreçten sonra seçildiklerini; barikat günlerinin, “cacerolazo” denilen tencere tava çalma seslerinin hafızalarda canlı olduğunu unutmayalım. Diğer bir ifadeyle Arjantin’i ciddi bir toplumsal mücadele dönemi bekliyor.

Dördüncüsü, uluslararası finans çevrelerinin boğmaya çalıştığı, döviz rezervleri 29 milyar dolara gerileyen Arjantin’in yüzünü Çin-Rusya eksenine döndüğü görülüyor. Ülkenin ihracat gelirlerinin yüzde 40’ını soya oluşturuyor, en büyük alıcısı da Çin. Rusya’nın Ukrayna krizi nedeniyle Batı ülkeleri gıda ithalatına kısıtlar koyması, Arjantin’in soya ve et başta gelmek üzere ihracat şansını artırabilir. Moskova ve Pekin’in Buenos Aires’e sahip çıkması ise, “Yeni Soğuk Savaş” tartışmalarına yeni bir boyut getirebilir.

Özetle, yeni Dünya Kupası finallerine daha 4 yıl olsa da, biz bol bol Arjantin ekonomisi ve siyaseti konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.