Akit Gazetesi iktidar medyasının likit hali
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN
Yeni Akit gazetesi, (yazıda Akit diye anılacak) asıl derdi “medya eleştirisi” olan bu köşenin konusu olmadı pek.

Yeni Akit gazetesi, (yazıda Akit diye anılacak) asıl derdi “medya eleştirisi” olan bu köşenin konusu olmadı pek. Çünkü besbelli bir fanatizm odağıydı ve yapılacak her eleştiri, Akit’i meşru saymak için bir adım olacaktı. Ancak, Gezi’den sonra işler biraz değişti. Bütün iktidar medyası odakları hızla Akit’leşmeye başladı. Bu da aslında Akit’in benzerleriyle karşılaştırılınca samimiyetini ortaya çıkardı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda maddelerle Akit’in neden samimi olduğuna bakalım?

1-Akit haber geri çekmez: Akit gazetesi, Yeni Şafak’ın geçen hafta yaptığı “Gezi’ciler muslukları açıp İstanbul’un suyunu bitireceklerdi” haberinin âlâsını yapar, ama Yeni Şafak gibi tepkiler ve dalga geçmeler başlayınca geri çekmez. Daha çok dalga geçilme potansiyeli olan başka bir haber yaparak kendi gündemini kendi değiştirir.

2-Akit kendi manipülasyonunu kendi yaratır: Akit gazetesi iktidar medyasının diğer odakları gibi konuşmanın içerisinden sinsice cımbızlama yaparak haber oluşturma yerine sıfırdan hayali haber yazar veya Akit Ankara Temsilcisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na “ekmek fiyatını sorma” örneğindeki gibi daha soru sorarken niyet beyan eder. “Anadolu’da halktan kopuk kaldığınız konuşuluyor” gibi giriş cümleleriyle manipülasyon daha soruda başlar.

3- Akit, her zaman hedef gösterecek birilerini bulur: Akit, iktidar medyasının diğer odakları gibi sadece dönemsel krizlerde cadı avına çıkmaz. O her zaman hedef gösterecek birilerini bulur ve birisine taktı mıydı hiç unutturmaz. Nefret söylemini satır aralarına gizlemek yerine açıktan boca eder.

4-Akit çıtayı kendi koyar: Akit gazetesinin daha önce koyduğu “bu kadar da olmaz” çıtası, Gezi’den itibaren diğer iktidar yanlısı gazeteler tarafından aşılınca bu kez çıtayı az daha yükseğe taşıdı. Hitler, fotoğraflı bulmacanın şifreli çözümünü “Seni Arıyoruz” yaparak, hadi “bu çıtayı da aşın” restini çekiverdi.

5-Akit, taklitten şikayet etmez: 2012 yılında 20 gazete bir araya gelerek “internet sitelerinde haberlerinin kopyalanması ve izinsiz kullanılmasına” karşı deklarasyon yayınladığında, Akit bu deklarasyona katılmamış ve bizim önceliğimiz nasıl olursa olsun fikrimizin yayılması demişti. İktidar medyasının her geçen gün kendilerini biraz daha taklit etmesinden de şikayetçi olmaz.

Tüm bu maddelerin ardından, kimilerinin hâlâ ciddiye almadığı Akit gazetesinin Başbakan’ın uçağında temsilcisiyle yer aldığını da hatırlatmakta fayda var. Akit, önceden iktidarın bilinçaltı olarak değerlendirilebiliyordu, ama artık bilinç üste çıktı. Bu yüzden Akit, iktidar medyasının likit hali gibi. Diğerleri bu likit kaynağı biraz daha farklı formlarda sunuyor. O yüzden arada ağızdan kaçan “Gezi’ciler muslukla darbe yapacaktı” tarzı haberlere şaşmamak gerek.

***

BU KEZ KENDİME KÖŞE VURUŞU VE BİR ÖZÜR

Geçen hafta bu köşedeki yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır. TRT’nin Cumhurbaşkanı adayları arasındaki adil olmayan yayın dağılımına dikkat çekmiştim. Konuyu incelerken RTÜK üyelerinin demeçlerini de eleştirmiştim. Bunlardan biri Nurullah Öztürk’e ait olduğunu iddia ettiğim “STV ve Halk TV de Başbakan Erdoğan’a yer vermiyor” şeklinde demeçti. Bu demecin STV ve Halk TV’yi devlet televizyonu katına taşıdığını espriyle ifade etmiştim. Yazının ardından RTÜK üyesi Nurullah Öztürk’ten samimi dille yazılmış bir e-mail aldım. Nurullah Bey, “sanırım Köşe Vuruşu’nuz epey faullü olmuş ve hem de ofsayta yakalanmış gözüküyor” esprisiyle kendisinin açıklamasından böyle bir çıkarım yapılamayacağını belirtiyordu. Mailin ekinde gönderdiği açıklamasını okuyunca “faul” konusunda haklı olduğunu üzülerek fark ettim. Nurullah Öztürk “STV ve Halk TV de Başbakana yer vermiyor” demek bir tarafa, STV ve Halk TV’nin de Erdoğan’a süre olarak daha fazla yer verdiğini ortaya koyarak “haber değeri” olgusuna dikkat çekiyordu. Yani özetle; manipüle ikincil bir kaynaktan, dikkatsiz bir okumayla RTÜK üyesi Nurullah Öztürk’e haksızlık etmiştim. O nedenle başta Nurullah Bey’den olmak üzere bu köşeyi okuyan herkesten özür dilerim.

Bu hata, yazının temel fikrini çürütmediği gibi, TRT’nin yanlı yayın yaptığı konusundaki fikrimi elbette değiştirmiyor, ama bu fikri desteklemek için Nurullah Öztürk’ün açıklamasını manipüle etmeye de hiç gerek yok. 5 yıldır yazdığım bu köşenin devamlı okurları bunu “kasten” yapmayacağımı bilir diye tahmin ediyorum. Yine de faul, fauldür ve bir sarı kartı hak ettim diye düşünüyorum.