Al gülüm, ver gülüm: 23 Ekim’de ne oldu?
Bülent Mumay Bülent Mumay

Büyükada’da tutuklanan hak savunucularının serbest bırakılması elbette sevindirici bir haber. Birbirine düşman terör örgütlerini aynı anda desteklemek, kaos ve darbe planları yapmak, hain ve ajan olmak gibi fantastik suçlamalara maruz kalmışlardı. Ne mutlu ki özgürlüklerine kavuştular.

Tahliye kararında. eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı gizli görüşmenin rolü olduğunu yazdı Der Spiegel. Alman Dışişleri Bakanı Gabriel de doğruladı arabuluculuk rolünü. Türkiye her ne kadar “Yargımız bağımsızdır, iddialar doğru değil” dese de Rusya’nın gaz şirketinde yönetim kurulu olan Schröder’in rolü gizlenecek gibi değil.
Dün matbuatımızda, “Tamam da, öyle olsa Türkiye karşılığında ne aldı ki?” kabilinden sorular vardı. Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkileri yakından izleyenler için, Türkiye’nin ne aldığının yanıtı çok açık. Açalım meseleyi...

İmamlar rahat nefes aldı
Almanya’da 24 Eylül’de yapılan seçimlerden bir hafta sonra Erdoğan’la görüşmüş Schröder. Bu görüşmeden sonra çok ilginç bir karar aldı Alman yargısı. Hem de 23 Ekim’de. Yani Büyükada tutuklularının serbest bırakıldığı 25 Ekim’den sadece iki gün önce.

Malum, Diyanet’in Avrupa kolu olan DİTİB’in 6 imam ve 1 yöneticisi, Almanya’da Türkiye için casusluk yapmakla suçlanıyordu. Savcılık, bu kişilerin tutuklanmasını istiyordu. Federal Alman Yargıtayı, 23 Ekim Pazartesi günü kararını açıkladı: “Bulgular yeterli değil. Tutuklama talebinin reddine…” Böylece evleri sık sık basılan Diyanet kadrolarının tümü rahat nefes aldı.

Tesadüfün bale pabucu
Tesadüf bu ya, iki gün sonra, yani 25 Ekim’de Alman aktivist Steudtner’in de aralarında bulunduğu 8 Büyükada tutuklusunun duruşması vardı. Hepsi serbest bırakıldı.

Der Spiegel’in Schröder bombası ve Gabriel’in doğrulamasına karşılık, Adalet Bakanı’mız Gül açıklama yapmış: “Pazarlık iddiası yalan. Türk yargısı bağımsız karar verir.”

Ne diyelim, nice “bağımsız kararlara” o zaman… Lakin içeride özgürlük bekleyen çok arkadaşımız var daha...

***

Türklere “gitme” yabancıya “gelme”

al-gulum-ver-gulum-23-ekim-de-ne-oldu-374580-1.al-gulum-ver-gulum-23-ekim-de-ne-oldu-374581-1.

Salıverilen aktivist ve gazetecilere, adli kontrol talebi, dolayısıyla yurtdışı çıkış yasağı konmasına alışmıştık. Büyükada davasında serbest kalan Alman Peter Steudtner ve İsveçli Ali Gharavi’ye ise “Türkiye’ye giriş yasağı” konmuş. Serbest kalır kalmaz ülkelerine dönen yabancıların, yakın zamanda gelmek isteyeceklerini zaten sanmam ama… Tutuksuz yargılaması devam eden insanların, kendilerini savunmak için bile olsa ülkemize gelmelerini niye engelliyoruz? Burada bir tuhaflık yok mu?

***

“Milli” jet şirketi: Bize söylemediler

Köşeyi takip edenler hatırlayacaktır. 11 Ekim tarihli BirGünTekBaşına’da, Türkiye’nin milli yolcu uçağı projesinin sessiz sedasız rafa kaldırıldığını yazmıştım. Hani dönemin başbakanı Davutoğlu’nun 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce tanıttığı TRJET adlı projeden..
al-gulum-ver-gulum-23-ekim-de-ne-oldu-374587-1.
Bu yazımdan sonra ilginç gelişmeler oldu. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın, projeyi teslim ettiği firmadan bir açıklama geldi. Şirketin sahibi Eren Özmen, projeyi garanti altına alabilmek için bugüne kadar 100 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını belirtti ve ekledi: “Resmi makamlardan bu güne kadar herhangi bir iptal bildirimi almadık.”

Ortada iki ihtimal var o zaman… Ya anlı şanlı törenlerle 2015’te projeyi açıklayan Ankara, rafa kaldırma kararını TRJet adlı şirkete bildirmedi. Ya da birkaç hafta önce, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, “rafa kalktı” haberini mahcup şekilde ekonomi sayfalarına gizleyen yandaş medyayı fena halde yanılttı. Neyse ki, gazete kupürleri duruyor. “İlk sefer 2019’da” diyen siyasilerin de, “rafa kalktı” açıklaması yapan Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın da haberleri masamızda…

***

Akşener hareketinde “medya”tik iki hata

al-gulum-ver-gulum-23-ekim-de-ne-oldu-374583-1.

Meral Akşener ve arkadaşlarının kurduğu İyi Parti’nin başarılı olup olmayacağı ile ilgili analizleri, meselenin uzmanlarına bırakalım. İyi Parti’ye, bu köşenin ana eksenlerinden biri olan medya açısından bakalım.

Öncelikle medya ile ilişkilerden, şahin bir profili olmayan Prof. Ümit Özdağ gibi demokrat bir siyasetçinin sorumlu olması artı puan. İletişim ve teknoloji meselesinin de, Google’dan transfer Vedat Taylan Yıldız’a teslim edilmesi de gayet olumlu.

Yalnız, başka siyasi oluşumlar yaparken eleştirilen iki husus var İyi Parti’de de. Birincisi, Akşener’in basın danışmanı olarak yanına aldığı Murat İde’nin, (Yeniçağ gazetesinde) köşe yazarlığı yapmaya devam edeceğini açıklaması etik değil. Evet, zaten bu siyasi oluşumu destekleyen bir gazete ama yine de bir siyasi partide aktif görev alan köşe yazarının, gazeteciliği sürdürmesi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’nin birkaç maddesinin ihlali anlamına geliyor. AKP’li bakanların, vekillerin, danışmanların havuz medyasında köşe kadılığı yapması kadar abes bir durum bu.

İde’nin görev yaptığı Yeniçağ gazetesinin sahibi işadamı Ahmet Çelik’in de, İyi Parti’nin kurucular kurulunda yer alması bir başka yanlış. AKP iktidarında servetine servet katan Ethem Sancak’ın, son kongrede MKYK Üyesi seçilmesinden ne farkı var?
Türkiye siyasetine iyiliği getirme iddianız varsa, eski hastalıklarla yola çıkmayacaksınız. Samimiyet bunu gerektirir.

***

Cerattepe’yi gazlayıp çevreci “kesilmek”

al-gulum-ver-gulum-23-ekim-de-ne-oldu-374588-1.

Saray’ın işaretiyle itiraf sezonu başladı. Erdoğan’ın “İstanbul’a ben dahil hepimiz ihanet ettik” çıkışından sonra, Bakanlar Kurulu neredeyse alfabetik sırayla itiraflarda bulunmaya başladı. Ekseriyet, Erdoğan gibi şehircilik ve çevre meselesi üzerinden yürüdü. Sağlık Bakanı da, kendi alanındaki bazı başarısızlıklardan dem vurmuş. Ama keşke bu itirafların geldiği günlerde, benzer “ihanet”lere imza atılmasa. Örneğin İçişleri Bakanı Soylu, pek görev alanında olmamasına rağmen çevre itirafları korosuna eklenmiş. Soylu, seçim bölgesi Trabzon’da şöyle konuşmuş: “Şehrimizin doğasına zarar verdik mi? Evet, verdik. Çok net bu bizim sorumluluğumuz.” Aynı Soylu, doğaya zarar verilmemesi için eylem yapanlara ne yapmıştı hatırlıyor musunuz? Mesela, kendi seçim bölgesi gibi yine Karadeniz’in cennet bir köşesi olan Cerattepe’yi korumak isteyenleri gaza boğmadı mı? Bu cennete sahip çıkanlara “Kafalarını koparacağız” diyen Trabzon Valisi’ne yargılama izni vermeyen kimdi?