AKP’de hakikat parçalanması
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

İlk örnekleri Ergenekon, Balyoz vb. davalarda denenmişti. Gezi boyunca kusulan ‘camide içki’ ve ‘Kabataş yalanları’nın devamı Yeni Şafak taşeronluğunda ortaya atılan ‘Atatürk’ü İnönü zehirledi’ ve ‘Fethullah Mason’ haberleriyle. Duracağa da benzemiyor bu ‘belge’ sağanağı. Açıkça söylüyorlar ve yazıyorlar daha çok üretim yapacaklarını. Çağlayan baskını ve son Ağrı çatışmaları da aynı süreç için kan dökmekten çekinmediklerinin kanıtları.

İktidar, medyadan silaha, elindeki her tür araçla gözü dönmüş bir halde toplumu bir hakikate inandırmaya çalışıyor. Şimdiye kadar ‘algı oluşturma’ olarak adlandırılan ve kavramın suyunun çıkarılmasıyla artık anlaşılmaz hale gelen yöntemde son dönemde bir değişiklik olmaya başladı.

Gerçek ve hakikat kavramları bir ve aynı şeyler değil. Hakikat, gerçekte olup bitenlerin insanların zihinlerinde ortaya çıkan yansıması. Gördüğümüz, anladığımız, kavradığımızı sandığımız gerçekle zihnimizdeki hakikat arasında birebir bir aynılık olmayabilir. Gerçekle hakikat arasında dinamik birbirini etkileyen bir ilişki var.

Hakikatin zihnimizde oluşmasını sadece ‘bilgi’lerimiz belirlemiyor. Dahası çoğu zaman inançlar ve duygular, gerçekliğin zihnimizde hakikate dönüşmesinde daha da etkili. Yağmur duasından sonra yağan yağmurun rastlantısallığını, yağmuru tanrının yağdırdığına inanan birine kabul ettirmeniz olası değil.

Her iktidar kendi gücünü korumak ve yeniden üretmek için yönettiği kitlenin hakikatini, gerçeklikten kopararak kendine göre kurmak için çalışır. AKP son zamanlarına kadar bu işi oldukça sistematik ve ‘başarılı’ bir şekilde yürütüyordu. Başarılıdan kastım, AKP’nin de kendi hakikatinin gerçeklikle uyumlu olduğu yanılgısını taşımasından.

Ama sonra Gezi oldu…

Gezi, önce AKP’nin hakikatini paramparça etti. 2010’a kadar iktidarını korumak için Cemaatinden, liberalinden, eski bilmemnecisine ne kadar asalak varsa hepsine tahammül etmesi gerektiğine, ‘demokrasicilik oynamazsa’ ayakta kalamayabileceğine inanan AKP, Referandumdan sonra bu parazitlere ihtiyacı olmadığına karar verdi. Var olan gerçekliği yanlış yorumladı ve tümgüçlü olduğuna vehmetti. Baştan beri olan rüşvet ve yolsuzluk çarkının alenileşip, kontrolsüzleşmesi de bu özgüvenden beslendi.

Gezi’nin ilk zamanlarında iktidar ve özellikle RTE’ nin yaşadıkları şoku, olup bitene inanamamalarını, küçümsemelerini hatırlayın. İlk tepkileri ‘bu ne cüret’ti. Sonra hızla pabucun pahalı olduğunu ve hakikatlerinin gerçekliğe uymadığını fark ettiler. Ardından gelen Cemaat saldırısıyla da korkuları paniğe dönüştü. Artık onlar için iktidardan düşmek basit bir muhalefete dönmek değil, en iyi ihtimalle sülalecek hapislerde ölme hakikatine dönüştü.

AKP, Gezi’den bu yana kendi hissettiği korkuyu toplumun kıyametine çevirme telaşında. Gerçekte olan biteni kavrayamıyor ve sürekli anladığını sandığı hakikate göre anlık, düşünmeden ve dürtüsel tepki veriyor. Ancak her anladığını sandığı hakikat bir sonraki aşamada yanılgıya dönüştükçe de paniğe kapılıyor. Hakikati paramparça olduğundan kuşkunun derin girdabına kapılmış halde gerçekte ne olup bittiğini anlamaya çalışırken kim dost kim düşman belirlemeye çabalıyor.

Bu güne kadar topluma ‘inandırdıklarını’ sandıkları hakikate inananın toplum değil kendileri olduğunu fark ettikçe paniğe kapılıp, saldırganlaşıyorlar. Bugün dost dediklerini bir an sonra vurabilecek denli gözlerinin dönmüş olması bundan. Bu hal sadece ‘yüzde elliyi’ değil, bütün bir toplumu kendilerinin düşmanı olarak hissetmelerine neden oluyor. Türkiye’de güncel bölünme Saray’ın surlarıyla dışı arasında oldu.

Birbiriyle uğraşmak yerine hep birlikte AKP ile uğraşan bir muhalefet, AKP’nin kendi içinde paramparça olmasını hızlandırabilir. Genel seçim sürecinde hele HDP ve CHP’ye düşen sorumluluk çok büyük. Bakalım onların hakikati bu gerçeklikle uyumlu mu?