Algı yönetiminde panik alametleri
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

İktidara göbekten bağlı medya bir süredir manşet politikasını değiştirdi. Dünya gazetecilik tarihi için küçük ama iktidar medyası açısından çok önemli bir gelişme bu. Yani nasıl olduysa, aynı siyasi davayı savunan gazetelerin farklı manşetler atabileceği keşfedildi. Muhtemelen akıl yürütebilen birileri, “Arkadaş hepimiz aynı manşeti atınca attığımız manşetin de kıymeti kalmıyor” demiş olmalı. Bu muhteşem keşifle birlikte en azından benim gibi medya takipçileri daha az sıkılıyor. Hâl böyle olunca atanmış genel yayın yönetmenleri de “gizli işsizlik” belasından bir nebze kurtuluyor sanki. En azından “aynı şeyi farklı cümlelerle söylemek” ya da bir zahmet başka bir konuyu manşete taşımak gibi bir iş tanımları var artık. Gel gör ki bu kadarı bile önemli yol kazalarına gebe. Yani sanki iş tamamıyla iktidara bağlı bir medya kurmakla bitmiyor sanki. Şu aralar nedense bu paniği fazlaca belli ediyorlar. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda algı yönetimindeki panik alametlerine yakından bakalım istiyorum.

Durmadan “15 Temmuz’u” hatırlat
Bir şeyler yolunda gitmiyor ya da birileri sıklıkla “milletin hafızasına güven olmaz” demeye getiriyor ki, iktidar medyası durmadan 15 Temmuz’u hatırlatacak manşetler kovalıyor. Örneğin dünkü Sabah’ın “Darbeci Yüzbaşı’dan halkı vurun emri” manşeti ve Yeni Şafak’ın “Darbecileri böyle durdurdular” sürmanşetleri. Bunlar bu haftaya özel istisnalar değil. Bu unutturmama çabası, yani kimi detayları sürekli manşette tutma davranışı artık çok kendini tekrarlıyor. 15 Temmuz unutulursa ya da boş bırakılırsa algı ellerinden kaçacakmış gibi bir panik var. Çocuğu sürekli “öcüyle” korkutmaya benziyor bu. Bu paniği, referandum öncesi bir şeylerin yolunda, yani istedikleri gibi gitmediğine yoruyor insan ister istemez.

Hayırcılar “teröristtir” algısı
Bir önceki paragrafta sözünü ettiğimiz darbe hatırlatmasından bir gün önce Sabah’ın manşeti “İşte hayırcılar PKK-HDP-FETÖ”, Akit’inkiyse “FETÖ, PKK ve HDP ‘hayır’ dediği için evet” şeklinde. Burada çift yönlü bir algı zorlaması var. Bir defa FETÖ ve PKK gibi örgütlerle bir siyasi parti olan HDP’yi eşitleme çabası var. HDP derken son seçimde 5 milyon 145 bin oy almış bir siyasi partiden söz ediyorsunuz, tüm hayırcıları bu iki örgütle birlikte andığınızdaysa, Türkiye’nin en azından yarısını “terör” ortak parantezi içine alıyorsunuz. Üstelik Sabah’ın bu manşeti Başbakan Binali Yıldırım’ın sözlerinden yorumlanarak atılmış. Siyasetçi böyle bir şeyi söylese bile yandaş medyası herhalde bir “gaf” yaptı diye geçiştirir, gizler. (Gerçek gazetecilik, bu sözü sorgulamayı gerektirir ama ondan çoktan geçtik). Yani biri çıkıp 2010 Anayasa Referandumunda Fethullah Gülen “Mezardakileri kaldırıp ‘evet’ oyu kullandırmak lazım” demişti derse cevabınız ne olacak? Ayrıca ülkenin yarısına terörist iması yapma gibi bir çıkış, terörle mücadele dediğiniz şeyin ciddiyetine de aykırı. Bu söz bu şekilde, pervasızca “kör gözün parmağına” sokuluyorsa, bu bir paniğin göstergesi diye yorumlanabilir ancak.

İnşaat devleri “evet” diyormuş
Hadi diyelim ki, sanatçıların, sporcuların verecekleri oyları açıklamaları halkı pozitif yönde etkiliyor. Bana kalırsa, insanlar bundan da hoşlanmıyor da neyse.

Peki kalkıp bir grup palazlanmış müteahhitin “evet” demesi halkta nasıl bir etki bırakır? Sabah gazetesi bunu bile hesap etmeden basmış ön sayfadan haberi; vay efendim inşaat devleri Sabah için biraraya gelmiş, güçlü Türkiye için evet demiş. Böyle bir haber, ancak aşırı doz motivasyonla, bu motivasyon dozu da ancak panik havasıyla açıklanır.

Pozitif kampanya?
Tüm bunlar olup biterken Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da “Pozitif bir kampanya yürüteceklerinden” söz ediyor bu arada. Ne zamandır pozitif kampanya halkın neredeyse yarısı için “terörist” iması yaparak yürütülüyor? Ne zamandır pozitif kampanyanın en önemli yakıtı “korku yaklaşımı” oldu? Evet cephesinin bir neferi olsam bunları görünce çıldıracak gibi olurdum, bu halimle ise ister istemez umutlanıyorum. Her şeye rağmen.