AKP’de son dönemeç: İstifa, imha, ihanet
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Adalet yürüyüşü yerel ölçekte yeni dinamiklerle devam ediyor. Şişecam’ın Kırklareli Cam Fabrikası’nda işlerinden edilen cam işçileri Lüleburgaz’da sürdürdükleri direnişi yollara taşıdı. “İş, aş, adalet” sloganıyla İstanbul’a büyük bir yürüyüş başlattılar.

Yürüyüş Tekirdağ Valiliği tarafından engellendi ama emekçiler çıktıkları yoldan dönmemekte kararlı. Tütün ve fındık üreticisinden tutun da grevi yasaklanan işçilere kadar mevcut rejimin mağdur ettiği tüm kesimler için hak mücadelesinin tek adresi sokaklar, meydanlar… Herkese “sen kimsin” diyerek kabadayılık taslayanların çarpacağı duvar da o alınteriyle ekmeğini taştan çıkaranlar.

İçeride kaynayan kazan
AKP ‘siyaset’ üretmekte zorlanıyor. Saray’ı koruma yükümlülüğü altında ezilen AKP kadroları bırakın ‘stratejik hamleler’den haberdar olmayı gündelik işlerin yürütülmesinde dahi makam ve yetki sorunu yaşıyor. Parti örgütlenmesi içinde “Saray’a yakın olana yakınlık”, kartvizitte yazandan daha önemli. Yandaş sendika, dernek ve medya organlarında da durum benzer. Kimi yerde ikisi de AKP’li olmasına rağmen muhatap alınmada müdür yardımcısı müdürün, asistan hocanın, köşeyazarı genel yayın yönetmeninin önüne geçebiliyor. Kapalı kapılar ardında yapılan toplantı ve hazırlıklara katılma ‘ayrıcalığının’ kimlere bahşedildiğini çoğu zaman partililer bile çözemiyor ki parti dışından birinin bu ilişkiler ağını anlaması zaten mümkün değil.

Saray’ın belediye başkanları ve partinin yerel teşkilatları için başlattığı operasyon umduğu gibi ilerlemedi. AKP içinde kaynayan kazana da çare olamadı; partide herkes birbirinin altını oyuyor. Topbaş’ın “kuzu kuzu” istifa ettiğini ve Ankara ve Bursa’nın da derhal benzer bir yol izleyeceğini düşünenler yanılmış durumda. Bir defa Topbaş, AKP’lilerin iddia ettiği gibi hemen kâğıda kaleme sarılıp istifa etmedi. 15 Temmuz’dan sonra yerine gelecek muhtemel isimler dahi muhalefet kulislerine kadar ulaşmışken o koltuğunu bırakmadı. Bunu nasıl gerçekleştirdiği konusunda ise rivayet muhtelif. Gökçek ve Altepe’nin durumu da benzer. 15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra her iki belediye başkanının da ismi Topbaş ile kara listede sayılmıştı. Ahmet Davutoğlu ya da Efkan Ala gibi isimler ‘direnememişken’ nasıl oldu da belediye başkanları bu kadar süre açık talimata karşı gelebildi? Bu sorunun birden çok cevabı var şüphesiz ama en önemlisi yukarıda sözünü ettiğim ilişkiler ağını ve bu ağın zayıf noktalarını belediye başkanlarının bilmesi. Gitmeden imha edilecek çok şey var!

Saray, yerelde güçlenen ama kendi kontrolüne tam da girmek istemeyen bir belediye başkanına yüksek siyasette yer açmayacak. Çünkü bizzat Erdoğan, “yeni Erdoğanlar” istemiyor. Gökçek ya da Altepe’nin Saray’ın kesin talimatına rağmen hemen istifa etmemesi onları “direniş sembolü” ya da “milli irade savuncusu” yapmaz elbette. Ancak mevcut tablonun Saray’ın 2019 öncesi elini kuvvetlendirmediği açık. Siz bu satırları okurken belki istifalar gelecek ama karizma çizildi bir kere. AKP 7 Haziran seçimlerindeki oy oranına gerilemiş, büyükşehirlerde irtifa kaybetmişken AKP seçmeni dahil hiç kimse bu operasyonlardan “yenilenme” umudu devşirmiyor. Önce Refah Partisini sonra AKP’yi iktidara taşıyan yerel yönetimler efsanesi talan ve yolsuzlukların gölgesinde bitti. Erdoğan’ın sözünü ihanet sadece İstanbul’a değil tüm şehirlerimize yapılmıştır.

Gücü gücüne yetene
Mevcut toz dumanda AKP’nin gözden düşmüşlerine vuran vurana. Bahçeli’nin Davutoğlu’na verip veriştirmesi, AKP’lilerin de sessiz kalması boşuna değil. Yerel yönetimler zaferi gibi “vefa” da “dava” da tarihe karıştı. Öte yandan Bahçeli’nin şimdiden yerel seçimler için pazarlık yaptığını tahmin etmek mümkün. İktidar blokunun destekçisi Perinçek ve ekibi ise Gökçek’in gidişini kolaylaştıracak hamleleri yaparak misyonunu yerine getirdi. “Gökçek 15 Temmuz’u biliyordu” diyen Perinçek belki yeni bir şey söylemedi ama zamanlaması manidardı. Fakat Perinçek’in yeni açtığı cephenin hedefi ne Gökçek ne de AKP’li “olağan şüpheliler”. Aydınlıkçılar şimdilerde iktidarı arkasına alıp ÇYDD ile ya da OdaTv ile kavga ediyor. Ulusalcı cenahta kendisiyle aynı düşünmeyen kim varsa onları terörle eş tutuyor tıpkı müttefiki Saray gibi.

Asıl meselemiz
Toplumun her katmanında İslamcı ve piyasacı kuşatmaya tepki büyümüşken, iktidar bir şantaj mekanizmasına dönüşmüşken, AKP’nin kendi çarklarını döndürmesi bile zorlaşmışken yapılması gereken son şey “milli iradecilik” oynamaktır. Erdoğan’ın emperyalizmden şikayet ettiği, Perinçek’in İslamcı kanallarda gezindiği, Madımak katliamına katliam diyemeyen Karamollaoğlu’ndan ana muhalefetin medet umduğu, Akşener’den demokratik hamle beklendiği akıllara ziyan günler bunlar. Teşhisi yanlış koyunca reçetenin de hatalı olduğunun kanıtı yaşadıklarımız. Meselemiz ne tek başına Saray’dır ne de AKP, meselemiz gericiliktir, meselimiz piyasacılıktır. Gericiliğe ve talana dur demeden “beka” da hürriyet de barış da hayaldir.