Altan Erbulak+30
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Eski Milliyet’in Cağaloğlu’ndaki binasının üçüncü katında uzun koridorun sağdan ikinci odası her sabah aynı ritüelle açılırdı. Kapının kolu hafifçe dıştan tıkırdar, sonra “güm” diye bir tekme ile kapı ardına kadar açılır, ardından da sabah selamı gelirdi:

-Herkes iyi mi arkadaşlar?

Altan Erbulak mesaisine böyle başlardı.

Bazen de onun geldiğini hissedip (her sabah 10.00’da odada olurdu) hazırlık yapardık. Tam tekmelemek için kapı koluna el attığında güçlü bir “Dikkat” çekildikten sonra:

-Birinci bölük emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!

O da bir general edasıyla ritüeli tamamlayıp pencere kenarındaki geniş masasına doğru sert adımlarla yürür, koltuğuna oturur ve kahkahayı patlatırdı:

-Hah, hah, ha… Hastir abi bu ne yaaa?

Askeri hiyerarşi ve törenselliğin komikliğine bu şekilde tepki gösterirdi. Metin Çakmak, Musa Ağacık, Küçük Hasan (Aydın) ve ben, Melih Aşık’ın Açık Pencere ekibini oluşturuyorduk. (Altan Erbulak’tan sonra Ercan Akyol ekibe dahil oldu.)

Onun kahvesi söylemeden gelirdi. Eğer ocağın şefi Dursun abi veya garson Naci gecikirse Altan abi, “Oğlum Nazım kahve yine Yemen’den mi geliyor?” diye tarihi bir uyarı yapar, ben de anında bir kat aşağıdaki çay ocağına iner durumu bildirir dönerdim ki, Altan abinin kahvesi benden önce gelmiş olurdu.

Sabahı böyle başlayan bir çalışma gününün akşamı da ayrı lezzette olurdu. Ama Altan Erbulak akşam seanslarında olmazdı. Çünkü o, gündüzleri Melih Aşık’ın Açık Penceresi’ne ve Milliyet’in ünlü spor sayfasına karikatürler, vinyetler çizer akşam olmadan gazeteden ayrılır, diğer işine doğru yol alırdı. 1980’lerin ikinci yarısında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun as oyuncularından biriydi.

Altan Erbulak’ın hünerleri saymakla bitmeyecek kadar çoktu. Karikatürist, tiyatro ve sinema oyuncusu, tiyatro yönetmeni, mizah yazarı gibi unvanları vardı. Ama o bunları hiç üstlenmez “Ben Altan” der geçerdi. Kendisine hatırı sorulduğunda ise her daim “iyiyim sağ ol” yerine şöyle demeyi ilke edinmişti:

-At gibiyim!

Atları da çok güzel çizerdi. O kadar ki, aynı kuşaktan (1950 Kuşağı) yakın arkadaşı Bedri Koraman odaya gelir, her çizdiği at için ayrı bir iltifat ederdi.

Bedri Koraman ile birlikte Babıali’nin bir başka gazetesinde çalışırken dönemin diğer ünlü çizerleri de orada ve aynı odalardır. Birbirlerine not yazmak için kağıtları değil, oda duvarlarını kullanmaktadırlar. Sonunda duvarlarda yazı yazacak yer kalmaz. Müessese müdürü bir pazar günü haylazlar yokken odayı bir güzel beyaza boyatır, onlara sürpriz yapar. Pazartesi günü öğlenden sonra odaya gelir. Ve beyaz duvarlar üzerinde siyah boyalı ayakkabı tabanı ile bir tur atılmış, hatta tavandan da geçilmiş hali görünce sinirden kıpkırmızı olup çekip gider. Altan abiye ait olan bir çalışma o yıllarda “performans” uygulaması hayatımıza girmediğinden yeterince taktir görmez gazete yönetimince…

Hoş, bu türden incelikler şimdilerde de farklı değil ya!..

Altan Erbulak, Milliyet’e başlayacağı ilk günü büyük bir keyifle anlatırdı. Sabah kapıdan giriyor. Resepsiyondaki hanım “Buyurun kime gelmiştiniz?” diye soruyor. Altan abi de gayet ciddi cevap veriyor
-Altan Erbulak’a geldim!

Kadıncağız Spor Servisi’ni arayıp sorduktan sonra bizimkine dönüyor:

-Altan Bey henüz gelmemiş efendim, şuraya oturup bekleyin size çay söyleyeyim.

Aradan yaklaşık bir saat geçiyor. Kapıdan Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi giriyor. Doğruca Altan abiye yönelip “Ne yapıyorsun burada?” deyince görevli atılıyor:

-Beyefendi Altan Erbulak’a geldi efendim!

-Allah iyiliğini versin kızım Altan Erbulak bu işte!

Altan abi oyuncu idi. Oyun oynamayı da çok ciddiye alırdı. Görevli kız için bu oyunu oynamış ve bunun için de bir saat beklemeyi göze almıştı.

Altan Ebulak’ın eşi Füsun Erbulak ölümünden sonra yazdığı veda yazısında “Altan sonraki yılların insanıydı” demişti.
Altan abiyi 1 Mayıs 1988’de kaybettik. Üzerinden tam 30 yıl geçti. Füsun’un işaret ettiği “sonraki yıllar” geldi. Bugün baktığımızda Altan Erbulak “daha daha sonraki yılların insanıydı” dememiz gerekiyor. Çünkü ülkemiz onun ölümünden sonra 30 yıl ileriye gidemedi. Sadece onu yitirdiğimiz gün olan 1 Mayıs itibarıyla tarihe not düşebiliriz:

“Altan Erbulak+30!..”