Alçaklığın daniskası
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Benim için asla kâğıdın, asıl gazetenin yerini tutmuyor elbette. Ama mesleğim ve günümüz gereği gazeteleri daha çok internette okuyorum. Zaten saatlerce o site senin bu site benim, sörf yapıyorum!

Dün işte, o yolculuk sırasında gazetelerin birinci sayfalarını görmek için www.gazeteman internet sitesine girdim. Hürriyet’i tıkladığımda da karşıma işte bu haber çıktı: “FETÖ ile DEAŞ işbirliği içinde.”

Haberin “kahramanlarına” bakar mısınız! ABD Başkonsolosluğu’nda görevli -FETÖ irtibat elemanı olmakla suçlanan- isimler ve Osman Kavala. Merak ettim elbette. Habere tıkladım. Yeni Şafak kaynaklı haberde, bir IŞİD bayrağının arkasına sıralanmış (yüzleri kapatılarak gizlenmiş) 7 kişinin fotoğrafı vardı. O 7 kişiden birinin hem FETÖ hem de IŞİD ile ilişkili olduğu iddia ediliyordu. Ne Osman Kavala’nın adı vardı. Ne de ABD Başkonsolosluğu görevlilerinin.

alcakligin-daniskasi-374121-1.Kaynağa, yani Yeni Şafak’ın sitesine gittim. Oradaki haberde, Osman Kavala’nın bulunduğu kolaj yoktu. İlk okuduğum haberdeki toplu IŞİD HATIRASI vardı.

Peki, internet sitesi Osman Kavala ve diğer isimleri hangi gerekçeyle, ne hakla, nasıl bir amaçla işin içine karıştırmıştı? Türkiye’de genellikle haberlerin okunmadığına, başlığa bakılıp geçildiğine güvenilerek apaçık ve alçakça bir ALGI OPERASYONU mu yapılıyordu?

•••

Yazımı yazarken, Osman Kavala’nın gözaltı süreci sona ermemişti. Dolayısıyla savcılık süreci ve gözaltına neler sorulduğu hakkında bir fikrim yok.

Avrupa Parlamentosu’ndan Türk vekillere, bakanlara gönderilen mektup işe yaramış mıdır? Bunu da bilmiyorum.

Sorsanız, “kim onlar ya!” diyecekler. “Kararı Türk yargısı verir” falan diyecekler.

Yaa! Hı hı! Öyle!

Zaten Almanya’nın eski başbakanı Gerhard Schröder de Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanı. Onun devreye girmesiyle -aralarında Alman Vatandaşı Peter Steudtner’in de bulunduğu- Büyükada davasındaki tutuklular tahliye edildi.

BirGün veya Cumhuriyet yazmış olsa başlarına (daha) neler gelirdi kimbilir!

Alman Der Spiegel Dergisi yazdı. “Tahliyeler, Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki gizli pazarlığın sonucu” dedi.

Öyle midir, değil midir bilemem. Ama dehşetengiz iddialarla suçlanan insan hakları aktivistleri tahliye ediliverdi.

Bu İSABETLİ kararı, tutuklulardan birinin Alman, arabulucunun da Almanya’nın eski başbakanı olmasına mı borçluyuz?

Cumhuriyet’in 94. yıldönümünde nasıl hazin bir soru değil mi?

Yargının, eğitimin, siyasetin, gündelik hayatın ve bütün bunların aynası medyanın geldiği noktaya bakınca, aklıma sahiden de HAZİN sözcüğünden başka bir şey gelmiyor.

Ne yazık!

*****

Yaşasın Cumhuriyet!

Atatürk, tarihi konuşması NUTUK’ta Cumhuriyet fikri ve ilanı sürecini anlatırken, okudukça tüylerimi diken diken eden şu sözleri söyler:

“Ben ulusun vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ULUSAL SIR gibi vicdanımda taşıyarak, yavaş yavaş bütün toplumumuza uygulatmak zorundaydım.”

Evet, Atatürk, bir SIR gibi saklamıştı Cumhuriyet fikrini. Zira, İstiklal Savaşı’nda yanında yer almış pekçok isim bile “mücadelenin, Osmanlı’yı kurtarmak için verildiğini” düşünüyordu. Belki tahttaki isimler değişecekti. Ama Osmanlı, yasaları / yapısı / hedefiyle ve en önemlisi HİLAFET ile yaşatılacaktı.

Atatürk’ün Nutuk’taki ifadeleriyle; “çıkarlarını kirli bir tahtın çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta bulanlar” elbette Cumhuriyet’i istemeyecekti.. “Osmanlı yönetimi altında İslam Dünyası’nı birleştirmekten” dem vuracaktı.. Bu amaçla halifeliğin devam etmesi gereğinden söz edecekti..

Şu sözler de O’na ait. Ekim 1927 tarihli, yani tam 90 yıl öncesinden:

“Yeni Türkiye’nin artık kendi yaşam ve mutluluğundan başka düşünecek bir şeyi yoktur.. Varsayalım ki, Türkiye, bütün İslam Dünyası’nı bir noktada birleştirerek yönetmek amacına yürüsün. Peki ama, uyruğumuz ve yönetimimiz altına almak istediğimiz uluslar, derlerse ki, bize büyük hizmetler yaptınız fakat biz bağımsız kalmak istiyruz. Bağımsızlık ve egemenliğimize kimsenin karışmasını uygun görmeyiz.

Bir İslam devleti olan İran veya Afganistan, halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz. Çünkü devletinin bağımsızlığını, ulusun egemenliğini ortadan kaldırır. KENDİMİZİ DÜNYANIN EGEMENİ SAYMAK AYMAZLIĞI artık devam etmemelidir. Gerçek konumumuzu, dünyanın durumunu tanımamaktaki aymazlıkla, aymazlara uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz felaketler yetişir.”

* Metnin sadeleştirilmiş hali, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Gençler için fotoğraflarla NUTUK yapıtından.