Altın Palmiye yarışı
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU
Geçen haftadan bu yana sinema dünyasının kalbi Cannes’da atıyor. Yarışma filmlerinin Cannes’da eleştirmenler tarafından nasıl karşılandığına kısaca bir göz atalım.

69. Cannes Film Festivali’nde ödüller pazar günü sahiplerini bulacak. Yarışmadaki filmlerin yarısından fazlası gösterilmiş durumda ve pazar günü ödüllere uzanacak filmler de yavaştan kendini belli etmeye başladı. Gösterimi gerçekleşmiş filmler arasında şimdilik ön plana çıkan film Maren Ade’nin ‘Toni Erdmann’ı oldu. En son 2009’da ‘Alle Anderen’le karşımıza çıkan Alman yönetmenin 7 yıllık suskunluğuna değmiş diyebiliriz. Eleştirmenleri mest eden ‘Toni Erdmann’ın pazar gecesi mutlaka bir ödül kazanacağını söyleyebiliriz.

Jürinin nasıl yaklaşacağı bir soru işareti olabilir ama ‘Paterson’ ile usta yönetmen Jim Jarmusch’un uzun süredir çektiği en iyi filmine imza attığı kesin. Titizlikle yönetilmiş olan ve her sahnesinde Adam Driver’ın nüanslı performansıyla ışıldayan film, Jarmusch’un filmografisindeki klasiklerin yanına yerleşmekte zorlanmayacaktır. Cannes’daki eleştirmenlerden yıldızlı pekiyi alan filmin adını yıl boyunca da duymaya haklı olarak devam edeceğiz. Geçen seneki gibi sürpriz tercihlerle dolu bir ödül töreni izleyecek miyiz bilinmez ama daha önce defalarca Altın Palmiye için yarışan Jarmusch’un filminin de eli boş dönmeyeceği kesin gibi.

Romen Yeni Dalga’sının öncü yönetmenlerinden Cristi Puiu’nun son filmi ‘Sieranevada’ ise eleştirmenlerden tam not alan bir başka film oldu. Yarışmanın 3 saat uzunluğunda filmlerle dolu olduğu bir senede, Puiu gibi film uzunluğunu hikâye anlatımının adeta asal bir parçası olarak kullanmayı başaran bir yönetmenin avantaj yaşayacağı aşikâr. En İyi Yönetmen veya Jüri Özel Ödülü gibi dallarda ‘Sieranevada’nın adını duyabiliriz. Her ne kadar bazı eleştirmenler tarafından beğenilmese de Ken Loach’un son filmi ‘I, Daniel Blake’ de yarışmanın etkileyici filmlerindendi. İzleyiciye geçirdiği duygusal gücüyle usta yönetmenin filmi çeşitli dallarda ödül kazanmaya yakın olabilir.

Jürinin eleştirel değerlendirmelere yakın durması durumunda ‘Aquarius’ da Pazar gecesi ödülsüz dönmeyecek filmlerden. Gelecekte adını daha sık duyacağımız çok yetenekli bir yönetmen olan Brezilyalı Kleber Mendonca Filho, ikinci uzun metrajında parmak ısırtan bir yönetmenlik sergiliyor. Bu filmin ödüle en yakın durduğu dallar ise En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Senaryo diyebiliriz.

altin-palmiye-yarisi-139428-1.

Yükselişteki Yönetmenler ve Ustalar

Altın Palmiye yarışına yabancı olmayan usta yönetmenler arasında Dardenne kardeşlerin, Brillante Mendoza’nın, Pedro Almodovar’ın ve Bruno Dumont’un filmleri çok da iyi eleştiriler almadı. ‘Red Road’, ‘Fish Tank’ gibi ilk filmleriyle tüm sinemaseverlerin dikkatini çeken Andrea Arnold’un; Cannes Film Festivali’nin sevgilisi diyebileceğimiz genç yönetmen Xavier Dolan’ın; ‘Stranger by the Lake’ ile çıkış yakalayan Alain Guiraudie’nin; Amerika’nın en dikkat çekici genç yönetmenlerinden Jeff Nichols’ın yarışmadaki filmlerinin, eleştirmenlerin gözünde beklentilerin altında kaldığını söyleyebiliriz. Orta karar eleştiriler alan bir diğer film ise ‘İhtiyar Delikanlı’ (Oldboy) ile tanınan Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook’un son filmi ‘The Handmaiden’. Bu filmler belirli dallarda ödül kazanabilir ancak bir sürpriz olmadıkça Altın Palmiye’ye uzak görünüyorlar. Bu listeye yarışmadaki ilk gösterimini bugün gerçekleştirecek olan Nicolas Winding Refn’in son filmi ‘The Neon Demon’ da eklenebilir. Stilize bir anlatımı her daim hikâyenin önüne geçiren Refn’in filminin eleştirmenleri yeterince tatmin edeceğini düşünmek hayal olur. Bu filmlerin yarışmanın çıtasının altında kaldığı bir gerçek olsa da, George Miller başkanlığındaki bir jürinin cesur tercihlerde bulunabileceğini de unutmamak gerekiyor.

Henüz gösterimi gerçekleşmeyen filmler arasında Asghar Farhadi, Cristian Mungiu gibi ödüllü yönetmenlerin son filmleri var. Bu iki yönetmenin filmlerinin yarışmadaki tabloyu değiştirebileceğini unutmamak gerek. Ancak asıl sürpriz ise bir süredir formdan düştüğü düşünülen Hollanda asıllı yönetmen Paul Verhoeven’den gelebilir. Yönetmenin son filmi ‘Elle’nin çok iyi olduğuna dair duyumlar Cannes’ı sarmış durumda. Sean Penn’in yönettiği ‘The Last Face’ ise yarışma için şimdilik bir kapalı kutu… Jürinin eğilimlerindeki sürpriz faktörünü bir tarafa bırakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Gösterimini henüz gerçekleştirmeyen filmlerin, büyük bir ödül kazanmak için öncelikle ‘Toni Erdmann’ ve ‘Paterson’un yükseklere yerleştirdiği çıtayı yakalaması gerekiyor.