Almanya’dan Yunanistan’a savaş tazminatı
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Umarız ki, SYRIZA, tazminat talebini sadece köşeye sıkıştığı için gündeme getirmiyor. Nazizm kurbanlarının hâlâ hesap sorabileceğini hatırlatmak; altmış iki yıl önce bu defteri kapatan Amerikan ayak oyununu ve kirli bir anlaşmanın taraflarını teşhir etmek, belki daha saygın hedeflerdir.

Haber şu: “SYRIZA, Almanya’nın Yunanistan’a savaş tazminatı ödemesini talep ediyor.”

Peşinen, “iyi yapıyor!” diyelim. Sonra da soralım: “Nereden çıktı?”

Niçin iyi yapıyor? Borç müzakerelerinde Almanya, Yunanistan’a karşı sadece kaskatı bir tutum izlemekle kalmadı; bu tutumu öylesine küçültücü bir üslupla sürdürdü ki, ses getirici, sert bir tepkiyi fazlasıyla hak etmişti.

Peki, savaş tazminatı konusu nereden çıktı? Tahmin edeceksiniz ki, 1941-1944 yıllarında Yunanistan’ın Nazi orduları tarafından işgaliyle ilgilidir. İşgal sırasında Yunanistan’ın uğradığı kayıplar; Yunan halkına karşı işlenen suçlar söz konusudur. Bu suçlardan bazıları, örneğin 1 Mayıs 1944’te Kaisarani’de 200 direnişçinin ve 10 Haziran 1944’te Distomo’da (çoluk-çocuk dahil) 218 köylünün Nazi güçleri tarafından kurşuna dizilmesi, Yunan halkının belleğinde yer etmiştir.

İşte Çipras, parlamentoda Almanya’nın Yunanistan’a bu nedenlerle tazminat ödemekle yükümlü olduğunu beyan etti.

Konu elbette yeni değil. Ancak, yetmiş yıl sonra niçin aniden ve yeniden gündeme geldi? Yanıt, herhalde, Brüksel borç müzakerelerinde SYRIZA’nın köşeye sıkıştırılmasıyla ilgilidir. Yunan tarafı müzakerelere etkili pazarlık gücü (drahmi’ye dönüş) seçeneği ile başlamadığı için sıkışmıştır. Ya tam teslimiyet sineye çekilecektir; ya da Avrupa Merkez Bankası’nın likidite musluklarını tamamen kapatması sonunda Avro Bölgesi’nden fiilen ihraç edilecektir.

Bu durumda şu soru akla geliyor: “Almanya’dan savaş tazminatı talebi, yedek bir pazarlık gücü olarak; bir anlamda Plan B olarak SYRIZA’nın müzakere gündeminde başından beri yer alıyor muydu?”

Tazminat talebinin SYRIZA tarafından “üretilmediği” anlaşılıyor. Seçimlerden bir ay önce, herhalde Maliye Bakanlığı’na sızmış birkaç “yurtsever bürokrat”ın gayretiyle, “Almanya’nın Yunanistan’a Birinci Dünya Savaşı’ndan 9,2 milyar, İkinci Dünya Savaşı’ndan 322 milyar, 1942’de de Nazi rejimine zorla verdiği kredi nedeniyle 10 milyar avro borçlu olduğu hesaplanmış ve bir rapor olarak yayımlanmış.” (The Guardian, 12 Mart 2015).

Brüksel’deki görüşmelerin ilk aşaması tatsız sonuçlanınca SYRIZA bu hesabı olduğu gibi gündeme getirdi. Toplamı 341 milyar avro’ya ulaşan tazminat talebinin, Yunanistan’ın şu andaki (320 milyar avro’luk) dış borçlarını fazlasıyla karşıladığına dikkat çekelim.

Çipras, konunun bir komisyon tarafından inceleneceğini ve Almanya’nın Yunanistan’daki tüm varlıklarına el konabileceğini de eklemektedir.

• • •

Peki, Almanya Yunanistan’a hiç tazminat ödemedi mi? Ödedi; ama “devede kulak…”

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında tazminat talepleri, Sovyetler tarafından Doğu Almanya’da; ABD ve diğerleri tarafından Batı Almanya’da fiilen hayata geçirildi.

Sekiz yıl sonra Batı Almanya’nın tazminat yükümlülükleri ABD girişimiyle “tatlıya bağlandı.” 1953 Londra Anlaşması, Almanya’ya çok değerli bir “armağan” verdi. Kesin çözüm, Almanya’nın birleşmesi sonrasına ertelendi. İşgal edilen devletlere verilecek “geçici” tazminat ödemeleri ise hemen hemen sembolik düzeylerde tutuldu. Yunanistan (anlaşılan) 10 milyar dolar talep etti; Yunan devletine tazminat ise 25 milyon dolarla sınırlı tutuldu ve birkaç yıl içinde ödendi.

Ben hesaplamadım; ama, bu bedeli bugünkü dolarlara dönüştürenler var. 2015 değerlerine göre, Yunanistan 88 milyar dolar tazminat talep etmiş; sadece 220 milyon dolar ödenmiş.

Peki, “kesin” çözümden ne haber? Haziran 1990’da, İkinci Dünya Savaşı’nın müttefikleri (ABD, SSCB, Britanya ve Fransa) ile Batı ve Doğu Almanya hükümetleri (iki artı dört anlaşması olarak adlandırılan) bir anlaşma imzaladılar ve Almanya’nın birleşme kurallarını belirlediler. Savaş yükümlülükleri bu metinde yer almıyordu; adeta unutulmuştu. Gorbaçov ile Kohl arasındaki ayrı bir uzlaşma sonunda Doğu Almanya’dan çekilecek Sovyet askerlerine lojman yapımını Federal Almanya üstlendi; o kadar… Bazıları, bunu, “Demokratik Almanya’nın satış bedeli” olarak yorumladılar.

1953’te “Almanya’nın birleşme tarihine ertelenen” tazminat sorunu, böylece 1990’da tamamen gündemden düşürülmüş oluyordu. Berlin, bu nedenle, SYRIZA’nın bugünkü taleplerini, “geçmiş olsun; o defter çoktan kapandı” diye yanıtlıyor.

Bir de işbirlikçi Yunan hükümetinin 1942’de “işgal masrafları karşılığı” Nazi Almanya’sına açtığı 465 milyon mark’lık kredi var. Bu kredinin bugünkü karşılığı 10-11 milyar avro ediyormuş.

SYRIZA’nın “krediyi, bugünkü değeriyle geri öde” talebine Almanya, bana göre yüz kızartıcı bir yanıt veriyor: Almanya’ya yapılmış olan bu ödenti faizsizdir; bu nedenle normal bir borç-alacak ilişkisi (yani kredi) değildir; işgal kuvvetlerinin Yunanistan’ı yağmalamasıyla ilgilidir. Bu tür hukuk-dışı uygulamalar ise, tazminat ödemeleriyle “telâfi edilmiş”tir. Yani, Yunanistan’a 60 yıl önce ödenen 25 milyon dolar, “o defteri de çoktan kapatmıştır.”

• • •

Peki, Almanlar ne diyor?

Almanya’da, bilim namusu ağır basan, tarihi doğru okuyan aydınların sayısı az değil. İktisat tarihçisi Albrecht Ritschl bunlardan biri. Dört yıl önce, Alman kamuoyunda Yunanistan aleyhinde kampanya furyası patlak verdiğinde yurttaşlarını uyarmış. Spiegel’e verdiği bir mülâkatta (Spiegel Online, 21 Haziran 2011), şunları söylemiş:

20. yüzyılın en büyük iflaslarını Almanya yaşadı ve I. ve II. Dünya Savaşları sonrasında Amerika tarafından borç yükünden kurtarıldı. 1953’te savaş tazminatı yükümlülüklerini hemen hemen ortadan kaldıran anlaşma, Almanya’nın ekonomik mucizesinin finansal tabanını da oluşturdu. Avrupa’daki Alman işgalinin kurbanlarının, örneğin Yunanlıların aynı tazminattan ve Almanya’ya açmak zorunda bırakıldıkları borçların geri ödenmesinden yoksun kalması anlamına da geldi.

Bu tarihsel gerçekleri hatırlattıktan sonra Ritschl uyarıyor: 20. yüzyılda Almanya iki dünya savaşı başlattı ve savaş tazminat yükümlülükleri tamamen veya büyük ölçüde affedildi. Ekonomik refahını buna borçludur. Bugünlerde olduğu gibi Yunanistan karşıtlığı artarsa, eski tazminat talepleri haklı olarak canlanabilir.

Dört yıl sonra Ritschl uyarılarında haklı çıktı. SYRIZA, Almanya’nın egemen çevrelerinin unutmak istedikleri bir tarihi kendilerine hatırlattı.

Almanların çoğu, elbette tazminat taleplerine karşı çıkmaktadır. Ancak farklı düşünenler de artmaktadır. İki tarihçi daha (U. Brunnbauer ve E. Rondholz) ve (15 Mart’ta) Financial Times’ın Alman yazarı Wolfgang Münchau, “Yunanistan haklıdır” diyor. Almanya’nın ana muhalefet partisi Die Linke, 11 milyar avro’luk “işgal kredisi”nin geri ödenmesini, “ahlâkî bir sorumluluk” olarak görüyor. Aynı parti milletvekili Sevim Dağdelen ile Sosyal Demokrat ve Yeşiller’den üç “ağır top” (R.Stegner, G.Schwan ve A Hofreiter) de SYRIZA’ya hak veriyorlar.

Umarız ki, SYRIZA, tazminat talebini sadece köşeye sıkıştığı için gündeme getirmiyor. Nazizm kurbanlarının hâlâ hesap sorabileceğini hatırlatmak; altmış iki yıl önce bu defteri kapatan Amerikan ayak oyununu ve kirli bir anlaşmanın taraflarını teşhir etmek, belki daha saygın hedeflerdir.

Ayrıca, bugünden yarına değil; ama zaman içinde kazanması da olasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız