AKM’nin kaderi…
REFİK DURBAŞ REFİK DURBAŞ

Bugünkü Atatürk Kültür Merkezi'nin yerinde, 1946 yılındaki yıkımdan önce İstanbul Elektrik İdaresi'ne ait tarihi bir konak bulunmaktaydı. Temelleri 1700'lerin başında atılan konağın içi geleneksel Türk usulü nadide ahşap işçiliği ile dikkat çekerken, dışı Venedik tarzı ilk modern mimariyi yansıtmaktaydı.

Konak, birkaç kez onarıldıktan sonra 1897'de Sultan Abdülhamit tarafından çıkartılan ödenekle yıkımdan önceki durumuna getirilmişti.

Opera binası olarak tasarlanan Atatürk Kültür Merkezi, bugün yaklaşık 70 yıllık geçmişinin anılarını yaşamakta...

İlk adı İstanbul Kültür Sarayı olan Opera binasının temeli 29 Ekim 1946’da atılacak ve AKM’nin yapımı 23 yılda tamamlanacaktır.

Temel atma töreninde binanın sekiz milyon liraya mal olacağını söyleyen dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfü Kırdar, 1953 yılında açılacağını sözlerine ekleyecektir.

Bu arada Opera binasının projesi üç kez yenilenecek, bu zaman içinde 10 bakan değişecek ve bina 23 yıl sonra, kimi kaynaklara göre 85 milyon lira harcanarak, 12 Nisan 1969’da -bazı bölümleri tamamlanmış olarak- açılabilecektir.
Bunun ardından da adı Opera binası değil, İstanbul Kültür Sarayı olacaktır.

AKM, açılmasından 1.5 yıl sonra, 27 Kasım 1970 tarihinde "Cadı Kazanı" eserinin temsili sırasında çıkan yangınla harap olacaktır.

Oyunun üçüncü perdesine henüz başladığı sırada çıkan yangını ve o anları sahnede bulunan sanatçılardan Nihat Akcan, Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, “Salonda birden gülüşmeler duydum. Sahne dekorcusu Ahmet Aslan sahneye fırlamış, bir şeyler söylüyordu. Replik almak için yukarı baktım. Sahnenin sağ köşesi yanıyordu.” diye anlatacaktır.

Kerim Afşar ise “Arkam sol kulise dönüktü. Sağ kulisten, sahneye aniden bir şeyler söylemeye çalışan garip bir adam girdi. Salondakiler gülüşmeye başladılar onu görünce. Sinirlerim son derece bozulmuştu. Her şeyi unutup üzerine doğru yürüdüm adamın. O sırada seyircilerden birinin korkunç çığlığını duydum. Bir kadın yangın var! diye bağırıyordu.” diyecektir.

Can kaybı yaşanmamıştı ama, Cüneyt Gökçer’in başrolde oynayacağı “IV. Murad” oyununun galası için Topkapı Sarayı’ndan getirilerek İstanbul Kültür Sarayı’nda sergilenen Sultan IV. Murad’ın kafanı, kılıcı, entarisi, Kösem Sultan’a gönderdiği bir ferman, ünlü bir İtalyan ressam tarafından yapılan tablosu ve hattatlarından Hafız Mehmed’in eseri olan kıymetli bir Kur’an-ı Kerim yanarak yok olacak, Bağdat Seferi’nde giydiği zırhı da hasar görecektir.

Yangından kısa bir süre geçtikten sonra olay unutulacak, yangının nedeni ise karanlıkta kalacaktır.

12 Mart darbesiyle "İstanbul Kültür Sarayı" yangını düzmece davalarla yeniden gündeme gelecek ve "İstanbul Kültür Sarayı" yangını, 6 Mart'ta Marmara Yolcu Gemisi ve 28 Haziran'da Eminönü Araba Vapuru'nun batırılması gibi eylemlerden suçlanan solcular 1972 yılında yargılanmaya başlanacaktır.

Olaydan birkaç gün sonra Nadir Nadi, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Yangın Var!” adlı başyazısına “Kanalizasyonu olmayan bir şehrin opera binası nesine gerek” diye başladıktan sonra şöyle diyecektir:

“Bir yapı yanar, kazadır, olur böyle şeyler deyip geçemeyiz. Bu laçka halimizden kurtulmadıkça yarın Topkapı Sarayı da, Dolmabahçe ve Beylerbeyi sarayları da, müzelerimiz de birer birer yanıp kül olabilirler.

Kültürsüz bir düzenin ortasına kondurulan bir Kültür Sarayı, yansa da yanmasa da pek o kadar büyük bir anlam taşımaz.”
7 Kasım 1971’de dönemin Kültür Bakanı Talât Sait Halman, onarım halindeki binayı gezerken, 1973 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda yeniden açılacağının müjdesini verecektir,

Halman, adının artık Atatürk Kültür Merkezi olacağını şu sözlerle açıklayacaktır: “Cumhuriyet devrinde saray kurulmaz; bu, imparatorluk devrindeydi. Bu bakımdan binaya ‘Atatürk Kültür Merkezi’ adı verilmiştir.”

Açılış için düzenlenen etkinliklerde Hikmet Şimşek yönetimindeki orkestranın seslendirdiği Yunus Emre Oratoryosu, Othello temsili, “Al Yazmalım” film gösterimi, İdil Biret resitali, Ruhi Su konseri ve heykelden karikatüre çeşitli sergiler yer alacaktır.

1 Kasım 1999’da İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, Atatürk Kültür Merkezi’ni 1. Derece Kentsel SİT Alanı”nın parçası, “1. Grup Tescilli Kültür Varlığı” olarak onaylayınca yapı, koruma altına alınacaktı.

2005 yılında ise dönemin AKP’li Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, binanın ömrünü tamamlandığını, bu nedenle yıkılmasını önerecektir.

Yıkım olmasa da 31 Mayıs 2008’de Atatürk Kültür Merkezi’ndeki etkinliklere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından son verilecektir.

Son oyun ise Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen Danimarka yapımı “Operation: Orfeo” adlı eser olacaktır.

Gezi Direnişi başlayınca Atatürk Kültür Merkezi, ön cephesine asılan afişler nedeniyle Gezi Direnişi’nin simgelerinden biri haline gelecektir.

Gezi Direnişi sonrasında AKM bir yılı aşkın bir süre polis karakolu olarak kullanılacaktır.

Ve geçenlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKM’nin yeniden kurulacağını bir törenle açıkladı.

Orhan Gencebay ve eşinden, ne kadar arabesk şarkıcı-türkücü, magazin basınının ünlüleri varsa hepsi törendeydi.

Oysa AKM’nin tarihine oyunları, sergileri, şiir okumaları, film gösterileri varsa, bir çok etkinlikte emekleri geçen hiçbir operacı, tiyatrocu, yazar, şair yoktu.

Sanırım Atatürk Kültür Merkezi yeniden açılırsa sanırım adını artık “Arabesk Kültür Merkezi” koyarlar.