AKP, Başbuğ, cümbür, cümbüş ve cemaat
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Başbuğ da tutuklandı. Cemaat cenahında cümbüş var. Ya AKP cenahında? Bir nevi şaşkınlık mı? Ve bu şaşkınlık, ABD sözcüsünün “süreci dikkatle izliyoruz” demesinden mi?

Buna mukabil “bizim” cenahta yas tutan yok elbette. Aslında telaşa da mahal yok... Süreç kendi mantıksal seyrinde gelişiyor! Sündüre sündüre...

Bu son hadise de bir kez daha “vay canına” dedirttikten sonra önemini yitirecek. Bu yazıdan analiz manaliz beklemeyin. Son kare bir fotoğraf çekeceğim o kadar...

Çünkü İlker Başbuğ vakası siyasi analiz bakımından “yeni” bir veri sağlamıyor, sadece (belki tarihsel ama!) mükerrer bir veri... “Model ülke” Türkiye’de artık bu işler böyle oluyor. Eskiden rol modeli asker idi. Şimdi AKP ve/veya cemaat.

“Best model of Turkey.”

Asker – İslamcı çekişmesi bitti. Çekişmede haklı olan yok. Kazanan ve kaybeden var. Şimdi esas olarak İslamcıların iç çekişmesi (ısmarlanan) modeli şekillendiriyor gibi.

Oysa biz faniler için AKP cümbürü (topluluğu) ya da cemaat görünümündeki bu İslami modeller arasındaki fark, penguenler ya da Japonlar arasındaki fark kadar anlamlı. Bize göre bir yanda “Cümbür” öbür yanda “Cemaat”... Dışarıdan bakınca hakikaten böyle...

Lakin mevzu belki de derin. Dikkat ettiyseniz cemaat modelindekiler, İsrail, İran, Ortadoğu vb dış politikalarda mızmızlanıyorlar ve Ergenekon’un yeterince üzerine gidilmediği, askeriyenin yeterince ezilmediği yönünde itirazlarını biteviye tekrarlıyorlar. Bir de, belki en önemlisi, Erdoğan’ın kibrinden, iktidarı giderek tek eline alıp cemaate sadece dar alanda paslaşma imkânı tanıdığından şikâyetçiler.

Bölge atmosferinde ılımlı İslam, neo-Osmanlıcılık modeli dayatılarak “Arap Baharı”nın iklimi zaten belirlenmişti. Yani şimdi “Yasemin” devrimlerinden demokrasi çıktı mı?  “Nah” çıktı, pardon “Nahda Partisi” çıktı. AKP’yi model alan bir mukallit parti. Yasemin Çongarların partisi...

Devlet kaka hükümet cici dönemi bitti. Şimdi devlet de hükümet de cici. 27 Nisan muhtırasından hemen sekiz gün sonra 5 Mayıs’ta yapılan Erdoğan-Büyükanıt Dolmabahçe Zirvesi, Çukurambar, Arınç’a suikast girişimi, kozmik oda filan? Bunları kurcalamayın... Hani bir ÖSYM skandalı vardı, Deniz Feneri davası vardı? Zinhar uzağında durun. Bu işlere “yargı” bakıyor. Yani? Yargıtayyip...

Eh yeter ki Uludere katliamı da geri plana itilsin... Odatv Davası’nda tahliye olmasın, yeni dertler çıkmasın. İyi çıkmasın da... AKP modeli de giderek “ucube” bir hal almıyor mu? Erdoğan’ın sağlık sorunları, başkanlık rejimi olsun mu olmasın mı tereddütleri, cemaatin çelmeleri... Peki bu çelmeler nedeniyle hükümet tepetaklak gidebilir mi? Cevabını Oğuzhan Müftüoğlu’ndan dinleyelim:

 “Bugün böyle bir durum olduğunu söyleyebilmemiz için ortadaki bazı emare ve söylentiler dışında somut ve ciddi bir olgudan söz etmek mümkün değil. Ancak ‘ittifak’ çatlasa bile, ortada başka bir alternatif yoksa ittifak, içindeki çatlak bir biçimde kapatılarak devam edecektir. Bu yüzden bu gün ortadaki umutsuzluğun asıl nedeninin AKP’nin ‘yenilmezliğinden’ değil, düzen içi de olsa bir alternatif yokluğundan kaynaklandığını söylemek daha doğru bir ifade olacaktır. Bugün düzen içi bir muhalefet odağı olarak görülen sosyal demokrat cenahın (ılımlı bir İslam cumhuriyetine dönüştürülmüş bir ülkede, hâlâ ‘birinci ve ikinci cumhuriyetçilik’ tartışmaları içinde!) bir alternatif çıkarabileceğine sanırım kendi içlerinden bile inanan yoktur. Bu yüzden sol açısından yapılması gereken şey, kısa vadede kolay çözüm arayışlarına kapılmadan, AKP tarafından temsil edilen mevcut düzene karşı ciddi bir alternatif umudunu yeniden canlandırmak için kendi öz gücüne dayanarak mücadele etmekten ibarettir.”

Demek ki neymiş?

Cümbür cemaat gelmiş olsalar, şimdilik hiçbir engelle karşılaşmadan tıngır mıngır yol alsalar bile; şayet bizler pes etmezsek, engel olursak, direnirsek, merak etmeyin:

Cümbür cemaat giderler!