Alman İdeolojisi
ONUR BEHRAMOĞLU ONUR BEHRAMOĞLU
Özetlemeyi seviyoruz, ötesi emek istediği için mi? ‘Alman İdeolojisi’ de ‘On Birinci Tez’e indirgenip “Filozoflar, dünyayı yalnızca çeşitli biçimleriyle yorumladılar; oysa önemli olan onu değiştirmektir” cümlesi fiyakalı bir edayla tekrarlandıkça, asıl işlevini gerçekleştiremez hale geliyor

Kapital’in yüz ellinci yıldönümünde Marx’ı ve Marksist yapıtları yeniden okuyup tartışmalı, bugüne dek okumamış olanlara açık-anlaşılır biçimde tanıtmak için her birimiz emek vermeliyiz. Marx ve Engels’in 1845 sonu ile 1846’nın ilk yarısında yazdıkları ‘Alman İdeolojisi’nin İngilizcesi ile Türkçesini (Sevim Belli’nin Fransızcadan çevirisi, 1976, Sol Yayınları) bir arada okurken, İngilizce’sinin berrak, çevirinin pürüzlü olduğunu görünce bazı notlar alıp paylaşmak istedim ben de. Yazarlarının geçmiş felsefi bilinçleriyle hesaplaşmalarıdır ‘Alman İdeolojisi’, birden çok cephede yürütülen bir polemiktir, aynı anda sürekliliğin ve kopuşun metni olmanın diyalektik gerilimiyle yüklüdür. Bu makalede, çevirideki bazı sorunlara değinip birkaç hususa işaret etmekle yetineceğim.

Yapıtın, ‘Komünizmin Pratik Önkoşulu Olarak Üretici Güçlerin Gelişmesi’ bölümünde, “İçinde bulunduğumuz aşamadan önceki bütün tarihsel aşamalarda mevcut üretici güçlerin koşullandırdığı ve buna karşılık kendisi de bu güçleri koşullandıran değişimler biçimi sivil toplumdur” deniliyor. “Değişimler biçimi” pek anlaşılır değil, İngilizcesinde “The form of intercourse” denilmiş, “ilişki biçimi” anlamındadır, zira ‘Alman İdeoloji’sinde bugün kullandığımız anlamda ‘üretim ilişkileri’ kavramı henüz yoktur. Kitap boyunca ‘civil society’ ifadesi ‘sivil toplum’ şeklinde çevrilmişken, ‘Materyalist Tarih Anlayışının Özeti’ başlıklı bölümde ‘burjuva toplumu’ ifadesi yeğleniyor (‘Sivil toplum’ ile kastedilen devlet dışındaki toplum, kavram henüz berraklaşmamışsa da ‘üretim biçimi’ni de imâ etmektedir. İfadeyi ‘burjuva toplumu’ şeklinde çevirmekle bütün bunlar anlatılmış olmuyor).

“This conception of history thus relies on expounding the real process of production -starting from the material production of life itself” cümlesi şöyle çevrilmiş: “Bu tarih anlayışı demek ki, temel olarak gerçek üretim sürecinin gelişmesine dayanır, ve bu görüş, hayatın doğrudan maddi üretiminden hareket eder.” Oysa şöyle çevrilmeliydi ki anlaşılsın diyorum: “Bu tarih anlayışı -bizatihi hayatın maddi üretiminden başlayarak- gerçek üretim sürecini ayrıntılarıyla açıklamaya dayanır.” Devamında, “-insan ilişkilerinin biçimini bu üretim tarzına bağlı, ve üretim tarzı tarafından, yani değişik evrelerinde burjuva toplumu demek istiyorum, meydana getirilmiş olarak, bütün tarihin temeli olarak kavrar” şeklinde anlaşılmaz hale getirilmiş cümlede söylenen, aslında, “-materyalist tarih anlayışının, bu üretim tarzı tarafından yaratılan ve onunla bağlantılı olan ilişki biçimini, yani çeşitli aşamaları içerisinde sivil toplumu tüm tarihin temeli olarak kavradığı”dır.

Türkiye’de Marksist klasiklerin ilk yayımlandığı yıllardaki çeviriler -ülkemiz koşullarında böylesi bir çabaya omuz verenler alkışlanıp yüceltilmeyi hak etmekle birlikte- yer yer hatalı; meseleyi anlamayı sağlayacak dipnotlardan, ilave okuma önerileriyle getirilebilecek açılımlardan da yoksun. Örneğin, yukarıda alıntıladığım cümleyi anlayabilmek için, Hegel ve Marx’ta ‘Sivil toplum’ kavramına bakmamız gerekir. Hegel’e göre sivil toplum, genel çıkarın temsil edildiği devlet uğrağının karşıtı özel çıkarlar uğrağıdır (kimi çevirilerde ‘moment’ sözcüğü yeğleniyor.) Modernitenin temel açmazını teşhis eder Hegel: Sermaye birikimi arttıkça artan yoksulluk sorunu, sivil toplumun içsel dinamikleriyle çözüme kavuşturulamayacaktır; karşıtlıkların çözümü, devletin daha fazla rol üstlenmesindedir. O halde Hegel’e göre sivil toplumun aşılacağı uğrak devlet iken, Marx-Engels’e göre sivil toplum, kendi içinden gelişecek dinamiklerle aşılabilecek toplumsal ilişkiler bütünüdür.

Tam da bu sebeple, “Tarihin, dinin, felsefenin ve bütün öteki teorilerin devindirici gücü, eleştiri değil devrimdir. Ortam ve koşullar insanları belirlediği gibi, insanlar da ortam ve koşulları belirler” denilir ‘Alman İdeolojisi’nde. Türkçesi, üretici güçler, toplumsal ilişki biçimleri, filozofların “töz”, “insanın özü”, vb. kategorilerle açıklamaya çalıştıkları şeyin somut temelidir. “Kendinden bilinç” vb. sözlerle, devrim nutuklarıyla yıkılmazlar. Bu noktada ‘özne’ ve onun ‘eylem’i, yani Marx-Engels’in Feuerbach’a müdahalesi girer devreye. ‘Alman İdeolojisi’nin İngilizcesinde “İdealist Tarih Anlayışı ve Feuerbach’ın Yarı-Komünizmi” (Quasi-Communism’de “güya”, “-mış gibi” anlamları da saklıdır) başlıklı bölüm Türkçe çeviride “Feuerbach’ın İdealist Tarih Anlayışının Tamamlayıcı Eleştirisi” olarak yer alsa da ne gam, daha ilk cümlelerinde on ikiden vururlar: “Belli bir devrimci partinin taraftarlarına (İngilizcede “follower”, Türkçede “üye” sözcükleri tercih edilmiş!) komünist denilir. Gerçek komünist için mesele kurulu düzeni devirmek olduğu halde, Feuerbach, diğer teorisyenler gibi, yalnızca mevcut olgunun doğru bilincini ortaya çıkarmayı hedefliyor.”

Özetlemeyi seviyoruz, ötesi emek istediği için mi? ‘Alman İdeolojisi’ de ‘On Birinci Tez’e indirgenip “Filozoflar, dünyayı yalnızca çeşitli biçimleriyle yorumladılar; oysa önemli olan onu değiştirmektir” cümlesi fiyakalı bir edayla tekrarlandıkça, asıl işlevini gerçekleştiremez hale geliyor. Üstüne üstlük, felsefeyi küçümserken devrim için de dişe dokunur bir iş yapmama tuhaflığı teşvik ediliyor. Bunun yerine, örneğin Yordam Kitap’ın yayımladığı ‘Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu’nda Haluk Yurtsever’in yazdıklarının ışığında ele alınsa daha da kıvam bulacak ‘Alman İdeolojsi’, boyutlanacak. Feuerbach eleştirilerinden Althusser’e, Hegel eleştirilerinden Rousseau’ya, Spinoza’ya, ileriye doğru sıçramalarla da Marx-Engels’in ve sonraki yüzyılların Marksistlerinin yapıtlarına bakacak birkaç araştırmacı zihin, ‘özne’, ‘ideoloji’, ‘özel mülkiyet’ gibi temel kavramları çağın koşullarına göre yorumlayabilecek çapta birkaç entelektüel bu emeklerle yetişecek.


Yazarlarının, “Biz görüşlerimizi açıklığa kavuşturmuş olduğumuz için, elyazmasını farelerin kemirici eleştirisine seve seve terk ettik” diyerek yayımlamadıkları, ad bile koymadıkları bu değerli tarih tezini gelecek ufkumuzda anlamlı kılmak istiyorsak, hakkını vererek okuyup anlamaya çalışalım. “Maddi bir güç ancak maddi bir güçle devrilebilir; ama teori de, kitleleri kavradığı zaman maddi bir güç haline gelir” demişti Marx, hatırlayalım.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız