Albüm Kritik: Analog Günlerden Şarkılar
Bekir Özgür Aybar Bekir Özgür Aybar

The Chills - Silver Bullets

Popülerliğini ilan etmiş bir akımın yüzeysel açılarla izini sürmek salt 2000’ler sonrasına özgü taktiklerden değil. Her dönemden birçok müzisyen / ekip bu yolu denedi, üstelik başarılı da oldular. Kestirmeden gittikleri ise zamanla kalabalık içinde kaybolmalarıyla anlaşılacaktı. Parola belliydi: Her albüme en az bir hit sıkıştır, dönemin dinleyici kitlesine uygun formülleri sırasıyla uygula, hedefe daima stadyum konserlerini koy. Neyse ki tarih kendi yolunu arayan, etkilendiği toplulukları müziğine katmakla yetinmeyip daha fazlası için uğraşan isimleri de not etti. İşte Yeni Zelanda topraklarından çıkıp indie pop’un temellerine tuğla ekleyen The Chills bunlardan biri. 1980’lerin iki kutuplu gri dünyasında kariyerlerini başlattıklarında The Smiths Britanya’yı elinde tutuyordu. Amerika kıtasında grunge’ın ayak izleri usul usul merkeze yanaşmıştı. Yaklaşık çeyrek asır sonra Interpol’ün tekrar meşhur edeceği post punk temsilini o sıralar The Chameleons üstlenmekteydi. Aradan 30 yıl geçti ve The Chills yeni şarkılarıyla geri döndü. “Silver Bullets” onların tam 19 sene sonra çıkardıkları ilk stüdyo albüm. Buna inanmak oldukça zor, çünkü Fire Records aracılığıyla servis edilen “Silver Bullets” gruba ait enerji dalgalarına çok yakın duruyor ve The Chills denince akla gelen sekansları yeniden hatırlatıyor. Bu önemli bir başarı, çünkü defalarca dağılıp tekrar ortak bir noktada buluşsa da frontman Martin Phillipps hariç, kadrosu sürekli değişen bir ekipten söz ediyoruz. Intro ‘Father Time’dan başlayarak ‘Warm Waveform’, ‘Underwater Wasteland’ ve ‘Liquid Stiation’ döndüğünde albümün en iyi anlarına düşüyoruz birden. Bant kayıt kanallar, dinamik vokaller, emprovize geçişler… Analog günlerin ışıl ışıl parlayan indie rock’ına güzel bir örnek “Silver Bullets”. Büyük laflar etmeden, hit peşinde koşmadan safi bir sound’a ulaşıyor ve The Chills’a yeni yaşam alanları açıyor...