AKP'deki istifaları seçim stratejisi olarak değerlendiren yazar Kemal Can: İmajı tazelerken karizmayı çizdiler
09.10.2017 08:50 RÖPORTAJ
Belediye başkanlarının istifalarının istenmesi, bizzat Erdoğan tarafından başlatılan seçim hazırlıklarının bir parçası. Gökçek olayında karizma çizilmiş görünse de, Erdoğan’ın en rütbeli siyasilere bile ‘kapıkulu’ muamelesi yapabiliyor olması normalleştirilebildi

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’ın istifa etmesi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile birlikte dört kentin başkanlarının da istifalarının istendiği yönündeki iddialarla çalkalanan AKP’de kriz dinmiş değil. Parti teşkilatlarında da ardı ardına gerçekleşen istifalar, el çektirmeler, tasfiyeler yönetim tarafından “metal yorgunluğu” şeklinde gerekçelendirilse de, arka planda Erdoğan’ın startını verdiği seçim hazırlıkları çıkıyor.

Merkez sağ hareketleri yakından takip eden gazeteci-yazar Kemal Can bu haftaki Pazartesi Söyleşileri’nin konuğu oldu.
Can, söz konusu istifaları “Belediye başkanlarının istifalarının istenmesi, bence ağırlıklı olarak 16 Nisan referandumunun hemen ardından bizzat Erdoğan tarafından başlatılan seçim hazırlıklarının bir parçası. Önce “metal yorgunluğu” tartışmasıyla fikri zemin hazırlandı, bazı önemli değişiklikler yapılacağına ilişkin parti içinde ve kamuoyunda bir beklenti, belki de biraz endişe yaratıldı, şimdi de bunun zorunlu sonucu olarak fiili adımlar atılıyor” şeklinde yorumluyor.

»AKP’de genel merkezin talimatıyla istifalar dönemi başladı. Öncelikle istifası istenen, beklenen isimleri ve zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belediye başkanlarının istifalarının istenmesi, bence ağırlıklı olarak 16 Nisan referandumunun hemen ardından bizzat Erdoğan tarafından başlatılan seçim hazırlıklarının bir parçası. Önce “metal yorgunluğu” tartışmasıyla fikri zemin hazırlandı, bazı önemli değişiklikler yapılacağına ilişkin parti içinde ve kamuoyunda bir beklenti, belki de biraz endişe yaratıldı, şimdi de bunun zorunlu sonucu olarak fiili adımlar atılıyor. Ancak, Erdoğan tarzı siyasetin bir özelliği olarak; her hamleden, her imkandan birden fazla sonuç veya fayda sağlanmaya çalışılması artık çok sıradanlaştı. Her hamlenin kıyısına köşesine ilgisi olan olmayan başka işler iliştiriliyor. Bir taşla çok kuş vurmak istiyorlar. Dolayısıyla, belediye başkanları işinin büyük ölçüde seçim stratejisine bağlı bir hamle olduğunu düşünmem, bu işe başka hesapların, başka kapışmaların girmediği anlamına gelmez.

»Ne tür kapışmalar bunlar?
Bunların çok büyük bölümünü tam olarak belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz veya bize verilen kadarıyla yetinmek zorunda kalacağız. İstifa edeli üç hafta olmasına rağmen Kadir Topbaş olayında hala doğru dürüst bir bilgi olmaması gibi. Derinlemesine ve sağlıklı bilgiye sahip olmadığım için, perde arkası meseleler hakkında spekülasyon yapmayı istemem. Seçim stratejisi açısından meseleye bakıldığında ise, seçilen isimler ve yerler kontrollü ama biraz yüksek bir gürültü ve “değişim” metaforunun gündemi işgal etmesini istediklerini gösteriyor. Zamanlama açısından da, böyle yüksek bir girişin 2019 için fazla erken olduğunu düşünüyorum. Bu erkenlik, etkileri hızla ölçüp, beklenen sonuçların işareti alındığında erken harekete geçme hesabı yapıldığı fikrini destekliyor.

»Öyleyse söz konusu istifalar, seçim stratejisi bağlamında işe yarayacak hamleler mi?
Bana göre, 2019 seçim stratejisi “kişiselleşmiş iktidar stratejisiyle” uyumlu biçimde kuruldu. Çok kabalaştırırsak, bu stratejnin iki önemli ayağı var: Birincisi, Erdoğan’ın değişmez, tartışılmaz, tek güç ve otorite odağı olarak öne çıkartılması, “vazgeçilmezliği” için geniş bir “kabul” yaratılması. Bir süredir yürürlükte olan siyasetsizleştirmeyi derinleştirerek, iktidarın partiler üstü, hatta siyaset üstü bir yere taşınması, eski partiler sisteminin tamamen imhası, siyaset kurumunun işlevsizleştirilmesi. İkinci ayağı ise, hikayesini ve seçmenler için pozitif beklenti üretme yeteneğini kaybeden iktidar için, imaj yenileme görüntüsü ve teşkilatlar için motivasyon yaratma.

»Burada nasıl bir resim çizilmek isteniyor?
İşin birinci ayağı için resim şöyle çizilmek isteniyor; Erdoğan her şeye karar verir, seçilmişleri bile atar, görevden alır. Kimsenin şerefi partinin önünde değildir ama partinin de önünde olan bir şey vardır; “iktidar”. Erdoğan bütün başarıların sahibidir ama olumsuz, yanlış hiçbir şeyden sorumlu değildir. Seçmenler, hatta bütün Türkiye ona mecburdur ama o partisine, davasına, hatta ideolojisine bile tabi değildir. Böylesi bir iktidar tahayyülünü 2019’da oylayacak kalabalığın ve etkili olabilecek herkesin - hatta muhalefetin bile - bunu kabul etmesi gerekir. Melih Gökçek olayında, ilk görünüş itibariyle karizma biraz çizilmiş görünse de, Erdoğan’ın en yakın en rütbeli siyasilere bile “kapıkulu” muamelesi yapabiliyor olması normalleştirilebildi. Hatta eleştiriler bile, paradoksal biçimde bu tartışmasız güç algısını besledi. Bu pencereden bakıldığında, son operasyonlar Erdoğan’ın kamuoyuna dönük güç gösterisini “içeri” doğru da yayarak tazelemesine yaradı diyebiliriz. “Metal yorgunluğu” tartışmasının hedefindekilerde endişe bazlı bir motivasyon yaratıp yaratmadığını ise daha sonra göreceğiz.

akp-deki-istifalari-secim-stratejisi-olarak-degerlendiren-yazar-kemal-can-imaji-tazelerken-karizmayi-cizdiler-363083-1.

»Peki stratejinin ikinci ayağı olan yeni imajı yaratabilecek mi? Seçmene nasıl yansıyacak?
Stratejinin birinci ayağı, “iktidar halini” meşrulaştırmak, Erdoğan’ın gücünü mutlaklaştırmak şeklinde özetlenirse, operasyonların bu konuda işe yaradığı ortada. Ama işin ikinci ayağı o kadar kolay görünmüyor. Bu hamleler ‘iktidarı pekiştirmeye yarar ama yeniden kazanmaya yeter mi” emin değilim. Ama iktidarın sahici bir yenilenme, yeni bir atak ve pozitif beklenti yaratmak açısından elinde ve önünde fazla imkan ve seçenek yok. Zaten bu yüzden, kendi içinden biraz altı boş ama gürültüsü fazla bir “yenilenme” hikayesi uydurmaya mecbur kaldı. Metal yorgunluğu tartışması, Erdoğan’ın popülaritesinin ilk kez partinin gerisine düştüğünün görülmesi üzerine kamuoyuna dönük ve lideri öne çıkartan bir “yenilenme” hikayesi olarak ortaya atıldı. Ama bu “yenilenmenin” ve “imaj temizleme” işinin yönü ve gerekçesi konusundaki belirsizlik algıyı bozuyor.

»Gökçek ve Topbaş hamlesi neye tekabül ediyor?
Topbaş ve Gökçek hangi “eskiyi” temsil ediyor, AKP’nin hangi çizgisiyle çelişiyor, Erdoğan’ın siyaset tarzından nasıl ayrışıyor sorularının cevapları yok ve zaten verilmiyor. Onlar gittiğinde, gelecek olan “yeni” nedir onun da karşılığı yok. İmaj temizleme açısından konuya bakınca da, aynı boşluklarla karşılaşılıyor. Yani olay ANAP dönemindeki İsmail Özdağlar meselesi gibi “içimizdeki çürükleri temizliyoruz” diye sunulmuyor. Hataları, günahları, ayıpları nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla, yapılanları “yenileniyoruz”, “arınıyoruz” diye sunmak ve kabul ettirmek, bundan da bir heyecan ve destek patlaması üretmek zor. Seçmen, Erdoğan’ın kişiselleştirilmiş iktidarının devamı ve süreklileştirilmesi yönünde oy kullanacaksa asıl ağırlık stratejinin birinci tarafına dönük olacak. Son yıllardaki seçimlerde olduğu gibi, “seçeneksizlik” ve “değişebileceğine ilişkin inançsızlık” nedeniyle, iktidarın oy konsolidasyonu sürebilir. Yenilenme, tazelenme, temizlenme gibi şeylerin fazla etkili olacağını düşünmüyorum. Fakat, bu tartışmaların çok önemli başka bir katkısı gündem kontrolü. Seçime kadar, altı tamamen veya kısmen boş “AKP yenileniyor” veya “AKP’de çatlaklar” başlıkları etrafında bir siyasi gündeme sıkışılabilir.

»Dahası, Kürt siyasetçileri cezaevine gönderirken, yolsuzluğa karıştığı alenen ortada olanların istifa ile el çektirilmesi, bir şekilde yolsuzlukların üstünün örtülmesi anlamına gelmez mi?
Kendi içlerindeki bazı hesapların, rant kavgalarının veya güç düzenlemesinin de bu operasyonlarda etkisi olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla, bazı olası yolsuzluk suçlamalarının önünü kesmek de bir yan amaç olabilir. Fakat, nasıl imaj temizleme meselesi sahici değilse, yolsuzlukların ortaya çıkmasından çekinilmesi de bir süredir siyaset gündeminin dışında. “Allahın lütfu” darbe girişimiyle üzeri örtülebilen 17 - 25 Aralık iddiaları, bütün karartmalara rağmen artık üstü örtülemeyen, kokusu bastırılamayan sorunlu icraatın her yerden fışkırması siyaset alanının daralması yüzünden politik gündemin belirleyicisi haline gelemiyor. Seçmenin kararlarını etkileyen siyasi sonuçlar üretmiyor. Bu gerçekten yola çıkarak, iktidarın böyle şeylerden fazla korktuğunu düşünmüyorum. Kürt siyasetçilerin görevden alınması, kayyum atanması da zaten onların ne yaptıklarıyla ilgili olmayan bir politik fırsatçılığın ürünüydü. Onların görevden alınmalarına gerekçe bulma zahmetine bile katlanmadılar. Şimdi, henüz çok kısa bir süre geçmişken atadıkları kayyumların yolsuzluklarını duymaya başladık bile.

akp-deki-istifalari-secim-stratejisi-olarak-degerlendiren-yazar-kemal-can-imaji-tazelerken-karizmayi-cizdiler-363084-1.

»2019 seçim strateji çerçevesinde, bu imaj düzeltme ve algı operasyonlarının yanı sıra iktidardan başka nasıl hamleler beklenebilir?
Seçime kadar iktidarın kendi stratejisini yürütmek ve sonuç alabilmek için en çok ihtiyacı olan şey, gündemi belirleme inisiyatifini kaybetmemesi. Referandum sürecinde ve sonraki “adalet yürüyüşü”, “Nuriye - Semih direnişi” ve dış politika gelişmeleri gibi konularda bu inisiyatifi kaybetmenin sınırına gelmişti. Özellikle Erdoğan, çıkışlarıyla gündem kurma konusunda zorlanıyor gibiydi. İşte metal yorgunluğu ve son olaylar bu gündem belirleme gücünü önemli ölçüde yeniden kazandırdı. Fakat bunlar yetmeyecektir.

»Ne tür hamleler beklenebilir?
Irak Kürdistanı referandumu ve şimdi İdlib operasyonu gibi “güvenlik kaygısını” ve milliyetçi teyakkuzu tetikleyen konuları iç politikaya taşıma konusunda yeni adımlar bekleyebiliriz. AKP kampında Erdoğan tarafından açıklandığı üzere, “yerli ve milli olma farkı” konusunda vites büyütecek hamleler şaşırtıcı olmayacak. TEOG gibi, MTV gibi “eşeği kaybettirip bulunmasına birlikte sevinme” cambazlıklarının sayısı artacaktır. Kamuya yüklü biçimde eleman alınması ve kamu harcama musluğuyla oynayarak ekonomik sıkıntıyı yatıştırmaya yarayacak yeni tavşanlar şapkada bekliyor olabilir. Siyasi mühendislik faaliyetlerini Saadet Partisi içine doğru ilerleterek, iktidar bloğunu üç dört partili bir koalisyon görüntüsüne çevirmek, AKP’yi parti olarak iyice silikleştirip etkili bir seçim aygıtına dönüştürmek gibi “teknik” hazırlıklarda da hızlanma olacaktır. Ancak, bütün bunlar yenilenmiş bir ataktan çok, pozisyon koruma kaygısının izini taşıyor.

***

Avrupa Komisyonu Türkiye’yi sıkıştırabilir

>>Venedik Komisyonu, hükümetin 89 belediyeye kayyum atamasına izin veren 674 nolu KHK’nın OHAL ile ilgisi olmadığını belirterek iptalini istedi. Devamı nasıl gelir?
Bu önemli bir karar ve Avrupa Komisyonu isterse bunu kullanarak Türkiye’yi sıkıştırabilir. Ama açıkcası Avrupa’nın da Türkiye’deki iktidarla ilişkiler meselesinde, en azından bu iktidar kadar oportünist, ilkesiz ve bazen ikiyüzlü davrandığını düşünüyorum. OHAL sürecinin başından itibaren son derece açık haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında retorik düzeyinin ötesine geçen bir adım atmadılar. Özellikle AİHM kararlarıyla, buradaki mağdurları iktidarın insafına bırakan sorunlu pozisyonlar aldılar. Tepkilerin retorik düzeyinde kalması, iktidarın “Batıyla kavga” temasını avantajlı bir iç politika malzemesine çevirmesine yaradı. Özellikle Almanya ile yükselen gerilimin daha somut bazı sonuçlarının ortaya çıkma olasılığı üzerine iktidar “Avrupa’yla kavga” seviyesini hayli düşürmüş görünüyor. Şimdi “dış tehdit” meselesi, Kürdistan referandumu ve İdlip operasyonu üzerinden yeniden Ortadoğu’ya dönmüş görünüyor. Bu karar yeni bir sertleşmeyi tetikler mi yoksa yaptırımı olmadığı için yine kulaklar tıkanır mı göreceğiz.

***

Kimdir?

1964 Düzce doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Gençlik ve Toplum, Yeni Gündem, Nokta dergilerinde yazdı. Sabah, CNNTürk ve NTV’de 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Gazeteduvar’da yazmayı sürdürüyor. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, Türkiye Savaşın Neresinde, Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye, Devlet ve Kuzgun, Yoksulluk Halleri.