Akil insanlar hortluyor
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY
Akil insanlar yeniden ortaya çıktı; şimdilik ilk nüshanın üçte birini biraz aşkın bir oranda. İki taraf arasında amortisör işlevi göreceklermiş

Akil insanlar yeniden ortaya çıktı; şimdilik ilk nüshanın üçte birini biraz aşkın bir oranda. İki taraf arasında amortisör işlevi göreceklermiş.

İnsan, her şeyden önce sorar kendi kendine; “Beni ‘akil/akıllı/aklı başında ve aklına güvenilir’ insan olarak kim seçti; onun aklı ne kadar?” diye ve bu somut durumda, bayağı bir utanır, torunlarım insanların yüzüne nasıl bakacak endişesiyle.

Mitingine kefenli militanlar taşıyan, küçücük çocukları kadın kimliğine hapsedip kadınlığı da seks objesi mesabesine indiren bir anlayışı/cepheyi kendi aralarında eşdeğerli iki taraftan biri olarak görmek, Kobane’de IŞİD saflarında çarpışıp kelle kesmek, “ama biz sıradan IŞİD’ci değiliz, kelle keserken hem kendimiz kravat-takım giyiniyoruz, hem de kurbanı kasaplık kurallarına uyarak, yani fazla acı çekmemesine özen göstererek kesiyoruz” demekten farklı bir şey değil.

Şimdi söylemiyorum; ilk günden beri iddiam şu idi: Barış veya çözüm süreci dedikleri, aslında yüzyılın, belki de insanlık tarihinin en büyük, ama aynı zamanda en melûnca hokkabazlıklarından biri.

Kendileri 12 Eylül seçimlerinde oyların neredeyse yüzde ellisini almış, Mısır’da Hüsnü Mübarek iktidardan düşüp Müslüman Kardeşlerin önü iyice açılmışken, Suriye’de de ayaklanma başlamış, Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin Orta-Doğu sünnîliği üzerinden Barzani’yle de işbirliği yapıp Kürt Özgürlük hareketini bir yandan devlet gücü, diğer yandan da Hizbullah militanlığıyla -henüz kendileriyle aralarının açılmamış olduğu- Cemaat misyonerliği desteğinde etkisiz ve marjinal kılma ümitleri bayağı bir güçlenmiştir.

İşte böylesi bir bağlamdadır ki, Silvan saldırısı olur, 14 Temmuz’da ve de dinlenme/yemek molası vermiş 13 asker öldürülür. Sonradan ortaya çıkar ki, PKK veya PKK’li olduğu iddia edilen güçler, hedef olan askerleri en az dört saat öncesinden takibe almışlarmış ve de bunu hem jandarma istihbarat, hem MİT, hem de polis bilirmiş. Erdoğan’ın en has adamının ‘Göndeririz oraya iki adamımızı, attırtırız onlara oradan bu tarafa dört-beş füze, al sana en mükemmel ve meşrûsundan Suriye’ye  girme gerekçesi’ diye düşünüp açıkça dile getirebildiğini de biliyorsak, Silvan şehitlerinin kimlerin kurbanı olduğu hakkında derin şüphelere düşmemiz için yeterince sebep var demektir.

Bu saldırı bahane edilip Öcalan’a, sadece hukuka değil, aynı zamanda yasaya da aykırı tecrit başlatılır. ‘Reis’in ve de ‘derin’ müneccimbaşısının rüyaları, hepsi de ‘maşallah’ pek seçme milletvekillerinin de dillerine yansımakta gecikmez: “Birkaç İHA’mız daha olsa, bu PKK terörünü birkaç haftada bitirebiliriz”miştir. Ardından Roboski katliamı/caniliği/hainliği/utanmazlığı ve de Erdoğan’ın özel ve özellikli elemanına tebrik ve teşekkürleri gelir: Söz konusu eleman, utanma ve istifanın da ötesinde ‘harakiri’lik bir marifet eylemişken yüzü hiç kızarmadan hâlâ milletin önüne çıkabilmektedir.

Ve ne olursa 2012 yazında olur: PYD öncülüğü ve Öcalan’ın fikrî/felsefî ve daha da önemlisi manevî önderliğinde Rojava devrimi yol almaya başlar. Bu arada, Şam’da Ömer Camii’nde Cuma/şükür namazı hayalleri de suya düşmüştür. Büyük hokkabazlık devreye girer: İmralı süreci.

Maksat, ‘ulus-devlet’ maskaralıklarının ötesinde gerçek bir ‘res publica (république)’ yönünde evrensel değerde bir deneyimi beslendiği pınardan kopartmak üzere en ilkelinden bir ‘hiyerarşize derebeylik’ veya süzören-vasal paradigmasını Türkiye Kürt Hareketi’nin önüne yem olarak atmaktır: Kendisine sultanlık yollarını açacağına kanaat getirirse, Erdoğan, Öcalan’a da Kürdistan prensliğini teklif etmekte bir saniye bile tereddüt etmez.

Erdoğan, Öcalan’ın tartışılmaz ve hak edilmiş ‘tek adam’lığı üzerinden, kendisine de simetrik bir ‘tek adam’lık inşa etme gayreti içindedir; ancak, Cumhuriyet’in başka hiçbir başarısı yoksa bile, böylesi bir maskaralığı, gerek gayri ahlakiliği, gerekse sürdürülemezliği temelinde kesinlikle kabûl etmeyecek epey bir insan yetiştirmiştir ve Öcalan da, reel cumhuriyetimizin istemeyeceği kadar bir Cumhuriyet çocuğudur.