AKP harikalar diyarında!
14.08.2017 09:17 SİYASET
Ülkenin 15 yılını yağma, talan, faşizm ve gericiliği tahkim etmeye harcayan AKP bugün 16. kuruluş yıldönümünü kutlayacak. Bugün hangi hayaller satılırsa satılsın, geride kalan yıllar eşit ve özgür gelecek isteyenlerin aklından çıkmayacak

YAŞAR AYDIN [email protected] @yasaraydinnn

Bundan 16 yıl önce Recep Tayip Erdoğan, Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Yaşar Yakış, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç gibi 74 ismin öncülüğünde kuruldu AKP. Erbakan’dan ayrılan ve iktidar isteyen bu ekip kuruluşundan 15 ay sonra girdiği ilk seçimde geçerli oyların yüzde 34’ünü almasına karşın TBMM’de yüzde 60’ın üzerinde bir çoğunluk sağlayarak tek başına iktidar oldu. Aslında daha ilk seçimdeki antidemokratik tablo sürecin gideceği yön konusunda ipuçları vermişti.

AKP, bugün yaş gününü Sincan’daki Harıkalar Diyarı’nda kutluyor. Yaklaşık 1 milyon 320 bin metrekarelik alanda kurulu olan, bir yanı çizgi film kahramanları, diğer yanı yapay göller, mangal ve nargile dumanlarının buluştuğu dev bir alan Harikalar Diyarı. Erdoğan’ın, kuruluş kutlamasını bile gerçek gibi görünen ama tamamen kurgulanmış bir mekânda yapması gerçekten iyi bir tesadüf olmuş.

Onlar hep böyleydi
Özellikle liberal kalemler AKP’nin 15 yıllık tarihini birkaç bölüme ayırmayı çok severler. Kendilerinin de içinde bulunduğu süreç onlara göre AKP’nin altın yıllarıydı ve Türkiye’nin önünü açmıştı. AB ile ilişkiler, ekonomi ve siyasal liberalizm, “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyen AKP’ye giydirilmeye çalışılan demokrasi kılıfıydı.

Oysa 1994 yılında kazandıkları ilk belediye ile birlikte kurmaya çalıştıkları Türkiye, bugün ulaştıkları noktadan başka bir şey değildi. Bu gerçeği “darbeci, vesayetçi, demokrasi düşmanı, ergenekoncu vb.” yaftalara maruz kalmayı göze alanlar her defasında anlattılar. Üstelik sadece onlar da değil. Yaklaşık 700 sayfalık Anayasa Mahkemesi raporu da aynı gerçeğe işaret ediyordu.

Laiklik karşıtlığı
AKP kuruluşundan yaklaşık yedi yıl sonra bir kapatma davası ile karşı karşıya kaldı. Ekim 2008’de sonlanan davada AYM, partiyi kapatmamakla birlikte çok temel bir konuya dikkat çekti. AYM, Erdoğan, Cüneyt Zapsu, Bülent Arınç gibi isimlerin açıklamalarını ve eylemlerini örnek göstererek AKP’yi “demokrasi ve laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak tarifledi. 700 sayfalık bu karar hâlâ AYM’nin raflarında duruyor.

2008 yılında tespit edilen bu gerçek, aradan geçen 8 yıllık zamanda daha da pekişti. Mutlak iktidar döneminde ülkenin nerdeyse tüm kurumları dini kurallara göre dizayn edilirken, toplumun İslamcılaştırılması için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmadı. Bu süreci daha iyi kavramak için birkaç başlığa bakmak bile yeterli.

Devlet içinde devlet: Diyanet İşleri Başkanlığı: AKP iktidarının en önemli kurumlarından biri haline geldi. 13 yıl içerisinde hem bütçe hem de kadro anlamda devasa bir büyüklüğe ve yaygınlığa ulaştı. Gücü ve etkisi ülke sınırlarını aştı. Sadece dini konularda değil, insanın ve toplumun olduğu her alanda varlığını hissettirdi. Eğitimden sağlığa, spora, dış politikaya kadar her konuda fetva verme makamı oldu.

Cemaatler ülkesi: Onlarca tarikat ve cemaate akıl almaz imkânlar sunuldu; arsalar, evler, kamuda kadrolar, bakanlıklarla özel protokollere kadar… Devletin ulaşamadığı her noktaya cemaat ve tarikatlar eli ile egemen oldular. Ensar vb. vakıf yurtlarında yaşananlar ise hala hafızalarımızda.

Kadınlar ya eve ya mezara: AKP iktidarı boyunca dincileşmenin hedefinde kadınlar vardı. Çocuk yaşta evlilikten, müftülere nikâh yetkisi gibi onlarca farklı hamle yaptılar. Kadın bedeni sürekli gündemlerinde oldu. Siyasetin kadınlar üzerinde kurduğu bu gerici dil ve uygulamalar kendini sokakta ‘ölüm’ olarak gösterdi. Her gün en az bir kadın ya şiddete uğradı ya da öldürüldü.
Eğitim dindar ve kindar nesil yetiştirmek için heba edildi: AKP döneminde eğitimle ilgili onlarca farklı uygulama yapıldı. Her bakan yeni bir model denedi. Ama tüm bakanların tek ortak noktası ve istikrarı eğitimin gericileştirilmesi oldu. Sıbyan okullarından, cihat eğitimine kadar onlarca gerici hamle yapıldı. 4+4+4 ile eğitimde dönüşümü sağladılar. İmam hatipler çok özel olarak korundu ve geliştirildi. Bilimsel bilginin yerini hurafeler aldı.

Yağma ekonomisi
AKP ilk günden itibaren ekonomiyi temel söylemlerinden bir haline getirdi. Başarı öyküsünü ekonomik alandan yazmaya çalıştı. Ama 16 yıllık bu dönem yeraltı ve yerüstü kaynakları ile birlikte insan bedenin kuralsız ve acımasız biçimde yağmaladığı dönem oldu. Ülke tarihinin en büyük toplu işçi katliamları bu dönemde yaşandı. Her gün bir işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Güvencesiz, esnek çalışma kural oldu.

Doğa ve doğal kaynaklar birer rant alanı olarak görüldü. Su, ağaç, toprak, rüzgar satışa çıkarıldı.

Ve özelleştirilmeler… Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirilmeleri yapıldı. 80 yıllık tüm birikim AKP tarafından satıldı. Limanlar, santrallar, madenler, KİT’lerin tamamı bu dönemde satıldı. Bu satışlar yetmiyormuş gibi köprü, yol havaalanı projeleri ile ilgili verilen taahhütler nedeni ile ülkenin geleceği de ipotek altına alındı. Varlık Fonu’na girmiyoruz bile…

Tüm bu yağma ekonomisi yeni yandaş zenginlerin türemesine yol açtı. Artık her ihalenin, her yatırımın sahibi bu yandaş zenginler oldu.

Her yerde faşizm
Türkiye AKP döneminde demokrasi ve insan hakları alanında ikinci sınıf ülke durumuna düştü. Hukuk ve kolluk güçleri iktidarın sopası haline getirildi. İtiraz eden herkes şiddeti yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. Yüzlerce gazeteci, aydın, seçilmiş milletvekili, belediye başkanı halen cezaevinde.

AKP’nin iktidarı boyunca Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamları yaşandı. Suruç, Gar Katliamı, Kızılay, Reina bunlardan sadece birkaçı. Sur’da, Cizre’de, Yüksekova’da yaşananlar unutulamaz. Kürt sorununda “çözüm” diye başlattıkları süreç ölümlerle devam etti. Uçaklarla bombalanan ya da panzerlerle ezilen çocuk bedenleri de bu dönemin en acı gerçekleri oldu.

O gece!..
AKP Genel Başkanı Erdoğan iki gün önce bir mitingde yaptığı konuşmada katılımcılara “yeni 15 Temmuz’lara var mısınız” diye sordu. Bizim bildiğimiz 15 Temmuz’da darbe girişimi oldu. Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. Sanırız AKP Genel Başkanı aynı kanıda değil ki yeni 15 Temmuz’lar istiyor. Kastedilenin bu olmadığını, aslında 15 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan uzun ve karanlık o gece ile onu takip eden 5 günü işaret ettiğini uygulamalardan dolayı biliyoruz. Sanırız talep edilen kanunsuz, kitapsız, kendi anlayışları ile yeniden tanımlanan, dini kurallara göre yönetilen bir devlet için ‘bulunmaz bir fırsat sunulan’ o beş gündür. Bugün aradan geçen bir yıl sonrasında onlarca televizyonun ve gazetenin kapatıldığı, yüzbinlerce kamu çalışanın işten atıldığı, grevlerin yasaklandığı, Meclis’in devre dışı bırakılıp yerini KHK’lerin aldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Beş güne sığdırılan iki darbe 16 yıllık AKP iktidarının bir diğer başarısı olarak tarihe geçecektir.

Son söz
Bugün saat 18’de AKP Genel Başkanı Erdoğan Türkiye’de yayın yapan televizyonların yüzde 95’inin ortak yayını ile canlı olarak halka seslenecek. ‘Kutlu dava’yı ve büyük yolculuğu anlatacak. İç ve dış politikada yaşanan hezimetin, genç ölümlerin, yoksulluğun, ekonomik sıkıntıların, her şeyi ile bölünmüş bir halkın varlığı ile ilgili tek bir satırın olmadığı bir konuşma dinleyeceğiz.

Artık ülkede çok az insanın inandığı konuşmalarından birini daha yapacak. Harikalar Diyarı’nda hayal satacak. Artık alıcısının çok azaldığını kendinin de itiraf ettiği hayalleri...

***

Derin ittifak: AKP-Cemaat

akp-harikalar-diyarinda-335652-1.

Bu ittifakın bilinen tarihi Refah Partisi’nden kopan ‘Yenikçiler’in kamuoyu ile buluşması ile başlar. Sonrasından devam eden süreçte partinin kurulması ve inşa edilmesi, bu yapının batı ile ilişkileri derinleştirmesi sürecinde rabıta daha da pekişti. Nihayetinde 2 Kasım 2002 seçim zaferi AKP’nin olduğu kadar Cemaat’in de başarı hanesine yazılmıştı. DYP’nin yüzde 9,5, MHP’nin yüzde 8,3 ve Genç Parti’nin yüzde 7 ile baraj dışında kalmasında Cemaat’in altın neslinin YSK içinde ne kadar etkili olduğu bugün bile açıklanmış değil. Bu aritmetik ile yüzde 34 oy alan AKP’ye TBMM’nin yüze 65’i teslim edilmiş oldu. Böylece 5 yıl boyunca istediği değişikliği neredeyse muhalefetsiz hayata geçirme şansına sahip oldu.

Yaklaşık olarak 2013 yılına kadar devam eden ittifak sürecinde Türkiye’nin yeniden dizayn edilmesinde onlarca büyük dava araç olarak kullanıldı. Bürokrasi ile mücadele adı altında kamu yeniden yapılandırıldı ve ‘alnı secdeye değenlere’ teslim edildi. Erdoğan ve AKP’nin önündeki tüm engeller Cemaat’in akıl almaz ilişkileri ve oyunları ile kaldırıldı. AKP-Cemaat ittifakı Cumhuriyet’in tüm değerlerini kurumları ile birlikte parçalarken, kurmak istedikleri İslamcı devleti de birlikte inşa ediyorlardı. Bu ittifak o kadar derindi ki 2004 yılında MGK kararlarını bile ‘yok hükmüne’ çıkarabiliyordu.

Bu derin ittifak, o kadar güçlü ve acımasızdı ki, onlarca insanın yıllarını cezaevlerinde geçirmesi, ölümleri, hayatlarının sona erimesi pahasına devam ettirildi. Ta ki namlular birbirlerine dönünceye kadar…