“Akil adamlar”…
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

 

“Kürt sorunu”nun çözümü konusunda CHP’nin AKP’ye sunduğu “yol haritası”nda yer alan “akil adamlar” önerisi, -anlamı ve seslendirilişi hayli tartışmalı olan- bu eski deyişi yeniden gündeme taşıdı. Şimdi gazetelerde ve televizyon ekranlarında hep bu söz geçiyor…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğ​lu, 13 Haziran 2012 akşamı Sky Turk 360 televizyonundaki “Zor Soru” izlencesinde Mehveş Evin ile Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlarken, “akil adamlar” önerisine yönelik eleştirilere şu karşılığı verdi:

''Biz bir yol haritası önerdik, beğenmiyorsanız kendi yol haritanızı getirin dedik partilere. 'Oturalım konuşalım' dedik. MHP'den olumsuz bir görüş geldi. Keşke reddetmeden önce bizi dinleselerdi. Vay efendim, bu akil adamlar sözü Apo’nun sözüdür. Aslında akil adamlar deyimi bir hukuk deyimidir. Uluslararası bir deyimdir. Türkçesi de akıllı adamlardır.”

Akil adamlar” sözünün Batı’daki “ombudsmanlık”la eşanlamlı olduğunu, Osmanlı’da ise bu kavramın “aksakallılar” olarak bilindiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aslında ombudsmanlık bizim kendi kültürümüzde de vardır. Yani ombudsmanlığı dünyaya mal eden devlet Osmanlıdır. Nedir ombudsmanlık? Akil insanların oluşturduğu bir kurumdur bu.”

KAYNAKLAR NE DİYOR?

Bugünlerde yalan yanlış herkesin dilinde dolaşan bu söz, Türkçe Sözlük ‘ün ve Yazım Kılavuzu’nun yeni baskılarında “akil” diye, yani “a”nın üzerinde düzeltme imi kullanılmadan yazılıyor. Anlamı da “akıllı” diye açıklanmış. Ne var ki bu yazım biçimini ve anlamlandırmayı yanlış bulanlar da var...

Sözcüğün çok eski ve Arapça kökenli olması, bana bu konuda konuşma yetkisi vermiyor. Ancak, “akil” üzerindeki kafa karışıklığını ve bilgi kirliliğini gidermek de gerekiyor. Güç de olsa, sözlüklere ve uzman görüşlerine başvurarak konuyu aydınlatmaya çalışacağım.

Türk Dil Kurumu’nun eski sözlüklerinde “akil” diye bir sözcük bulamadım. Kurum’un 1955 yılında basılmış Türkçe Sözlük’ünde yalnızca “âkıl” sözcüğü var. Anlamı ise “akıllı” olarak verilmiş. Adı geçen kaynakta, aynı kökten türemiş şu sözcükler de yer alıyor:

âkılbaliğ (Ar.) : Döl verebilecek duruma gelmiş olan, erin.

âkılâne (Ar. Far.) : Akıllıca.

akıl kârı (Ar. Far.) : Akıllı insanların yapacağı iş.

ukalâ (Ar.) : Âkıl’ın çoğulu. Bilgiçlik taslayan. Aklı ermediği halde her konuda konuşan.

“Akil” sözcüğü yer almasa da, aynı kökten türetilmiş şu sözcükleri Türkçe Sözlük’ün 1955 baskısında görebiliyoruz:

akilül haşayiş (Ar.): Otla beslenen, otçul.

akilül lühum (Ar.): Etle beslenen, etçil.

Yunus Emre’nin “Ne âkılem ne divane / Gel gör beni aşk neyledi” dizelerinde geçen “âkıl” sözü de “akıllı” anlamında kullanılmıştır…

AKİL, ÂKİL, ÂKIL…

Bütün Dünya dergisinde dil yazıları yazan Orhan Velidedeoğlu, bu konuyu iki yıl önce ayrıntılı biçimde ele almış, “akil adamlar” sözünün yanlış kullanıldığını belirterek, Arapçada “akil”in “akıllı” değil, “yiyen, yiyici” anlamına geldiğini anımsatmıştı. Yazar ayrıca “akil”in yazım biçimini de eleştirmiş ve “yiyici” anlamındaki sözcüğün “âkil” diye yazılması gerektiğini vurgulamıştı. Aynı yazıda, sözcüğün türevleri konusunda da şu bilgiler verilmişti:

“Âkil (Ar. ekl ‘yemek’ten âkil) Yiyen, yiyici.

Eskiden hayvan biliminde beslenme biçimlerine göre hayvanlar üçe ayrılırdı:

âkilü’l-lahm: et yiyenler / etoburlar;

âkilü’n-nebat: ot yiyenler / otoburlar;

âkilü’l-kül: hem et, hem ot yiyen / hepçiller.” (Bütün Dünya, Kasım 2010)

Sayın Velidedeoğlu, Bütün Dünya’nın Şubat 2011 sayısındaki “Tartışılan Sözcük: ÂKİL” başlıklı yazısında da aynı konuya değinerek şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Yamyam, Afrika’da insan eti yiyen bir kavmin adıdır. İngilizlerin ‘cannibal’ dediği bu insanlara Farslar merdüm-hor (merdüm=insan, hor= yiyen); Araplar Âkilü’l-beşer (âkil = yiyen, beşer = insan) der. (Geçen yazımda, Arapçada hayvanların “Âkilü’n-nebat” [ot yiyen], “Âkilü’l-lahm” [et yiyen], “ Âkilü’l-kül” [hem ot, hem et yiyen] biçiminde bilimsel sınıflandırılmasına değinmiştim.) Bu kadar net bir açıklamadan sonra, “âkil”ın “akıllı” anlamına geldiği savunulmamalıydı artık. İnsan yiyen (âkil), âkıl olamaz!..”

Velidedeoğlu’nun “etoburlar, otoburlar ve hepçiller” konusundaki açıklamaları ile Türkçe Sözlük’teki örnekler, yazım (imla) açısından kimi farklılıklar içerse de, anlam bakımından örtüşüyor.

TÜRKÇESİ VARKEN…

Şimdi bunca Arapça-Farsça sözcük çevresinde yaptığımız uzun ve yorucu yolculuktan sonra, “akil-âkil-âkıl” üçgeninde takılıp kalmanın anlamsızlığı daha iyi anlaşılmıştır sanırım.

Bu sözün dilimizde “bilge kişiler” gibi öz Türkçe bir karşılığı varken, ne diye elin “âkil”iyle, “âkıl”ıyla uğraşıp duruyoruz?

Nasıl seslendirileceğini bile doğru dürüst bilmediğimiz ölü bir sözcüğü zorla diriltmeye çalışacağımıza, kavramın yalın ve anlaşılır Türkçe karşılığını dört bir koldan kullanıma soksak daha doğru olmaz mı?

Sorun çözelim derken yeni sorunlar üretmenin anlamı yok!