‘Alınganlık itiraftır’
20.03.2018 10:30 KÜLTÜR SANAT
Sadık Gürbüz: Yarın akşam Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, bizi yok etmeye çalışanlara inat ‘Biz varız arkadaş’ diyelim ve buluşalım

DERYA AYDOĞAN [email protected]

Türk Halk Müziği sanatçısı Sadık Gürbüz ile 21 Mart’ta Ankara Sanat Tiyatrosu’nda vereceği konser öncesi buluştuk ve

»Kendisini müzikle ifade eden biri olarak, ifade yönteminizde geçmişte ve bugünde nasıl farklar var? 80’lerdeki baskıcı günlere geri döndük söylemleri çoğalıyor. Katılıyor musunuz?
Biz kendimizi müzikle ifade eden insanlarız. Söyleyeceğimiz şeyleri müzikle aktarıyoruz. Yıllarca tiyatrodayken anlattığımız şey bir ekibin işiydi, sahnede kaç kişi varsa o kadar kişiyle ortak hareket ediyorduk. Şimdi ise sahnede bir kişisiniz, orkestranız dışında. Söyleyen, konuşan sizsiniz. İstediğiniz mesajı iletiyorsunuz. Bunun verdiği bir güven ve sorumluluk var.

1980’li yıllarda geri dönüyoruz söylemlerine bakarsanız bence 1920’lerden öncesine doğru gidiyoruz diyebilirim. Baskılarını biraz daha artırıyorlar, yoğunlaştırıyorlar. Bütün baskıcı yönetimlerde olduğu gibi var olmalarını baskıyı arttırmalarına bağlıyorlar. Böyle insanlar için sonları gelsin anlamına gelecek olan “ Zulmün artsın” derler. Zulümleri de arttıkça sonları da gelir. Sonları geldikçe de vahşileşiyorlar. Vicdan sorunları daha çok gündeme geliyor. Eski günlerden çok daha zor bir dönemi yaşadığımızı biliyoruz. Bu kesin. Bizim için ise bir şey değişmiyor. Eskiden ne anlatıyorsak bugün de aynı şeyleri anlatıyoruz. Biz halk türküleri söylüyoruz, halkın bu zamana kadar yaşadıklarını tarihselleştirdiği, belgeselleştirdiği türküleri söylüyoruz. O türküler zaman zaman güncellik buluyor ve iktidarlar o türkülerden zaman zaman alınıyorlar. Halk şunu mutlaka bilmeli, alınganlık göstermeleri bir itiraftır. Ne kadar alınganlık gösteriyorlar o kadar itirafta bulunuyorlardır. Kendilerine söylenmiş gibi hissediyorlar hep.

Susmak suça ortak olmaktır
İnsanlar böyle bir dönem yaşayacaklarını hayal bile edemedikleri için pasif kaldılar. Şimdi o pasif kalan kesimin bir şeyleri öğrenip ayağa kalkma zamanı geldiğini düşünüyorum. İnsanlar bilmiyorlar, bilmedikleri için de suskun kalıyorlar. Suskun kalmaları demek onların güçlenmeleri demek. Onların yaptıklarına “devam” hakkı vermek demektir. Susmayacaklar, susmamaları gerekiyor. Eğer yanlışa itiraz etmezseniz, onların suçunun da ortağı olmuş olursunuz.

»İktidar sürekli “kandırıldım” diyor. Ne yapılmalı?
Bizi, kandırılanların yönetmemesi gerekiyor. Bizi akıllılar yönetsin diye seçiyoruz. O zaman halkımız “biz de yanılmışız” diyecek ve doğruyu bulacak. Kim doğrudur diye arayacaklar. Bu bir sorumluluktur. Çocuklarının sorumluluğudur, geleceğin sorumluluğudur. Tarlalarını düşünsünler. Tarlalar hep ipotek altında ve ipotek altında tutukları bankalar hep yabancıların. Üretim yapamıyorlar. Gübre artmış, mazot artmış. Üretim masrafları artmış ama ürettiklerinin değeri yok. Tarımda da böyle sanayi de böyle. Üretimi olmayan bir ülke olduk. Babasının malını satarak karnını doyuran bir iktidar var gibi… Babasının malını satarak geçinen bir aile nasıl bir zaman sonra sokaklara düşerse çünkü bir zaman sonra evini de satacaktır. Bizim de evimiz yurdumuz. Satıyorlar. Madenler, ırmaklar yani vatan dediğimiz birlikte yaşadığımız birlikte ürettiğimiz ve birlikte kardeşçe paylaştığımız ülkeden söz ediyorum. Yavaş yavaş satıyorlar. Sular, ormanlar, yeryüzü, gökyüzü… Hepsini satıyorlar. Fabrikaları da satıyorlar. Fabrikalar insanların karınlarını doyurdukları, geleceklerini hazırladıkları bir üretim alanıdır. Tarla da bir üretim alanıdır fabrika da. Hangi alana bakarsanız bakın, bütün alanları satıyorlar. Ülkeyi satan bir yönetim var.

»Şimdi gündemde İstiklal Marşı'nın değişimi var. Ne düşünüyorsunuz?
İstiklal marşını da değiştirmeyi gündeme getiriyorlar. Bu cüreti gösterebiliyorlar. Halkın bunu artık görmesi lazım. Halkın kendisi bu konuda ne kadar duyarlı olduğunu biliyor. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Adam buna cüret edebiliyor. Osmanlı kafasındaki insanlara, Osmanlı müziğinden bir istiklal marşı yapın diyecekler. İstiklal Marşı ne demektir? Bağımsızlık marşı… Ülke bağımsızlığını kurmuş. Yeni bir ülke kurulmuş ve o ülkeye yaraşır bir marş yapılmış. Çağdaş yapıya uygun bir marş yapılmış. Sözleri harikulade güçlü, müziği harikulade güçlü. Görkemine bir bakın… Demek bundan utanıyorlar, Osmanlı müziği değil diye Osmanlı kafası bundan utanıyor… Onlar aslında Türkiye’den utanıyorlar. Sana düşman, bana düşman. Düşünene düşman. Böyle bir güruh böyle bir çete bunlar. Bunları göstermemiz, göstermemiz gerekiyor.

» “Savaşa hayır” diyen sanatçılar hedef gösterildi. Böyle durumlarda sanatçının görevi ne olmalı?
Sanatçı toparlayıcıdır, birleştiricidir. İnsanları bir araya getirir. İnsanlara hep birlikte aynı şeyleri söyletir. Aynı şeyleri paylaştırır ve bir araya gelen insanlar yalnız olmadıklarını görürler. Yalnızlık insanı yok eden yalnızlık toplumu yok eden bir virüstür. Yukardakiler işte bu virüsü bize aşılamaya çalışıyorlar. Bizi yalnızlığa ve korkuya itiyorlar. Dolayısıyla sanatçının toparlayıcılığı ve birleştiriciliği onların en büyük korkusudur. Toparlayıcı niteliği olan sanatçılara karşıdırlar. İnsanlar bir araya gelsin istemezler. Ne söyledikleri önemli değildir topluluğun, bir araya gelmeleri önemlidir. Biz sosyal demokrat kurumlardan bu tür etkinlikler düzenlemelerini beklerken bu tarafı düşünüyoruz.

alinganlik-itiraftir-441078-1.

Resmi olmayan ama herkesin bildiği yasaklılar listesi var.

Salonları denetim altına alıyorlar. Herkesi en yukardakinin memuru haline getirdiler. Türkiye’nin ana muhalefet partisinin bir etkinliğine bir cürretle kamu güvenliği gerekçesi ile engelleme, yasaklama getiriyorlar. Kardeşim ben muhalefetim, seni devireceğim ve iktidara geçeceğim. Ben sana karşıyım ve senin hatalarını bulmak için çalışmak zorundayım. Bu benim muhalefet olma görevimdir. Yapmam gereken şey e “ Hayır sen muhalefet yapamazsın” diyor. Bu nasıl bir düşüncedir. Senin bütün yanlışlarını bulmam lazım. Hırsızlık yapıyorsan hırsızlığını, ihanet ediyorsan da ihanetini bütün insanlara anlatacağım. Benim görevim bu. Seni tanısınlar ki oradan düşesin… Halk bu ülkede hukukun olmadığını bilmiyor. Ta ki kendisi yaşayana kadar. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. Ülke yaşamaması gereken büyük acılara tanık oluyor, sahne oluyor. Bu ülkeye, bu insanlara yazık.

»Sizin karşılaştığınız sorunlar neler?
Ben türkülerimi söylüyorum ve türkülerle yaşıyorum. Sosyal demokrat belediyeler konserlere çağırmıyorlar. Bir iki tanesi hariç tabii. CHP’li belediyelerden konser görmedim desem yeridir. Ankara gibi koskoca bir kentte yıllardır konser veremedim. Kimse çağırmadı. Çağırmasalar biz burada konser yapmayacak mıyız? Bazı dernekler oluyor onların kendi bünyelerinde oluyor. Biz bir gişe açalım ve kendi konserimizi kendimiz verelim dedik. Deneriz. Yukardakiler bizi yok etmeye çalışırken, konserlerimizi yaptırmayarak… Bizi konsere çağırmakta niye çekindiklerini anlayamıyorum. Ben sol tarafta yer alan bir sanatçıyım. Sol kimliğim, muhalif kimliğim var ama ben türkü söylüyorum. Türküler ne kadar solcuysa, şiirler ne kadar solcuysa ben o kadar solcuyum… Ben düşüncemi söylüyorum. Notalarımı konuşturuyorum, müziğimi konuşturuyorum. Bu sebeple dedik Ankara’da bir konser yapalım dedik. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda yarın saat 20.00’de Bizi yok etmeye çalışanlara inat “Biz varız arkadaş” diyelim ve buluşalım.

»Repertuvarı oluştururken gündeme göre mi hazırlıyorsunuz?
Konserlerde uyguladığım repertuvarda geleneksel türküler ile Pir Sultan ile başlıyorum. Son zamanlarda Barış Türküsü ve Ana Öğüdü ile başlar oldum. Sonra sevda türküleri var. İçerisinde benim yaptığım sevda türküleri var. Sonra güncel bizim bilinen şairlerimizden ezgilenen müzikler var. Enver Gökçe, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı Tarancı, Melih Cevdet Anday bunlar benim müziklediğim ve konserlerde yer verdiğim şairlerin şiirleri var. Ve hiç yayımlamadığım türküler var. Artık CD’ler korsana düşünce bizim yeni bir şey yapma durumumuz zorlaştı. Ben de yaptıklarımı konserlerde dinleyen insanlarla paylaşıyorum. Onlar da zaten telefonlarından paylaşıyorlar. Önemli olan zaten paylaşılması…