Akılsızlar...
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Sebebi ne olursa olsun, sorunu savaşla çözmeye kalkışan akılsızdır. Akılsız, önündeki problemi çözmenin başka bir yolu olabileceğini düşünemez. Çünkü bilgisine, işine, fikrine estetik katamadığı; sanat yapamadığı, doğa hakkında fikir sahibi olamadığı, evreni merak etmediği; hangi birini sayayım; en kötüsü de evrim sürecinin kazandırdığı doğal olarak sahip olduğu merakını bastırmaya yeltendiği için problemi başka nedenlerle, bağlantılarıyla birlikte ele alamaz, alternatifler üretemez.

Akılsız, hepten bilgisiz değildir. Deneyimleri ona bazı şeyler öğretir. Duyarak, okuyarak edinilmiş bilgi taşıyıcısı olanlar da vardır aralarında. Başkalarına bile aktarır bilgisni. Fakat akılsız, kafasındaki bilginin kullanıcısı değildir. Hangi bilgiyi nerede nasıl kullanacağını bilmez;.çünkü bilgiyi analiz edecek anlama, kavrama sonra da eleştiriye tabi tutma becerisine sahip değildir. Sınırlı kapasitesiyle o, hep yaşayarak öğrenme yolunu tercih eder. Beyninde bir önceki öğrenilmişlikleri kaydedecek yeri bulunmadığından aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Dün “Irak merkezli savaşlar her ne kadar dışarıdan işgal şeklinde yaşansa da esasında bir Arap-İran savaşıdır. Bu savaş da mezhep ve milliyetçilik üzerinden yürütülüyor” diyen, bugün “ Suriye bu yüzden küresel bir savaştır. Asla rejim-muhalefet savaşı değildir.” dediğinde bir anda bedelini sizin ödediğiniz savaşın sorumlularından biri olmaktan kurtulur. Çünkü karşınızdaki, söz ve eylemleri yaptırım gerektirmeyen bir aptaldır artık sizin için.

Akılsız, aynı zamanda fikir üretiminde ve beceri geliştirmesinde işine yarayacak ilkelerden de yoksundur. İlkesiz insan herhangi bir değere sahip ve sadık olmadığı için çok kullanışlıdır. Ne yazık ki kullanım değeri, kullananının çok, kullanım süresinin uzun olması kendini akıllı hissetmesini sağlar. O da bunu vazgeçilmezliğine yorar. Halbu ki bütün mahareti yalan söylemesine, gerçeğin çarpıtılmasına, istendiğinde davasıyla birlikte dava arkadaşını gözünü kırpmadan satmasına engel ilkelere sahip olmamasıdır.

Savaş akılsızlıksa ki herkes öyle diyor, akıl dini olduğu söylenen Müslüman coğrafyasına tımarhane diyebiliriz. Sadece devletler olarak değil, mezhepler, tarikatlar, kabileler, sülaleler birbirine girmiş, gücü gücü yeteni yiyor. Bu hengame içinde kim kiminle müttefik, dün dost olan bugün niye düşman belli değil. İslam adına, onun uğruna yürütülen savaşta, İslam külliyatından çıkartılmış bir gram akılı, fikri, ilkeyi, değeri ara ki bulasın! Hiçbiri bir dakika durup biz niye birbirimizi öldürüyoruz sorusunu soramıyor. Vekalet savaşı diyor ama bir türlü niye vekil tayin ediliyorum, kaybeden, ölen ben oluyorum diye soramıyor. (Batı kışkırtıyormuş! Kışkırma kör mü gözün derler adama).



Sünni İslamcı yazarların, Suudi Arabistan – İran gerginliğine tepkisini takip ediyorum. Bölgenin Sünni-Şii olarak iki cepheye bölünmesi tehlikesinden söz ediyorlar. Gerginliğin tırmanması İslam’a zarar veriyormuş. Mezhepçilikten sakınmak gerekirmiş... (Şerefsiz, ülkenin başbakanı, başbakan adayını mezhebinden ötürü aşağılarken aklın nerdeydi!) Birisi “mümkünse bu ikisinin arasına girmeyelim” dedi (demek ki birazcık çalıştırınca insan beynine yakışan fikir çıkarılabiliyor). Daha fazla büyümeden Türkiye’nin sorunun çözümünde rol almasını tavsiye edenler var. Suudi yönetiminin engizisyon kararını infazla yerine getirdiği gün Kral’ın sofrasındaki Erdoğan’ı Suud yanında İran’a karşı kışkırtanlar ise çoğunlukta.

Suudi Arabistan ile İran arasındaki muhtemel çatışma, Müslümanların sonunu getirecek bölgesel bir mezhep savaşına dönüşecekmiş, ganimet, Amerika ile Rusya arasında pay edilecekmiş. Bu tesbit de Suriye halklarını mezhepleri etrafında çatışmaya sürükleyenlere ait.

Özetim şu: Politikacı, gazete yazıcısı, televizyon yorumcusu olarak ortada dolaşmalarını sağlayan ideolojilerinin çöküyor olduğunu görmeleri panikletmiş. Siyasal İslam, hiçbir zihinsel çaba gerektirmeden bir sürü beyinsizin politik alanda varlık göstermesini sağlıyordu. Düşünme gibi bir edimi olmayanların kurduğu “düşünce kuruluşları” şimdi ne olacak? Panik o boyutta ki; bu iki ülke arasındaki gerilimin tarafı olmaması konusunda Erdoğan’ın bile uyarma gereği duyuyorlar. Bakın göreceksiniz, aralarından, biraz laik olmakta sakınca yok diyenler çıkacak.