Alice hayvanlar diyarında
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında KADEM’in hazırlattığı posterler mesela; kadına yönelik şiddeti güya eleştiriyorlar ama tam tersi, savundukları eril ideoloji ve şiddettir

İmgesiz olmuyor ama imge ile de olmuyor. İmgelere her seferinde ayar vermek gerekli. Dozunu ayarlamazsanız zehirleyebilirler sizi. Batı’da yaşanan Reformasyon sırasında imgenin tehlikesini fark ettiler ama imgeden de vazgeçemediler. İki ucu sorunlu değnekti çünkü. Bir uçta klasik çıplaklığı, imgeyi aşırı yücelten bir ikon-severlik vardı; öte uçta imgeyi yok etmeye çabalayan ve mistisizme yönelen ikon-kırıcılık. Ama dedim ya, imgesiz olmuyor. Ve iki uçtan da kaçınmak için çıplak tenin çürümeye yazgılı bir örtü olduğunda karar kılıp imgeyi korudular.

Reformasyonla birlikte İsa’nın ölüm imgesi, bizzat imgenin ölümüne bir çözüm olarak sunulmuştu. İsa’nın çürümeye yazgılı bedeni bir örtüydü, kutsal ve temsil edilemez doğasını ancak bir örtü, çıplak bedenle göstermek mümkündü. Rönesans’ta olduğu gibi İsa’yı bir Apollon olarak betimlemek putperestliğe, paganizme düşmek anlamına gelecekti. İsa’yı hiçbir şekilde temsil etmemek de ikon-kırıcılığın mistisizmi demekti. Reformasyon ressamları bu sorunu örtüye, çıplak bedene eşdeğer bir önem atfederek ve örtü ile çıplaklık arasında bir geçiş imkânı yaratarak çözdüler. Örtü, görmeye bir engel değildi, aksine görmeyi de mümkün kılan koşuldu. Luther’in teolojisine de uygundu bu anlayış; Tanrı kendisini ancak örtü aracılığıyla dışa vurabilirdi. 16.yy’da aralarında Grünewald, Cranach, Baldung-Grien, Dürer’in de yer aldığı pek çok sanatçı, görünen ile görünmeyen arasındaki gerilimi yansıtan “Lucretia” tabloları yapmışlardı. İntihar etmek üzere olan kadını temsil eden bu tablolarda kadın elindeki bıçakla imgeyi, ikonu yok etmeye kalkışırken resmedilir. Askıda tutulan bu eylem, ikon-severlik ile ikon-kırıcılık arasındaki tarştışmaya da bir çözüm getirmişti. Örtü ya da imge gerekli; görünmeyeni, temsil edilemeyeni duyumsatmak için.

İmge örtüyse altında neyi sakladığı çok önemli. Zehri de saklayabilir, şifayı da. İmge “farmakon”dur, dozuna bağlı olarak ilaç da olabilir zehir de. Günümüzde imge zehirlenmesi yaşıyoruz. Leblebi tüketir gibi vitaminlerin tüketildiği bir çağda üzerimize aşırı miktarda imge boca ediliyor, kaçamıyoruz. Biliyorsunuz, vitaminlerin yağda çözünenleri var, suda çözünenleri. Yağda çözünen vitaminler vücutta birikerek hastalıklara yol açabiliyor; suda çözünenleri kolayca dışarı atabilirsiniz. İmge de öyle. İktidarın ürettiği imgeler hem yağda çözünen cinstendir hem de eser miktarları bile zehirleyebilir sizi; bedeninizi ve zihninizi ele geçirip tüm algı yetinizi bozabilir; gösterdikleri çarpıtılmış bir dünya imgesidir çünkü. İmge, yeryüzünün, yaşamın üzerine serilmiş bir örtü; kuklacının perdesi; oluşu, yaşamın akışını bizden saklıyor.

Sanatın ürettiği imgelerin yağda çözünenleri olsa da daha çok suda çözünürler. Ve gördüğünüzde “ilaç gibi geldi” diyebilirsiniz. Kolayca bünyeden atılırlar; ama sağlıklı bir beden için eser miktarları bile yeterli. İktidarın ürettikleri ise çok ciddi algı bozukluklarına yol açabiliyor; nesnelere, kadınlara, yeryüzüne, genel olarak yaşama bakışınızı çarpıtarak zihninizi, bedeninizi ve bakışınızı zehirliyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında KADEM’in hazırlattığı posterler mesela; kadına yönelik şiddeti güya eleştiriyorlar ama tam tersi, savundukları eril ideoloji ve şiddettir. Alice, Harikalar Diyarı yerine hayvanlar diyarına yerleştirilmiş. Gözümüze indirilen perdelerde toplum birden, NatGeo’nun “Öldürmeye Programlananlar” kurmacasına, bir “jangıl”a dönüşüyor. Kente baktığınızda her yerde hayvanlar aleminin erkeklerini ve erkeklere boyun eğmiş dişilerini görebilirsiniz artık. “Bozayılar bir sığırı tek bir darbede öldürecek güçtedir. Ama bu güçlerini eşlerine karşı kullanmazlar.” Demek ki isteseler kullanabilecekler. “Kurtlar 750 kg çene basınç gücüne sahiptir. Ama eşlerine asla saldırmazlar.” Ama saldırabilir ve öldürebilirler de, erkekler öylesine güçlü, korkun onlardan! Toplumdaki şiddet ve kadına yönelik şiddet doğallaştırılmış. Ama yalan söylüyor, doğayı da, toplumu da çarpıtıyorlar; dişi hayvanların da aynı güce sahip olduklarını unutuyoruz. Ve bu imgeler, yediğimiz abur cuburlarla birlikte yağda biriktikçe hayatı zehir ediyorlar bize. İmge “farmakon”dur. Prospektüslerini okumadan sakın kullanmayınız!