Alper Taş: Hayır’da demokrasiyi kazanma umudu var
05.03.2017 09:23 BİRGÜN PAZAR
ÖDP Başkanlar Kurulu ve HAZİRAN Yürütme Kurulu Üyesi Alper Taş: Hayır’da; demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü kazanma umudu var, evet’te ise bunların tam tersi!

UĞUR ŞAHİN [email protected]

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu üyesi ve Birleşik Haziran Hareketi (HAZİRAN) Yürütme Kurulu üyesi Alper Taş, referandum sürecindeki mevcut politik atmosferi BirGün’e değerlendirdi. 2010 yılındaki referandumu hatırlatan Taş, siyasal İslam’la köklü bir hesaplaşmanın gerektiğinin altını çizerek, “2010 yılında ortaya koydukları argümanlarla, şimdi ortaya koydukları argümanlar hemen hemen aynı. O dönem dağıtılan evet broşürlerine bakın, bir de şimdikilere bakın. Aynı şeyleri söylüyorlar. O zaman yanlarına yalancı şahit Fethullah Gülen’i almışlardı, şimdi ise yalancı şahit olarak Devlet Bahçeli’yi aldılar” diyor.
Alper Taş’ın referandum sürecine dair sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

» Yurt içi ve yurt dışında bir dizi panellere katıldınız. Referandum açısından, Türkiye’deki mevcut politik atmosferi nasıl yorumluyorsunuz?
Panellerde gözlemlediğim ya da gittiğimiz yerlerde insanlarla konuşmamızdan, hayır’a ilginin yoğun olduğunu görüyorum. Hayır’ın pozitif bir şekilde bir umut olarak geliştiğini, yaygınlaştığını ve hayır diyenlerin inançlı ve kararlı olduğunu gözlemliyorum. Şu an sahada hayır çalışması var, evet üzerine odaklanmış bir çalışma gözükmüyor. Esasen evet çalışması devlet mekanizmasıyla yukarıdan aşağıya örgütlendiriliyor. Halk, hayır’ı sahipleniyor. Tabii bunların dışında, hayır demek cesaret istiyor. Rüzgâra karşı yürüme manasına da geliyor. Hayır dediğinizde, işinden gücünden alı koyma var, çoluk çocuğunuzun geleceği var. O yüzden evet demek kolay. Bu açıdan, dışarıdan evet deyip ama içeriden gönlü hayır’da, sandıkta da hayır tercihini kullanacak çok yurttaş var. Bu insanlar dışarıya karşı hayır diyemiyor, çünkü hayır dediği noktada başına geleceklerden rahatsız olduğu için. Fakat millet durumun farkında gibi gözüküyor. AKP’ye oy veren seçmenlerde bile durum aslında anlaşılmış: ‘Nedir bu kadar yetki’, ‘nedir bu kadar hırs’, ‘bu kadar güç, iyi bir şey değildir’ duygusu onların içerisine de sirayet eden bir tartışma.

» Peki, referandum öncesi, hayır ve evet oyu arasındaki dengeye dair düşünceleriniz neler?
Şu anda, sahada sahiplenme doğrultusunda hayır’ın, psikolojik bir hegemonyası var. Az öncede söyledim: Evet’çiler o psikolojik sahiplenmeden yoksun durumdular. Fakat bunun sandığa yansıması konusunda, şöyle davranmamız lazım: Birincisi, anketlerde, ‘hayır öne çıkıyor’ noktasına çok fazla kapılmamak, biraz daha temkinli olmak gerekiyor. Tabii diğer bir açıdan da, hayır’ın kazanabileceği duygusu var. Çünkü başlangıçta, hayır’ın kazanamayacağı, ne olursa olsun evet’in kazanacağı şeklinde hayır’cılarda bir olgu vardı. Bu olgu yıkılıyor, hayır’ın kazanabileceğine dair bir duygu gelişiyor, ama bu bizi rehavet duygusuna sürüklememeli. Ben hayır’ın kazanacağına inanıyorum, bu düşüncedeyim. Bunu da, boş bir düşünce olduğu için söylemiyorum, toplumdaki genel dalga bunu gösteriyor. Fakat Osmanlı’da oyun çoktur, doğrusunu söylemek gerekirse de, biz bu oyunları boşa çıkartacağız. Ama evet’in kazanması, gerçek bir kazanma manasına gelmeyecek. Yani evet kazanırsa, çok az bir farkla kazanacak ki bu da kazanma manasına gelmez. Bir ‘Pirus Zaferi’ olur. Çünkü bu basit bir Anayasa değişikliği değil. Hem sistem hem de rejim değişikliğini içeren bu değişiklik, geçerse az bir oyla geçecek. Ki bu da değişikliğin çok sorgulanmasına ve meşruiyetinin çok tartışılmasına neden olur. Bire bir, aynı şeylere tekabül etmese de, 12 Eylül Anayasası, yüzde 92’le geçmesine rağmen yıllarca konuşuldu ve tartışıldı. Bir de Anayasa değişikliği OHAL şartlarında, yani bir sivil darbe sürecinde örgütleniyor. Köklü bir değişikliği ancak toplumun yüzde 70’inin oyunu alarak meşru kılabilir, hayata geçirebilirsiniz. AKP, zaten bu topa girerek, baştan kaybetti diye düşünüyorum. Az önce de söyledim, hayır kazanacak, AKP’de kazanamayacağı bir kavganın içine girdiklerini düşünüyorum.

alper-tas-hayir-da-demokrasiyi-kazanma-umudu-var-253268-1.

» Evet’in savunulabilir bir argümanı yok. Bu yüzden de AKP, etkin bir propaganda yürütemiyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Dikkat ederseniz, Cumhurbaşkanı da Anayasa değişiklik paketinin içerisinde, 18 yaşın seçilme hakkını öne çıkartarak, evet kampanyası yürütmeye çalışıyor. 18 maddelik değişiklikte, ele avuca sığacak tek madde bu. Kaldı ki, biz ÖDP olarak 1996 yılında kurulduk, programımızda zaten bu hak var. Fakat bu başka bir şey. Diğer maddeler konusunda zihin açıcı, insanları ikna edici herhangi bir şey söyleyemiyor. Bir de yaşanmış bir gerçeklik var: Biz ilk kez referandumu yaşamıyoruz. 2010 yılında da bir referandum yaşadık. 2010 yılında ortaya koydukları argümanlarla, şimdi ortaya koydukları argümanlar hemen hemen aynı. O dönem dağıtılan evet broşürlerine bakın, bir de şimdikilere bakın. Aynı şeyleri söylüyorlar. O zaman yanlarına yalancı şahit Fethullah Gülen’i almışlardı, şimdi ise yalancı şahit olarak Devlet Bahçeli’yi aldılar yanlarına. Fakat buranın altını çizmek, ayırmak gerekiyor; Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) demiyorum, Bahçeli diyorum. Çünkü bu bir Bahçeli-Erdoğan anayasa değişiklik paketidir. 2010’da evet çıktığında memleketin, demokrasiye değil, ileri demokrasiye geçeceğini söylediler, sonuç ortada.

Ekonomi büyüyecek, prangalardan kurtulacak, zenginlik olacak, işsizlik ve yoksulluk olmayacak dediler. Hani nerede? Darbeciliğe karşı, zihniyetleri de ortaya çıktı. Biri askeri darbeci, biri sivil darbeci olarak ortaya çıktı. 2010 referandumunu, darbeciliğe karşı tarihe görecek bir süreç olarak görmüşlerdi, memleket darbeden geçilmiyor! Burada da bizim söyleyeceğimiz de net. Sonuçta Meclis bombalandı. Bir darbe sonrasında bombalanan Meclis’e ne yaparsınız, daha fazla yetki vererek, onu güçlendirirsiniz. Darbecilerin yok etmek istedikleri Meclis’i, bunlar Anayasa değişiklik paketiyle fiili olarak yok etmek istiyorlar. Doğal olarak bu darbeyle mücadele değil darbenin yarım bıraktığını sivil olarak hayata geçirmek manasına geliyor. Vekil sayısının 600’e çıkacağını ve bunun ne kadar mühim olduğunu anlatıyorlar. Mesele sayı meselesi değil, vekilin işlevi ne olacak? Vekilin bir hükmü kalmıyor ki… Eskiden en azından seçilenler ve seçenler arasında bir doğrudan ilişkisi vardı. Şimdi ise devasa bir bürokrasi ordusu ortaya çıkmış olacak. Bir de bunu bürokrasi vesayetini yıkmak için yaptıklarını söylüyorlar, bu tam bir yalan! Tam tersine bürokrasinin daniskası geliyor! Bir de, hızlı karar diyorlar. Mesele hızlı karar da değil, kolektif ve doğru karardır. Bunun ne kadar önemli olduğunu 2003 Irak Tezkeresi zamanında gördük. 2003 yılında Erdoğan ve Başkanlık Sistemi olsaydı, Türkiye Irak’ta savaşa girmiş olurdu. Halkımızın bu hızlı karar lafına aldanmaması gerekiyor. Hızlı karar demek; halkı, sınıfı, işçiyi, doğayı, emeği sömürme konusunda, önlerindeki bütün engellerin kaldırılması manasına gelir.

» Hayır neden çok önemli?
Hayır, yeni bir başlangıç manasına geliyor. Değişimin temsilcisi hayır, statükonun taşıyıcı evet. Bunu yenilik olarak sunuyorlar ama bu yenilik değil; tamamen eskiye dönme! İkincisi, hayır halktır, evet devlettir. Bu çok önemli, çünkü AKP daha önce hep şu argümanı kullandı: Halk, millet, devlet. Kendileri halk ve milleti temsil ediyordu, devlet de biz ve CHP zihniyetiydi. Şimdi kendileri devlet, şimdi de devlete karşı halkın ve milletin hayır’ı var! Hayır birleştiricidir, evet ise ayrıştırıcıdır. Evet’in çizgisi toplumu etnik ve mezhepsel temelde bölüyor. Örneğin, en son kullandıkları terörist… Türkiye toplumu, parçalanmış ve bölünmüş bir noktada, bu noktada toplumu yeniden birleştirecek bir çizgiye ihtiyaç var. Bunu evet değil, Hayır çizgisi temsil ediyor. Hayır’da özgürlüğe bir açılma var, evet’te ise faşizmi temsil ediyor. Evet sermayenin dizginsiz bir şekilde doğayı sömürmesi anlamına geliyor, hayır ise buna itiraz ediyor. Özetlemek gerekirse, hayır’da; demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü kazanma umudu var, evet’te ise bunların tam tersi!

» 16 Nisan’da sandıktan hayır çıktığında, Türkiye için neler olacak?
Özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye yeni bir kapı açılacak. Fakat ‘hayırdan devrim olacak’ diye bir beklentiye girmek doğru değil. Emek, eşitlik güçleri daha fazla moral kazanacak; eşitlikçi, özgür, demokratik bir Türkiye’nin önü açılmış olacak. AKP’nin, 7 Haziran sonrasındaki çizgisini, yaptıklarını biliyoruz. Bu siyasal İslamcı rejim inşa etme konusunda, yine yüklemeye çalışacak. Çünkü olmazsa olmaz nokta haline gelmiş bu. Fakat bu siyasal İslamcı rejime karşı, her düzeyde köklü bir mücadeleyi büyütmek bizim görevimiz. Siyasal İslamcı zihniyetle mücadele etmeden, Türkiye’nin geleceği aydınlık olamaz. İnsanlık faşizmden, tek kişi rejiminden çok çekti. Ülkenin geleceği tek bir insanın iradesine teslim edilemez. Böyle bir ülkede; barış, iş ve aş olmaz, kötü olan her şey olur. Memleketin geleceği açısından hayır diyoruz.