Almanya’da artık İstiklal Caddesi’ne çıkılmıyor!
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Çünkü her taraf Suriyeli dolu, çünkü her tarafta Araplar var… Geçen hafta 3 eyalette yapılan seçimleri neden aşırı sağcı AfD kazandı ve AfD nasıl bir parti?

Almanya’da geçen hafta sonu 3 eyalette yapılan seçimlerde, yeni kurulan aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) büyük başarı gösterdi. AfD, hem sağdan hem de soldan oy aldı. Hatta doğu eyaletlerinden Sachsen-Anhalt’de %24,2 oranına ulaşarak, bu zamana kadar bölgede etkili olan Sol Parti’yi (Die Linke) zor durumda bıraktı. AfD’nin başarısını hemen herkes Angela Merkel’ın mültecilere kapı açmasına karşı olan seçmenin protesto oylarını almasına bağlıyor. Oysa rakamlara bakıldığında bu tez çok da doğru görünmüyor. Öncelikle 3 eyaletin hepsinin kaybedeni Merkel değil. İkinci bir neden ise, AfD mülteci meselesi olmadan da Almanya’da önceden 5 eyalette meclise girmeyi başarmıştı. Şimdi sayıyı 8‘e çıkardı. AfD’nin başarısını ve nasıl bir parti olduğunu açıklayabilmek için, mülteci karşıtlığı büyük bir rol oynasa da, sadece mülteci karşıtı demek mümkün değil. Peki, AfD nasıl bir parti?

Önce 2011’den Die Linke’ye %23,7 oranında oy atan Sachsen Anhalt eyaleti seçmeninin bu seçimde sadece %16,3 oranında oy vermesinin nedenini anlamaya çalışalım. AfD, bu eyalette sosyal demokratların (SPD) %10,7 sosyalist sol Die Linke’nin %7,4 oranında oyunu almış. Seçmenin geçen seçimde olmayan AfD’ye bu seçimde %24,2 oranında oy atması sadece Merkel’ın mülteci politikalarıyla açıklanacak gibi durmuyor.

Çünkü aynı eyalette Merkel’ın partisi CDU sadece ve sadece %2,7 oranında oy kaybetmiş. Merkel’ın yaptığı bir hata ya da uyguladığı bir yanlış politika yüzünden seçmen neden solu cezalandırsın ki? Yoksa aynı bizdeki gibi Alman seçmeni de hükümetin yaptığı hatadan muhalefeti mi suçlamaya başladı? Şaka bir yana Merkel’ın mülteci politikası yüzünden seçmen aşırı sağa savruldu demek, Merkel cezalandırılmadığına göre, en azından bu eyalette çok isabetli değil.

AFD havuz partisi
Batı eyaletlerine bakıldığında da aşırı sağcı AfD’nin sadece Merkel’ın mülteci politikaları nedeniyle parlamentolara girmeyi başardığını söylemek zor. İki eyalete de yakından bakalım. AfD’nin %12,6 oranında oy aldığı Rheinland-Pfalz eyaletinde Merkel % 3,4 oranında oy kaybederken, Yeşiller 12,6 oranında oy kaybetmiş. Burada da AfD seçmeni Merkel’dan çok Yeşilleri cezalandırmış gibi duruyor.

Merkel’ın ezici bir biçimde cezalandırıldığı tek eyalet ise, Baden-Württemberg gibi duruyor. Merkel bu eyalette 2011’de %39 alırken bu seçimde %27 almış. Ancak, Merkel kadar sosyal demokratlar da cezalandırılmış. SPD, %23,1’den %12,7’ye düşmüş. AfD’nin oyu ise %15,1. Baden-Württemberg’te iktidardaki Yeşiller %24,2’den %30,3’e çıkarak oyunu artırmış.



Şimdi gelelim baştaki soruya: Peki AfD nasıl bir parti ve neden kazanıyor?
AfD aşırı sağcı ama faşist bir parti değil: Her ne kadar birbirlerine yakın görünseler de, aşırı sağcı parti ile faşist parti arasına biz çizgi konmazsa, hem faşizm küçümsenmiş ya da hafife alınmış olur hem de Almanya’daki gerçek faşist akım veya gruplar anlaşılamaz. AfD bir havuz partisi ve içinde ekonomik liberallerden, muhafazakârlara, ırkçılardan yabancı düşmanlarına, İslam düşmanlarından Yahudi düşmanlarına, ulusalcılardan dincilere kadar sağın her yelpazesinden insan var. AfD’nin asıl derdi, 1980lerin sonundan itibaren CDU’nun vazgeçtiği sosyal piyasa ekonomisini geri getirmek. CDU, Merkel’ın yönetimindeki yeni döneminde Avrupa türü kapitalizmden çoktan vazgeçmiş ve neo liberal ekonomi ve sosyal politikalar uyguluyor. AfD ise, küçük insanın korunduğu, az da olsa yoksullarla sosyal dayanışmanın olduğu bir sosyal piyasa ekonomisini savunuyor. Elbette AfD “korunması gereken yoksullar” bölümünde önceliği “Alman yoksullara” veriyor ve yabancıların ülkeye gelmesine karşı duruyor. AfD’nin yabancılar tezi çok iyi bildiğimiz şu teze uygun: “Türkiye’de bir sürü yoksul ve aç varken Suriyelileri ülkeye doldurmak niye?” AfD bu tezin içine biraz da İslam ve Türk – Arap düşmanlığı ve terör korkusu salarak işliyor. Biz de de öyle değil mi? “Suriye’den sen 3 milyon mülteci alırsan elbette içinde teröristler de ülkeye girer.”

Sağcı tezler aşırı sağa yarıyor
AfD diğer partilerin açıkça konuşamadığı ama ağzının içinde dolaştırdığı argümanları yüksek sesle dile getiriyor. Bu biraz bizdeki Cem Uzan’ın Genç Partisi’nin durumu gibi bir şey. Örneğin Almanya’da iktidardaki CDU ve kardeş parti CSU içindeki bir çok kişi hatta iktidar ortağı SPD’deki bazı isimler mülteci ve güvenlik politikalarını iç içe tartışıyor. Türkiye’den de aşina olduğumuz gibi birçok politikacı güvenlik sorununu mülteci sorunu gibi gösteriyor. Toplumun ucundan kenarından duyduğu bu tezleri AfD güçlü bir biçimde savunuyor. Yani, ana akım partilerin heveslendiği ama açıkça savunamadığı konuları AfD ana gündem konusu haline getiriyor. Aşırı sağ partiyle yarışan ana akım partiler aşırı sağ partinin ekmeğine yağ sürmüş oluyor. Örneğin Merkel’ın kardeş partisi CSU Genel Başkanı Seehofer, Merkel’ın mülteciler politikasını eleştiriyor. Ama bu eleştiri AfD’nin işine geliyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre Seehofer’nın eyaleti Bavyera’da bugün seçim olsa AfD %10 oranını geçiyor. Aldığı oyları da CSU’dan götürmüş oluyor.

Almanya SPD – CDU büyük koalisyonu altında yönetiliyor ve seçmen sağ ve sol parti arasındaki farkı unutmuş gibi. Almanya’da uzun süredir herhangi bir siyasi tartışma yürütülmüyor. Tek tartışma konusu olan kimlerden ne kadar vergi alınacağı ve bu verginin nereye harcanacağı konusunda da iktidar partileri arasında fark, fark edilemeyecek kadar azaldı. Seçmen, sadece sosyal demokratların sağcılaştığını düşünmüyor. Merkez sağın da sosyal demokratlaştığını düşünen seçmenin sayısı hiç de az değil. Özellikle muhafazakar orta sınıf seçmen Merkel’dan memnun değil. Irkçılık, yabancı ve İslam düşmanlığı orta sınıfa kadar nüfuz etmiş durumda ve bu kesim Merkel’ı fazla “çok kültürlü” buluyor. Merkel’ın küçük adamı korumadığını, büyük sermayeyi koruduğunu düşünenleri de buraya eklemek lazım.

Sokaklar yoksul mültecilerin
Sokağın olumsuz etkisi: Almanya’da sokaklar ve meydanlar yoksullarla, göçmenlere terk edilmiş durumda. İşsiz, yoksul ve genç göçmenler bütün kent meydanlarını tutmuş durumda. Alman orta sınıf sokağa çıktığında “o kadar çok göçmen, o kadar çok Müslüman ve o kadar çok Arap genç erkek” görüyor ki, bir tane bile yeni mülteci alınmasına karşı oluyor. Aynı şu argüman: “Artık İstiklal Caddesine çıkılmıyor, çünkü her taraf Arap, her taraf Suriyeli!” Bu tezin içinde yabancı düşmanlığı kadar bu yoksullara parasını, işini ve karını kaptırma korkusu da var. Orta sınıf yoksullaşmaktan, yoksul sınıfsa elindekileri göçmenlere kaptırdığından korkuyor.

Peki, bütün bunlara solun ya da sosyalist solun cevabı ne? Uzun lafın kısası şu: Türkiye’de neyse orada da o işte.