AKP gazeteciliği bitirdi romantizmi
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN
İktidarın Türkiye’de gazetecilik yapılmasını istemediği bir gerçek
İktidarın Türkiye’de gazetecilik yapılmasını istemediği bir gerçek. Medya gruplarını bir bir ele geçirmesinden tutun, -zaten nihai dertleri gazetecilik olmayan- mevcut medya gruplarına uygulanan baskıya kadar bunun pek çok emaresi var. Medyadan uzaklaştırılan isimli, isimsiz yüzlerce gazeteci, içeride kalanların bunun karşılığında verdiği tavizler de ayrı bir durum. Bir de muhaliflik kartı ve anaakımdan kovulanları bünyesinde toplamasıyla basılı medyada anaakıma yükselmiş Sözcü gibi gerçekler var. Bunların hepsi verili durum. Bunlardan yola çıkılarak elbette “AKP gazetecilik yapılmasını istemiyor” önermesine ulaşabiliriz. Peki bu önerme, Türkiye’deki gazeteciliğin mevcut durumunu tek başına açıklar mı? İşte bu haftaki Köşe Vuruşu’nun sorusu bu? “AKP gazeteciliği bitirdi” mağduriyetinin ardına neler gizleniyor? Bir bakalım:
 
İKTİDARLA MUHALEFETİN AYNILAŞTIĞI AN
Kobane’de süren IŞİD kuşatmasını, Türkiye’de protesto etmek için düzenlenen eylemlerin medyaya yansıma şekli, bir nevi turnusol görevi gördü. Hükümete yakın Yeni Şafak’ın “Türkiye Düşmanları” manşetiyle, Sözcü’nün “Hainlik Ateşi” manşetleri, içerik açısından pişti oluverdi. Aydınlık’ın “PKK’dan Çırpınış Eylemleri” manşetiyle, Habertürk’ün “Kaos lobisi devrede: TUZAK” manşetleri de başka bir yandan birbirine göz kırpıyordu. 90’ların medyasındaki ‘kutsal’ mutabakat ve vıcık vıcık devlet dili, haber diline yine yansımıştı. O “hainlik ve Türkiye düşmanlığı” vurgularıyla gazetecilikten önce, “yüce devlet çıkarlarının” devreye girdiği geleneksel “savaş haberciliği” yine dört koldan sahne almıştı. Üstelik daha Gezi’de atılan yalanlar bile ortadaydı.
 
“TWITTER’DA BÖYLE YAZDILAR” HABERCİLİĞİ
Cem Garipoğlu’nun cezaevindeki intiharının ardından, birçok haber kanalı ve gazete, bir iddiayı dillendirdiler. Ölen bir başka mahkûmdu ve Garipoğlu yurtdışına kaçırılmıştı. Nihayetinde gazetecilik kuşku mesleğidir. Kuşku büyükse üzerine de gidilir, ama iddialarının tümünün kaynağı, Twitter’da kim olduğu dahi tam bilinmeyen, sosyal medya tabiriyle troll kişilerce atılan birkaç tweetti. İstisnalar haricinde tüm anaakım medya, bu tweetleri haberin büyük bir parçası, hatta yer yer başlığı yaparak, ilginç bir tablo çizdi. Korkunç bir şekilde öldürülen Münevver Karabulut’un ailesinin “para aldığı için sustuğunun” bile iddia edilmesine kadar gitti işler. Oysa adli tıbbın otopsi dahil, her aşamada görüntü aldığı bilgisi ortadaydı. Üstelik bu, baskı şemsiyesine sığınılacak siyasi haber bile değildi. Reyting oyununun kaç yıllık ezberiydi.
 
‘BEN GİDERSEM AKİF BEKİ GELİR’ SAVUNMASI
Mirgün Cabas’ın Medyatava.com’dan Neslihan Akdaş’a verdiği röportajda kullandığı bir ifade, üzerinde durulmaya değer. Cabas, röportajda; “Bugün bir sürü insan Akif Beki sayesinde bazı pozisyonlarda oturuyor. ‘Ben gidersem yerime Akif gelecek” diyerek hem kendilerini rahatlatıyorlar hem de eğilip bükülmeleri meşrulaştırıyorlar’ diyordu. Bugün, havuza dahil olmayan medya kuruluşlarındaki işleyişi anlatmak için çok iyi bir örnek. Örneğin; Fatih Altaylı’nın da “Alo Fatih” tapelerinin ardından çok benzer bir savunması vardı. Eğilip bükülmeyi böyle savunanlar, bence o pozisyonlara Bekigillerin gelmesinden daha büyük bir kötülük yapıyorlar bu mesleğe.
 
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKLER
Yine bir televizyon habercisi Şirin Payzın, Gazeteciler.com sitesinden Sayım Çınar’a verdiği röportajda, gazeteci milletinin kendine de bir dönüp bakma gerekliliğini, “Gazeteciler olarak gazeteciliğimize sahip çıkmadık. Örgütlü olmayı, sendikalı olmayı başaramadık. Şimdi anlıyoruz önemini. Yurtdışından gazetecileri koruyan örgütler geliyor, onlar bizim adımıza girişimlerde bulunuyorlar” sözleriyle özetliyordu. Peki zaman zaman karşılaşılan bu özeleştirilere rağmen, medyanın içinde örgütlenmeye ilişkin bir hareket var mı? Bu sorunun yanıtı genelde “Hayatta izin vermezler abi, işimizden oluruz” şeklinde. Yani öğrenilmiş çaresizlik. Kimse suyu bulandırmak istemiyor. Oysa sermaye örgütlü. Türkiye’de anaakımda sendika bitirilirken ne AKP vardı, ne de böyle bir havuz medyası. Başardılar. Şimdi muhalif bilinen kimi duayenlerin değerli katkılarıyla üstelik.
 
AKP NEDEN DEĞİL, SONUÇ
Biliyorum, “AKP gazeteciliği bitirdi” önermesi hiç romantik değil. Ancak kendilerini bu önermenin arkasına iyi gizlemeye başlayan bazı ağlaklar, onu romantik hale getirmeyi çok iyi başarıyor. AKP’nin medyayı bitirmesi bir neden değil, onlarca yıllık kirliliğin bir sonucu. AKP iktidarının yaptığı önüne yuvarlanmış gazeteciliğe, pek çok alanda olduğu gibi eski iktidarlardan çok daha hoyratça bir tekme atmak. Kendi düşen ağlamaz denilip geçilecek bir şey de değil bu. Özetle; anaakımda gazetecilik neredeyse bitti evet, ama bu gazetecilik yapmamak için bir sebep değil.