‘Akkolluk’ geliyor: Bekçi değil toplum polisi
ERK ACARER ERK ACARER

Yavaş yavaş ‘başka bir rejim’ inşa ediliyor. OHAL kapsamında, 689 ve 690 sayılı iki yeni KHK resmi gazetede yayınlandı. Bunlarla kamudan, aralarında 484 akademisyenin de yer aldığı 4 bine yakın kişi ihraç edildi. Evlilik programları yasaklandı. Muhtar ve korucuların SGK primlerinin devlet tarafından ödenmesine karar verildi.

Özellikle 690 Sayılı KHK’nin içeriğinde yer alan madde dikkat çekici. Söz konusu KHK’de yurt genelinde 7 bin bekçi alınacağı hükmü var.

Maddeler birbirinden kopuk değil
Aslında iki KHK’da yer alan uygulamalar birbirinden kopuk değil. ‘Yeni devlet’, ‘televizyonda neyin seyredileceğinden’, ‘toplumun nasıl hareket edeceğine’ kadar neredeyse her konuda karar verirken, kontrol mekanizmalarını kurmayı da ihmal etmiyor. Korucuların değeri arttırılıyor, bu alandaki kurumsallaşma tamamlanıyor. Mahallede, sokakta, hayatımızda ise yeni ‘ayar’, ‘denetim’ mekanizmaları oluşturuluyor.

Her şey önceden belli
7 bin bekçinin istihdamı derin bir anlam taşıyor. ‘Akordu’, ‘Akpolis’ ayağı tabanda farklı bir çizgiyle birleştirilip ‘Akkolluk’ ile üçgen tamamlanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26.02.2017 tarihinde ‘Mahalle ve Çarşı Bekçiliği’ konusunda açıklama yapıyor. Yani henüz 16 Nisan referandumdan 2 ay önce! Satır araları, yeni rejimin inşası konusunda ipucu veriyor. Referandum kazanılmış gibi proje üretiyor. Açıkçası her şey önceden belli, zar atılmıyor. Öte yandan, Erdoğan’ın iki ay önceki ‘müjdesi’, sanki tüm KHK’lerin iki dudağı arasında olmasının bir sağlaması gibi. Kısaca artık kanunu Erdoğan yapıyor! Uzun zamandır fiili başkanlık yürütüyor, kapsamı genişleyip, derinlik kazanıyor.

Güvenlikten öte…
Mahalle ve Çarşı Bekçiliği sistemine önceki gün yayınlanan KHK’dan önce İstanbul’da geçildiğini belirtelim. Artık ‘bekçilerimiz’ alana çıkmak için gün sayıyor. İlk etapta İstanbul’da 700 bekçi alındı. Önce sözlü, ardından yazılı sınavla adaylar belirlendi. 9 Nisan’da mülakatlar, 15 Mart’ta ise yazılı sınavlarla seçim yapıldı. Silah ihaleleri açıldı, kimlik kartları bile hazırlanıp tamamlandı.

Bekçilerin görevi ne?
İstanbul Valisi Vasip Şahin’in ‘bekçilerimizin’ görev tanımıyla ilgili açıklaması da aslında bir itiraf gibi! Şahin, bir süre önce bekçilerin asli işlevlerine, “Polisin yükünü hafifletmekten daha farklı görevleri var” sözleriyle dikkat çekti: “Mahalleyi, mahalleliyi, mahalle yaşantısını ve mahalle algısını biliyor olmaları önemli. Ona göre ihtiyacı tespit edip, diğer mercilere bilgi ileten bir yapı olacaklar.”

Sorular önemli… Mahalle algısı ne, diğer merciler neresi, hangi bilgiler iletilecek?
Şahin’in açıklaması, toplumun, hukukun değişen yüzüyle örtüşüyor. Hırsızlığın, tacizin, tecavüzün, insan öldürmenin artık neredeyse suç sayılmadığı, sıradanlaştığı Türkiye’de, ‘projenin’ başka bir amacı olduğu açıkça anlaşılıyor.

Erdoğan ve AKP rejimi kendi silahlı gücünü oluşturuyor. Bekçilerimize ise ‘bu yolda’ önemli görevler düşüyor! ‘Akkolluk’ olarak da tanımlayabileceğimiz yapı; toplum zabiti, toplum polisi misyonunu üstlenecek. İslami faşist, ayar vermeye endeksli, muhbir konseptindeki yapı, İran’dan aşina olduğumuz filmin tekrarı gibi. Belki biraz daha kapsamlısı! İstanbul Valisi’nin itirafından da anlaşıldığı gibi ‘güvenlikten farklı bir amacı olan sistemde’ bekçinin ilgi alanı ne olacak peki?

Olsa olsa kadının etek boyu, köşe başında sohbet eden gencin birası, muhalif üniversitelinin adımları…

Yavaş yavaş inşa edilen rejimin kaba, nobran hareketlerinin çıkardığı sesler. Toplumun ‘geri kalanını’ dizayn etmek üzerine çakılan ilk işaret fişekleri… ‘Olmaz’ denilen her şeyin gerçekleştiği yerdeyiz!

***

Aynı zamanda Mafyatik bir düzenin inşası
‘Yeni rejimin’ inşasının bambaşka tehlikeleri de var. Bundan böyle, ‘insanın insanla’, ‘devletin insanla’, ‘devletin devletle’ daha sert kavgalarına tanık olmamız mümkün. ‘Kim kimin boğazına çökecek’ rejimi!

Her seferinde denenmişin tekrarı! ‘Balta olmak’ deyimi, yeniçerilerden geliyor. Halkı korumakla yükümlü olan payitaht ocağı askerleri, zamanla toplumun temel güvenlik sorunu oluyor. Halktan alınan haraç konusunda ocaklar arasında kavgalar çıkınca anlaşma yapılıyor. Hangi ocak dilediği mülkü, gemiyi, kahvehaneyi gözüne kestirdiyse oraya kendi baltasını vuruyor, asıyor. İşte ‘balta olmak’ deyimi de buradan geliyor.

Sadece toplum tehlike altında değil!

Her fırsatta Osmanlı’dan dem vuran ne yazık ki Osmanlıyı da bilmiyor. Sarayın, yeniçeriler için sıkça kullandığı bir söz var: “Peki bizi muhafızlardan kim koruyacak?”

Sözün kısası, sadece insana değil, ‘kurmaya hevesli oldukları sisteme’ ve ‘kendilerine’ de zarar verecekleri ‘son derece tehlikeli’ girişimler içindeler. Ne diyelim; sonumuz, daha çok da sonları hayırlı olsun!