AKP Kamyonu
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR
Yerel seçim sonuçlarını AKP ya da daha doğrusu Erdoğan’ın ‘büyük başarısı’ olarak yorumlayanların bir bölümü bile ulaşılanın bir zafer olmadığının ayırtında

Yerel seçim sonuçlarını AKP ya da daha doğrusu Erdoğan’ın ‘büyük başarısı’ olarak yorumlayanların bir bölümü bile ulaşılanın bir zafer olmadığının ayırtında. Oy dağılımı, önceki seçimlerle karşılaştırma, artan nüfusa oranla çok daha fazla azalan oy tercihleri gibi değişkenler derinde gelişen dinamiklerin hiç de öyle AKP lehine olmadığını gösteriyor.
2014 Yerel Seçimi, kim ne derse desin Cumhuriyet tarihinin en şaibeli seçimi olmaya aday. Üstelik şaibelerin hukuk kuralları içinde araştırıldığı şüpheli. AKP karşıtlarının bir bölümü bile itiraz edenleri ‘oldu bitti artık maraza çıkarma’ diye eleştiriyor. Sadece bu hal bile hukuk temelli demokrasiden umudun kesildiğinin göstergesi. Artık ‘demokratik, seçimli parlamenter sistem’ bir imaj bile değil. Erdoğan, Mahkeme kararlarını ‘takmadığını’ zaten uzun süredir gösteriyordu; Anayasa Mahkemesi kararına saygı bile duymayacağını söyleyerek tüy de dikti. Böylece İçişleri Bakanı’nın ‘sen dediğimi yap, hukuksuz olmasını önemseme, biz zaten yasa çıkarırız merak etme’, zihniyetine bile gerek duyulmayacağı anlaşılıyor.
Erdoğan, AKP ve bir anlamda Türkiye’nin içinde bulunduğu bu hal, frenleri patlak halde yokuş yukarı tırmanan bir kamyonun en tepeye varıp, yokuş aşağı hızlanmaya başlamasına benziyor.
Şoför Erdoğan ıhlaya pıhlaya motoru zorlayarak yokuşu çıkarken frene basmaya hiç cesaret edememişti. Frene azıcık dokunsa bile yokuşu kesinlikle tırmanamayacağını ve kamyonu geri kaçıracağını biliyordu. Duralım, soluklanalım, çıkamayacağız, motoru çok zorluyorsun seslerine kulaklarını tıkamıştı. Kamyondakilerden gelen homurtular, tedirginlikler, itirazlar karşısında celallenmiş ve gazı iyice köklemişti. Şoför mahallindekilerden bazıları durmadan yanıp sönen fren ikaz lambasına göz ucuyla bakıyorlar ve azıcık yavaşladığında kamyondan atlamayı hesap ediyorlardı.
Kamyon şimdi tepeye ulaştı ve Erdoğan tepede durursa onu şoför koltuğundan indirebileceklerini bildiğinden vitesi boşa alarak yokuş aşağı ‘saldı’. Kamyon giderek hızlanıyor. Kasadakiler sıkış tepiş. Bazıları çömelmiş bir şey göremeden sadece hızın farkında, ayaktakilerden çevresini görebilenlerin anlattıklarına kulak kesilmiş durumdalar. Her kafadan bir ses çıkıyor. Hızlandıkça şoföre güvenmekten başka çaresi olmayanlar tedirgin de olsalar, her şey yolunda diye sesleniyorlar aşağıdakilere; acayip hızlandık ve yol dümdüz, merak etmeyin çok güzel gidiyoruz! Şoför mahallindekiler artık yapabilecekleri bir şey kalmadığından, kaderlerine razı, içlerinden şoföre küfretseler de çaktırmamaya çalışıyorlar.
Erdoğan, ikaz lambasını çoktan görmüş, frenlerin patladığını anlamıştı. Anlamıştı ama kamyonu durdurup frenlerden söz etse direksiyondan yaka paça indirileceğinden korkuyordu. Direksiyonu bir kere bırakırsa kamyondaki hasarı kendisinin yaptığı ortaya çıkacağından her şey yolundaymış süsü vermek için tepede gaza biraz daha köklemiş durumda.
Yokuş dik ve virajlı, kamyonsa giderek hızlanıyor. İlk virajı yırtsalar da ikinci, bilemedin üçüncüde ne olacağı belli değil ve ‘Allah kerim’ den başka yardımcıları da yok. Kamyonun kasasındakiler şimdiden devrilme ya da çarpmada kurtulabilecekleri pozisyonları almaya başladılar bile. Bazıları ise hala hızın keyfini çıkarmanın telaşındalar.
Erdoğan, çarpışma ya da kamyonu devirmenin kaçınılmazlığını önleyebilecek tek şeyin bir mucize olduğuna inanıyor. Daha önce birkaç kez savurduğu kamyonun bir şekilde toparlamasına bel bağlamış durumda. Şimdi klaksona yüklenerek, kafasını sarkıttığı camdan bağırıp çağırarak önündeki engellerin çekilmesi durumunda kamyonu devirmeyeceğini sanıyor.
Şoförün hatasını toprak örter, diye bir kamyon yazısı vardı ama…